1929 yılında Marc Bloch ve Lucien Febvre tarafından kurulan "Annales d’histoire économique et sociale", tarih yazımında köklü bir epistemolojik kırılmanın habercisiydi. Annales, tarihi; olayların ardışık anlatımı olmaktan çıkarıp, toplumsal yapıların, ekonomik ilişkilerin, zihniyetlerin ve uzun süreli dönüşümlerin incelendiği bir bilim alanına dönüştürme iddiasıyla ortaya çıktı.
Klasik pozitivist tarih anlayışı; kahramanlar, savaşlar ve diplomatik metinler etrafında şekillenmişti. Annales Ekolü ise bu yaklaşımı metodolojik olarak yetersiz bularak tarihi; yalnızca “ne oldu?” sorusuna değil, “neden böyle oldu?”, “hangi yapılar bunu mümkün kıldı?” ve “bu yapıların değişim hızı nedir?” sorularına cevap verilmesi gereken bir bilim haline getirdi. Bu bağlamda Annales, tarihi tek boyutlu kronolojiden çıkararak çok katmanlı bir analiz alanına taşıdı.
Fernand Braudel’ın meşhur "Longue Durée" (Uzun Süre) kavramı, Annales düşüncesinin metodolojik omurgasını oluşturur. Braudel'ın tarihsel zamanını üç düzeyde incelemem doğru olur: Olaylar zamanı (kısa süreli, yüzeysel), Konjonktürel zaman (orta vadeli ekonomik ve toplumsa dalgalanmalar), Yapılar zamanı (yüzyıllara yayılan, neredeyse hareketsiz görünen zihniyetler ve coğrafi koşullar).
Bu yaklaşım, tarihyazımında bir tür yavaşlatma önerir. Bu nedenle Annales tarihçisi acele edemez; olayların her bakımdan incelenip değerlendirilmesi sağlar. Çünkü tarihte asıl belirleyici olan sessizce işleyen yapılardır: tarım teknikleri, nüfus hareketleri, iklim, beslenme alışkanlıkları, inanç biçimleri, gündelik hayat...
Burada Annales Ekolünün karakteri belirginleşir ve tarih, sosyoloji, ekonomi, coğrafya, antropoloji, demografiyle sistematik biçimde ilişkilendirilir. Nicel veriler, istatistikler ve haritalar tarihçinin bel çantasına dahil edilir. Ancak bu, tarihin insani boyutunun silinmesi anlamına gelmez; bilakis, bireyin tarih içindeki konumu yapılarla ilişkisi içinde yeniden tanımlanır.
Annales’in asıl iddiası şudur: tarih, yalnızca geçmişin anlatımı değil, toplumsal bilimlerin kesişim noktasıdır. Bu nedenle Annales Ekolü, ideolojik tarih yazımına da mesafelidir. Ulusal mitler, kahramanlık anlatıları ve teleolojik ilerleme fikri tek başına bu yaklaşımda yer bulmaz. Tarih, bir “haklılık hikâyesi” değil; karmaşık, çok etkenli ve çoğu zaman da çelişkili süreçlerin analizidir.
Türkiye’de ise bu soruların peşini ilk ciddi şekilde süren tarihçilerden iki tanesi, farklı yollarla ama aynı epistemik merakla hareket eden; Mehmed Fuad Köprülü ve Halil İnalcık'tır.
Köprülü, özellikle edebiyat ve halk kültürü aracılığıyla toplumun zihniyet katmanlarına inmeye çalıştı. Onun yöntemi, bir metni yalnızca veri olarak değil; üretildiği toplumsal bağlamın, kurumların ve kolektif algının bir izdüşümü olarak okumaktı. Halk şiiri, âşıklık geleneği ve sözlü edebiyat sayesinde Köprülü, millet bilinci, toplumsal değerler ve kültürel süreklilikler üzerine uzun perspektifli çıkarımlar yaptı tıpkı Annales’in kültür ve mentaliteler analizine verdiği önem gibi. Köprülü’nün başarısı, metin odaklı okumayı sosyal tarihle bağlamlandırmasıydı: bu sebeple Köprülü'de edebiyat, hem kaynak hem de yapı olarak ele alındı.
Halil İnalcık ise Annales’in "Longue Durée" kavramınıyla ekonomik/toplumsal kurumların analizine yakın duran bir çizgide, Osmanlı arşivlerini sistematik olarak kullandı. İnalcık’ın çalışmaları, tahrir defterleri, kadı sicilleri ve vakıf kayıtları gibi mikro-veri kaynaklarından hareketle tarım ilişkileri, nüfus dinamikleri, vergi ve mülkiyet rejimleri gibi uzun süreli ekonomik yapıların nasıl işlediğini ortaya koydu. Onun tarih yazımı, olayı yapıya bağlayıp, kısa vadeli kırılmaları daha geniş dönüşümlerin içinde okumaya zorladı.
Bugün Annales yaklaşımı eleştirilerden muaf değildir. Kültürel tarih, mikro-tarih ve post-yapısalcı okumalar, Annales’in yapı merkezli perspektifinin bireysel deneyimi ihmal ettiğini ileri sürer. Ancak bu eleştiriler dahi Annales’in açtığı metodolojik alanın içinde yapılmaktadır. Çünkü modern tarihçilik, hâlâ Annales’in sorduğu sorularla düşünür.
Sonuç olarak Annales d’histoire économique et sociale, tarihin yalnızca geçmişi anlatan bir disiplin değil, zamanı anlamaya çalışan bir bilim olduğunu göstermiştir. Bugün hızlı akan dünyada, veriye boğulmuş gündemler arasında Annales’in önerdiği şey hâlâ geçerlidir: "Tarihi anlamak için önce yavaşlamak gerekir."
