Bazı aşklar vardır, kavuşamamaktan ibarettir; bazılarıysa kavuşamamayı makus bir kader değil, bir imge hâline getirir. Pyramus ile Thisbe’nin hikâyesi, tam da bu ikinci sınıfa dahildir. Onlar, birbirlerine ulaşamayan iki beden olmaktan ziyade, aralarındaki duvarla konuşmayı öğrenmiş iki ruhtur.
Babil’in dut bahçelerinin arasında yükselen aşk; toplumsal yasakların, aile iradelerinin ve erken dönem ahlâkın tezahürüdür. Pyramus ile Thisbe, komşu evlerde, benzer hayatlarda büyürler ama aynı kaderi paylaşmalarına izin verilmez. İşte unutulmaz hikayeleri burada başlar: Aşk, bu kadar yakınken mesafelerde kaybolur.
Duvarın içindeki küçük çatlak, hikâyenin asıl kahramanıdır. Çünkü insanlık tarihi boyunca aşk, hep çatlaklardan sızmıştır. Yasaların, geleneklerin, korkuların kırıkları arasından… Pyramus ile Thisbe’nin sesleri o çatlakta buluşur; kelimeleri ve mekânı aşar. Bu yönüyle hikâye, bedenlerin değil, hislerin yakınlaşmasıdır. Modern dünyanın dijital yalnızlıklarını düşündüğümüzde, bu mit hâlâ ürpertici derecede günceldir: yan yana olup da birbirine dokunamayanların trajedisine benzer.
Kaçış planı rikkatle yapılır; çünkü aşk, bir noktadan sonra var olabilmek için metaetik olmak zorundadır. Dut ağacının altında buluşmak kararlaştırılır: çünkü doğa, insanın koyduğu sınırlara karşı her zaman tarafsızdır. Fakat ahlak, tarafsız değildir. Bir yanlış anlama, bir kan lekesi ve ancak bir aşığın aniden verdiği hüküm… Pyramus’un kendini öldürmesi, yalnızca bir trajedi değil; aşkın, kanıta duyduğu aşırı güvenin sembolüdür. Görmek, bilmek sanılır. Oysa mit bize şunu fısıldar: Aşk, çoğu zaman gördüğümüzden değil, sandığımızdan ölür.
Thisbe’nin dönüşü ise mitin en sessiz ama en ağır anıdır. Sevdiğini ölü bulan kadın, ölümlele yaşamı ayırmaz ve kendi canına kıyar. Burada romantik bir yücelik aramak kolaydır; ama asıl mesele şudur: Bu ölüm, bir teslimiyet değil, bir eşitlik talebidir. Pyramus’un öldüğü yerde yaşamayı reddetmek, aşkın son sözüdür.
Bu hikâyeyi yalnızca “ilk Romeo ve Juliet” olarak okumak, ona haksızlık olur. Shakespeare, bu miti dramatik bir sahneye taşırken; Pyramus ile Thisbe, mitolojik düzlemde kalır. Mit, bireysel psikolojiden çok kolektif bilinçle konuşur. Aşkın toplumsal engeller karşısındaki kırılganlığını anlatır. Yasaklandıkça saflaşan, saflaştıkça tehlikeli hâle gelen bir duygu olarak ele alır aşkı.
Bugün hâlâ duvarlar var. Kimi ideolojik, kimi ekonomik, kimi kültürel. Ve hâlâ insanlar çatlaklardan konuşuyor. Pyramus ile Thisbe, bize şunu hatırlatıyor: Duvarlar yıkılmadan da aşk yaşanır; ama bedeli ağır olur. Çünkü her yasak aşk, bir yanlış anlamaya; her yanlış anlama, bir trajediye biraz daha yakındır.
Belki de bu yüzden bu hikâyeleri bitmez. Çünkü insanlık, duvar örmeyi bırakmadıkça; çatlaklardan konuşan aşklar da susmayacaktır.
