Umut Yaşar Abat / Nanoist Şair- Yazar-Felsefeci
Köşe Yazarı
Umut Yaşar Abat / Nanoist Şair- Yazar-Felsefeci
 

İLK KADIN FİLOZOFLAR

Değerli canlar,dostlar… Felsefe dünyasındaki filozoflardan kısa kesitlerle de olsa burada bahsediyoruz ama felsefe meraklısı dostlarımız haklı olarak şunu da soruyorlar; ‘kadın filozof yok mu?’ ya da ‘neden kadın filozof yok?’ Dolayısıyla biz de özellikle ilk çağda-antik çağda ve orta çağa kadar olan süre içerisinde yaşamış olan, üzerine konuşulmuş ve nispeten düşünceleri günümüze kadar ulaşmış kadın filozofları kısaca da olsa sizlere tanıtmaya çalışacağız. Daha önceki yazılarımızda söylediğimiz gibi, özellikle ilk çağda kâğıdın icat edilişine kadar ve yaygın olarak kullanışına kadar, yani yaklaşık MÖ.7.yüz yıla kadar, yaşayan yazarların filozofların,kadın-erkek fark etmez, eserlerinin tam ve gerçek metnine ulaşmak ne yazık ki mümkün değil. M.Ö. 7. yüzyılda kâğıdın icadı ve kullanılabilir oranda artmasıyla yazı ile kâğıt buluşmuş saklanabilir-taşınabilir bir niteliğe dönüşmüş, yazının ve kâğıdın birlikteliği sayesinde yazma süreçlerinin önü nispeten açılmıştır. (Bu konuya ilişkin yazdığımız, alt yapı olsun diye, yine burada yayımlanan KÂĞIDINİCADI adlı yazımızı, diğer yazılarımız bölümünden okuyabilirsiniz.) Tarih boyunca felsefe alanında çalışmalar yapan pek çok düşünür ve düşünceleri günümüze kadar ulaşmıştır. Bu noktada felsefi düşünce içeren kitaplarının önemi ve değeriçok büyüktür.Felsefenin temel taşlarını ortaya koyan kişilerin genellikle erkekler olduğu bilinse de, felsefe alanında kadınlar da güçlü bir yere sahiptir. Her ne kadar isimleri tarihin tozlu sayfalarında kalsa da,bazı filozof ve bilim insanı kadınlar, felsefe alanında iz bırakmayı başarmışlardır. Biz de felsefe tarihine damga vurmuş değerli kadın filozofların var olmasından onur duyuyoruz. Aslında filozoflardan bahsederken kadın-erkek olarak ayırmak pek de doğru bir davranış değil. Sonuçta önemli olan düşüncelerdir. Fakat ne yazık ki erkek egemen anlayışın baskınlığından, kadının tarihsel süreçtetoplumdaki yerinin zaman zaman ve hatta günümüzde bile çalışma ve toplumhayatında ikinci planda kalmasından dolayı, filozofik dünyada bile kadınların seslerini duyurmada olanak bulamadıklarını görmekteyiz. Kadınların bilimsel ve felsefi çalışmaları cadılık, büyücülük, hurafe, din dışı olarak itham edilmiş-suçlanmış, eleştirilmiş ve sırf kadın olduklarından dolayı bilim-felsefeve devlet alanlarına girmelerine ket vurulmuştur. Yani kadınların bilim-felsefe ve devlet işlerine girmeleri, toplum hayatında saygın ve zekalarını kullanacakları alanlarda yaşam mücadelesi vermeleri tarihin her döneminde ne yazık ki engellenmiştir. Bütün bu olumsuz koşullara rağmen sesini duyurmuş olan kadınlardan doğuda Hint felsefesi çerçevesinde daha çok mistik-gizemli ve beşeri dinler çerçevesinde sesini duyuran Hindu felsefesi tarihinde Vedik dönem (M.Ö 1100) ve sonrasında iz bırakmış ilk kadın filozofLopamudra’dır.  Lopamudra, dönemin önde gelen iki mısralık Rigveda ilahilerini yazan, felsefi öğretilerini yayan en eski kadın düşünürlerdendir. Ana akım tarih yazımında genellikle göz ardı edilse de, kadınlar felsefe tarihiboyunca felsefe ile uğraşmışlardır.Yine tespit edilen diğer Hint kadın filozoflar şunlardır: Maitreyi(MÖ. 1000), GargiVachaknavi (MÖ. 900), Ghosha (MÖ. 800). Yukarıda dediğimiz gibi Hint kadın filozofların çalışmaları rasyonel bilim ve felsefe çerçevesinde değildir. Hint kadın filozofların çalışmaları ahlak, din ve şiirsel bir dil çerçevesinde yazılmış eserlerdir. Kadın filozofların akla ve bilime dayalı-rasyonel felsefe çalışmaları ise Antik Çağda Yunan Kültürü’nde başlamıştır. Antik Çağdaakıl ve bilim çerçevesinde felsefe yapan kadın filozofların kronolojik sıralaması şöyledir; Filozof ve matematikçi Pisagor'un öğrencisi ve eşi KrotonluTheano, Sokrates'in öğretmeni olduğu rivayet edilen Miletli Aspasia ve yineSokrates'in hocası olduğu iddia edilendiğer kadın filozof M.Ö. 5. yüzyılda yaşamış MantinealıDiotima’dır. Diotima,Platon'un Şölen adlı diyaloğunda, Sokrates'e aşkın ve sevginin felsefesini öğreten bilge rahibe olarak geçer. Ve bir diğer önemli isim İskenderiyeli matematikçi-filozof Hypatia'dır. Yunan felsefesinin bu öncü kadın isimleri, felsefe, matematik ve astronomi alanlarında derin izler bırakmışlardır. Burada filozof Hypatia'ya ayrı bir parantez açarak, bu filozofun önemini ve değerini daha bilinçli bir şekilde ele almak durumunda olduğumuzu vurgulamak istiyoruz. İskenderiyeli Hypatia (yaklaşık olarakM.S. 370-M.S. 415): Antik Çağ'ın en ünlü kadın düşünürü, matematikçisi ve astronomudur. Hypatia, İskenderiye Kütüphanesi'nde felsefe ve bilim dersleri vermiştir.Dönemin siyasi ve dinsel çatışmalarında, felsefe ve bilim çalışmaları yaptığı için hedef haline getirilen Hypatia, Yahudi-Hristiyan ve Pagan din anlayışlarının kendi aralarındaki ve dünya görüşlerindeki çatışmalardan dolayı trajik bir şekilde fundamentalist-kökten dincibir grup tarafından öldürülmüştür. Hypatia, bu yönüyle de tarihe geçmiştir. Bu trajik olay, özellikle Aydınlanma Dönemi’nde oldukça popülerleşmiş ve Hypatia, bir efsane haline gelmiştir. Kimilerine göre gerçek, kimilerine göreyse kurgusal olan bu efsane günümüze kadar ulaşmıştır. Ayrıca İskenderiyeli Hypatia’nın hayatı Agora filmiyle sinemaya aktarılmıştır. Felsefe ve bilim severlerin izlemesini öneririz. Not: Ulus’ta Algı Ötesi youtube programlarında felsefe sohbetlerimizi izlemeyi unutmayınız lütfen…
Ekleme Tarihi: 07 Ağustos 2026 -Cuma

İLK KADIN FİLOZOFLAR

Değerli canlar,dostlar…

Felsefe dünyasındaki filozoflardan kısa kesitlerle de olsa burada bahsediyoruz ama felsefe meraklısı dostlarımız haklı olarak şunu da soruyorlar; ‘kadın filozof yok mu?’ ya da ‘neden kadın filozof yok?’

Dolayısıyla biz de özellikle ilk çağda-antik çağda ve orta çağa kadar olan süre içerisinde yaşamış olan, üzerine konuşulmuş ve nispeten düşünceleri günümüze kadar ulaşmış kadın filozofları kısaca da olsa sizlere tanıtmaya çalışacağız. Daha önceki yazılarımızda söylediğimiz gibi, özellikle ilk çağda kâğıdın icat edilişine kadar ve yaygın olarak kullanışına kadar, yani yaklaşık MÖ.7.yüz yıla kadar, yaşayan yazarların filozofların,kadın-erkek fark etmez, eserlerinin tam ve gerçek metnine ulaşmak ne yazık ki mümkün değil.

M.Ö. 7. yüzyılda kâğıdın icadı ve kullanılabilir oranda artmasıyla yazı ile kâğıt buluşmuş saklanabilir-taşınabilir bir niteliğe dönüşmüş, yazının ve kâğıdın birlikteliği sayesinde yazma süreçlerinin önü nispeten açılmıştır. (Bu konuya ilişkin yazdığımız, alt yapı olsun diye, yine burada yayımlanan KÂĞIDINİCADI adlı yazımızı, diğer yazılarımız bölümünden okuyabilirsiniz.)

Tarih boyunca felsefe alanında çalışmalar yapan pek çok düşünür ve düşünceleri günümüze kadar ulaşmıştır. Bu noktada felsefi düşünce içeren kitaplarının önemi ve değeriçok büyüktür.Felsefenin temel taşlarını ortaya koyan kişilerin genellikle erkekler olduğu bilinse de, felsefe alanında kadınlar da güçlü bir yere sahiptir. Her ne kadar isimleri tarihin tozlu sayfalarında kalsa da,bazı filozof ve bilim insanı kadınlar, felsefe alanında iz bırakmayı başarmışlardır. Biz de felsefe tarihine damga vurmuş değerli kadın filozofların var olmasından onur duyuyoruz.

Aslında filozoflardan bahsederken kadın-erkek olarak ayırmak pek de doğru bir davranış değil. Sonuçta önemli olan düşüncelerdir. Fakat ne yazık ki erkek egemen anlayışın baskınlığından, kadının tarihsel süreçtetoplumdaki yerinin zaman zaman ve hatta günümüzde bile çalışma ve toplumhayatında ikinci planda kalmasından dolayı, filozofik dünyada bile kadınların seslerini duyurmada olanak bulamadıklarını görmekteyiz.

Kadınların bilimsel ve felsefi çalışmaları cadılık, büyücülük, hurafe, din dışı olarak itham edilmiş-suçlanmış, eleştirilmiş ve sırf kadın olduklarından dolayı bilim-felsefeve devlet alanlarına girmelerine ket vurulmuştur. Yani kadınların bilim-felsefe ve devlet işlerine girmeleri, toplum hayatında saygın ve zekalarını kullanacakları alanlarda yaşam mücadelesi vermeleri tarihin her döneminde ne yazık ki engellenmiştir.

Bütün bu olumsuz koşullara rağmen sesini duyurmuş olan kadınlardan doğuda Hint felsefesi çerçevesinde daha çok mistik-gizemli ve beşeri dinler çerçevesinde sesini duyuran Hindu felsefesi tarihinde Vedik dönem (M.Ö 1100) ve sonrasında iz bırakmış ilk kadın filozofLopamudra’dırLopamudra, dönemin önde gelen iki mısralık Rigveda ilahilerini yazan, felsefi öğretilerini yayan en eski kadın düşünürlerdendir.

Ana akım tarih yazımında genellikle göz ardı edilse de, kadınlar felsefe tarihiboyunca felsefe ile uğraşmışlardır.Yine tespit edilen diğer Hint kadın filozoflar şunlardır: Maitreyi(MÖ. 1000), GargiVachaknavi (MÖ. 900), Ghosha (MÖ. 800). Yukarıda dediğimiz gibi Hint kadın filozofların çalışmaları rasyonel bilim ve felsefe çerçevesinde değildir. Hint kadın filozofların çalışmaları ahlak, din ve şiirsel bir dil çerçevesinde yazılmış eserlerdir.

Kadın filozofların akla ve bilime dayalı-rasyonel felsefe çalışmaları ise Antik Çağda Yunan Kültürü’nde başlamıştır. Antik Çağdaakıl ve bilim çerçevesinde felsefe yapan kadın filozofların kronolojik sıralaması şöyledir;

Filozof ve matematikçi Pisagor'un öğrencisi ve eşi KrotonluTheano, Sokrates'in öğretmeni olduğu rivayet edilen Miletli Aspasia ve yineSokrates'in hocası olduğu iddia edilendiğer kadın filozof M.Ö. 5. yüzyılda yaşamış MantinealıDiotima’dır. Diotima,Platon'un Şölen adlı diyaloğunda, Sokrates'e aşkın ve sevginin felsefesini öğreten bilge rahibe olarak geçer.

Ve bir diğer önemli isim İskenderiyeli matematikçi-filozof Hypatia'dır. Yunan felsefesinin bu öncü kadın isimleri, felsefe, matematik ve astronomi alanlarında derin izler bırakmışlardır.

Burada filozof Hypatia'ya ayrı bir parantez açarak, bu filozofun önemini ve değerini daha bilinçli bir şekilde ele almak durumunda olduğumuzu vurgulamak istiyoruz.

İskenderiyeli Hypatia (yaklaşık olarakM.S. 370-M.S. 415): Antik Çağ'ın en ünlü kadın düşünürü, matematikçisi ve astronomudur. Hypatia, İskenderiye Kütüphanesi'nde felsefe ve bilim dersleri vermiştir.Dönemin siyasi ve dinsel çatışmalarında, felsefe ve bilim çalışmaları yaptığı için hedef haline getirilen Hypatia, Yahudi-Hristiyan ve Pagan din anlayışlarının kendi aralarındaki ve dünya görüşlerindeki çatışmalardan dolayı trajik bir şekilde fundamentalist-kökten dincibir grup tarafından öldürülmüştür. Hypatia, bu yönüyle de tarihe geçmiştir.

Bu trajik olay, özellikle Aydınlanma Dönemi’nde oldukça popülerleşmiş ve Hypatia, bir efsane haline gelmiştir. Kimilerine göre gerçek, kimilerine göreyse kurgusal olan bu efsane günümüze kadar ulaşmıştır. Ayrıca İskenderiyeli Hypatia’nın hayatı Agora filmiyle sinemaya aktarılmıştır. Felsefe ve bilim severlerin izlemesini öneririz.

Not: Ulus’ta Algı Ötesi youtube programlarında felsefe sohbetlerimizi izlemeyi unutmayınız lütfen…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.