Umut Yaşar Abat / Nanoist Şair- Yazar-Felsefeci
Köşe Yazarı
Umut Yaşar Abat / Nanoist Şair- Yazar-Felsefeci
 

YALNIZLIĞIM O KADAR BÜYÜKTÜ Kİ…

Richard Llewellyn'in önemli eserlerinden birisidir; ‘Vadim o kadar yeşildi ki’. Ben de bu esere bir gönderme yaparak başlamak istedim bu yazıya. Richard Llewellyn’ın vadisi ne kadar yeşildi bilmiyorum ama sanırım benim yalnızlığım Richard Llewellyn'in vadisinin yeşilliğini bile içine alacak kadar büyük bir yalnızlık.  Hatta belki de Gabriel García Márquez’in yüz yıllık yalnızlığını bile kuşatacak kadar tarihsel bir yalnızlık. Belki de insana dair ama kimsesiz bir yalnızlık bu. Bu yüzden firari bir yalnızlıktır. Kimin yolunun ne zaman geçeceğini bilmediğim, bilinmediği, bilinemediği bir yalnızlık. Herkesin bir derviş, bir gezgin, bir misafir gibi içersinden gelip geçtiği ama hiç kimsenin vazgeçemediği bir yalnızlık. Büyüklüğü kadar gerçek, yaşanmışlığı kadar hüzünlü ve vazgeçilmeliği kadar tutkulu bir yalnızlık.  İşte bu yüzden kim bulaşsa bu yalnızlığıma müptelası olur. Çaresizliğine çare olur bütün çaresizlerin. Ve sığınacakları bir liman olur kendisinden kaçanların. Bu yüzden sığınırlar bu yalnızlığıma bütün yalnızlar. Bu yüzden bir çocuğun tutunduğu gibi anasının eteklerine, tutunurlar çaresizlik içersinde, çaresiz elleriyle, çaresiz ellerime. Bazen bir ağlama duvarına dönerim. Gözyaşlarıma karışır gözyaşları, yalnızlığıma sığınanların. Ben ağlamasam da ıslanırım. Ben kendimi hep bir başkası sayarım. Ben hep başkaları için yanarım, ağlarım. Başkaları ben olur, ben başkaları olurum, kendimi unuturum, başkaları için bile, bilmediğim fırtınalara kendimi vurur, dipsiz denizlerde boğulurum. Bazen bende yolumu kaybedip o daldan o dala uçar dururum. Sararmış, düşmüş bir yaprak gibi her rüzgârın önünde bir sağa bir sola savrulurum. Uzun zamanlar geçer acılarımın ve ayrılıklarımın üstünden en son kimi sevdiğimi ben de unuturum. Kim en son nerede bırakırsa beni orada durak olurum.  Herkes kendisini başkasında arar, ben kendimde kaybolurum. Sonra yeniden bir anka kuşu gibi küllerimden varolurum. Kendimi kendimde bulurum. Yeni acılara, yeni baharlara, yeni umutlara açarım yelkenlerimi, yeni kederlerle mutlu olurum. İşte o zamanlarımda yine gelir bulurlar beni bütün göçmen kuşlar gibi yüreğinde göç yaraları taşıyanlar. İşte o zamanlarımda yine gelir bulurlar beni sırtlarında yeni bir bıçak yarasıyla yaşayanlar. İşte o zamanlarımda yine gelir bulurlar beni her terk ettiklerinde yine bıraktıkları yerde bir durak gibi onları bekleyeceğimi anlayanlar. İşte o zamanlarımda yine gelir sığınırlar bana, asılırlar bir deli madalyonu gibi, acılarım gibi boynuma. Yine demirleyecek limanları ve binecekleri gemileri ben olurum. Yine ben alırım onları, tükenmiş baharlarım gibi eskitemeden koynuma. Nereye gitsem hep aynı kader, hep aynı keder hiç bitmek tükenmek bilmeden çıkıyor yoluma. Bunu bende anlayamıyorum bazen bu ne garip bir çelişki, bu ne ilginç bir muamma, bu ne tuhaf bir manzara? Ben defalarca tekrarını yaşamaktan usanmadım, onlar defalarca terk etmeden bıkmadılar beni. Duygular dünyasının çelişkileri içersinde yitirdiğim gerçeklik mi, aşk mı yoksa çaresizlik mi, çaresizlere çare olma isteği mi? Belki hepsi, belki de hiçbiri. Ama bunlar yaşananlar, bunların sebebi, sonucu ne olursa olsun neyi değiştirir ki? Ne zaman bir hüzzam şarkı dinlesem, canlanır gözümde o içli hatıralar. Ne zaman albümlere baksam, çıkar karşıma o masum fotoğraflar. Ne zaman yeniden sevecek olsam içimde kanar o eski yaralar. Ne zaman filizlense dallarım üşütür içimi yalnızlıklar, tükenir, kurur içimde yeşillenen baharlar.   Ne zaman kendimi arasam, ruhumun derinliklerinden akar derinliklerime o terk eden, o terkedilmiş gemiler gibi limanlarıma sığınan, demirleyen kadınlar. Uzar bitimsiz bir zaman gibi beni kendime götüren yollar. Not: Ulus’ta Algı Ötesi youtube programlarında felsefe sohbetlerimizi izlemeyi unutmayınız lütfen…     
Ekleme Tarihi: 18 Eylül 2026 -Cuma

YALNIZLIĞIM O KADAR BÜYÜKTÜ Kİ…

Richard Llewellyn'in önemli eserlerinden birisidir; ‘Vadim o kadar yeşildi ki’. Ben de bu esere bir gönderme yaparak başlamak istedim bu yazıya.

Richard Llewellyn’ın vadisi ne kadar yeşildi bilmiyorum ama sanırım benim yalnızlığım Richard Llewellyn'in vadisinin yeşilliğini bile içine alacak kadar büyük bir yalnızlık. 

Hatta belki de Gabriel García Márquez’in yüz yıllık yalnızlığını bile kuşatacak kadar tarihsel bir yalnızlık. Belki de insana dair ama kimsesiz bir yalnızlık bu. Bu yüzden firari bir yalnızlıktır.

Kimin yolunun ne zaman geçeceğini bilmediğim, bilinmediği, bilinemediği bir yalnızlık.

Herkesin bir derviş, bir gezgin, bir misafir gibi içersinden gelip geçtiği ama hiç kimsenin vazgeçemediği bir yalnızlık. Büyüklüğü kadar gerçek, yaşanmışlığı kadar hüzünlü ve vazgeçilmeliği kadar tutkulu bir yalnızlık. 

İşte bu yüzden kim bulaşsa bu yalnızlığıma müptelası olur. Çaresizliğine çare olur bütün çaresizlerin. Ve sığınacakları bir liman olur kendisinden kaçanların.

Bu yüzden sığınırlar bu yalnızlığıma bütün yalnızlar. Bu yüzden bir çocuğun tutunduğu gibi anasının eteklerine, tutunurlar çaresizlik içersinde, çaresiz elleriyle, çaresiz ellerime.

Bazen bir ağlama duvarına dönerim. Gözyaşlarıma karışır gözyaşları, yalnızlığıma sığınanların. Ben ağlamasam da ıslanırım. Ben kendimi hep bir başkası sayarım.

Ben hep başkaları için yanarım, ağlarım. Başkaları ben olur, ben başkaları olurum, kendimi unuturum, başkaları için bile, bilmediğim fırtınalara kendimi vurur, dipsiz denizlerde boğulurum.

Bazen bende yolumu kaybedip o daldan o dala uçar dururum. Sararmış, düşmüş bir yaprak gibi her rüzgârın önünde bir sağa bir sola savrulurum.

Uzun zamanlar geçer acılarımın ve ayrılıklarımın üstünden en son kimi sevdiğimi ben de unuturum. Kim en son nerede bırakırsa beni orada durak olurum.  Herkes kendisini başkasında arar, ben kendimde kaybolurum.

Sonra yeniden bir anka kuşu gibi küllerimden varolurum. Kendimi kendimde bulurum. Yeni acılara, yeni baharlara, yeni umutlara açarım yelkenlerimi, yeni kederlerle mutlu olurum.

İşte o zamanlarımda yine gelir bulurlar beni bütün göçmen kuşlar gibi yüreğinde göç yaraları taşıyanlar.

İşte o zamanlarımda yine gelir bulurlar beni sırtlarında yeni bir bıçak yarasıyla yaşayanlar.

İşte o zamanlarımda yine gelir bulurlar beni her terk ettiklerinde yine bıraktıkları yerde bir durak gibi onları bekleyeceğimi anlayanlar.

İşte o zamanlarımda yine gelir sığınırlar bana, asılırlar bir deli madalyonu gibi, acılarım gibi boynuma.

Yine demirleyecek limanları ve binecekleri gemileri ben olurum. Yine ben alırım onları, tükenmiş baharlarım gibi eskitemeden koynuma.

Nereye gitsem hep aynı kader, hep aynı keder hiç bitmek tükenmek bilmeden çıkıyor yoluma.

Bunu bende anlayamıyorum bazen bu ne garip bir çelişki, bu ne ilginç bir muamma, bu ne tuhaf bir manzara?

Ben defalarca tekrarını yaşamaktan usanmadım, onlar defalarca terk etmeden bıkmadılar beni.

Duygular dünyasının çelişkileri içersinde yitirdiğim gerçeklik mi, aşk mı yoksa çaresizlik mi, çaresizlere çare olma isteği mi?

Belki hepsi, belki de hiçbiri. Ama bunlar yaşananlar, bunların sebebi, sonucu ne olursa olsun neyi değiştirir ki?

Ne zaman bir hüzzam şarkı dinlesem, canlanır gözümde o içli hatıralar.

Ne zaman albümlere baksam, çıkar karşıma o masum fotoğraflar.

Ne zaman yeniden sevecek olsam içimde kanar o eski yaralar.

Ne zaman filizlense dallarım üşütür içimi yalnızlıklar, tükenir, kurur içimde yeşillenen baharlar.  

Ne zaman kendimi arasam, ruhumun derinliklerinden akar derinliklerime o terk eden, o terkedilmiş gemiler gibi limanlarıma sığınan, demirleyen kadınlar. Uzar bitimsiz bir zaman gibi beni kendime götüren yollar.

Not: Ulus’ta Algı Ötesi youtube programlarında felsefe sohbetlerimizi izlemeyi unutmayınız lütfen…   

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Arzu Kök
(18.09.2026 13:29 - #6281)
Bu yalnızlık, aslında kimsesizlikten çok başkalarının yaralarına yer açmış büyük bir yüreğin hikâyesi. Her terk edilişte yeniden var olan, her acıda biraz daha derinleşen bu anlatı; hüznü bile zarif bir edebiyata dönüştürüyor. Kaleminize sağlık; insanın kendisini başkalarında kaybedip yine kendinde bulmasının çok etkileyici bir portresini çizmişsiniz.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.