Değerli canlar, dostlar…
Bugünkü yazımızda atasözleri ile aforizmaların farkını vurgulayarak, kendi yazdığımNanoist Aforizmalar adlı kitabımdan alıntılar sunacağım.
Atasözleri ve aforizma arasındaki en temel farklar kim tarafından söylendikleri, bu sözlerinkaynağı ve amaçlarıdır. Atasözleri halkın ortak malı olan anonim öğütlerdir ve yazarı belli olmayan sözlerdir. Aforizmalar (özsözler, özlü sözler, özdeyişler) ise belli bir yazara veya düşünüre ait bireysel bilgelik ve gözlem sözleridir. Her ikisi de kısa, öz ve anlam derinliği güçlü olan söz sanatlarıdır.
aşk ve sevgi üstüne…
sevip de ulaşmak istiyorsan, sen şair değilsin...
gel diyor da gitmiyorsan, sen hasret değilsin...
herkes yanındayken bile uzak değilse, sen gurbet değilsin…
kendi varlığın içinde parçalanmışsan, sen vahdet değilsin…
ve birlik içerisinde yoksan, sen kesret bile değilsin…
yolcuyum deyip de gitmesini bilmiyorsan, sen hicret değilsin...
vakti geldiğinde bir adım uzaksan menzile, sen vuslat değilsin...
herkes ayak basıp geçerken üstünden, sen geçemiyorsan kendinden, sen sırat değilsin...
herkesin savrulduğu uçurumlara, uçurum olamıyorsan, sen serhat değilsin...
sanat, edebiyat ve felsefeye üstüne…
dünya nimetleri hayatımın hiç bir döneminde bana hitap etmedi... sadece fiziki bir nesne, bir karın tokluğu ve ev denilen kendi yalnızlığına çekileceğimiz bir barınak, bir sığınak olmadan başka hiç bir anlam ifade etmedi... ne kendime göre bir değerler dünyası buldum ne de öyle bir değerler dünyası kurdum... ama bunlar güzel olanı ve güzel hayatı yaşamadığım ya da mutlu olmayı, yaşamayı bilmediğim anlamına gelmez… sadece bu nesnelerin hayatımda bir anlamının olmadığı ve onlara bir değer gözüyle bakamadığım anlamına gelir...
***
nanoist diyor ki; geç anlayıp uzun anlatanlar bizden değildir...
***
zaman, istesen de dışında olamayacağın şeydir... zaman, istesen de ulaşamayacağın şeydir... zaman, istesen de terk edemeyeceğin şeydir... zaman, istesen de birlikte yaşayamayacağın şeydir...
özgürlük, irade ve vicdan üstüne…
vicdan, insanın özgürlük evidir… orada huzur bulamayan hiçbir yerde huzur bulamaz…
***
insan olmak, özgür olmaktır... özgürlüğün bilincinde olmayan, insanlığın da bilincinde olamaz...
***
iki büyük esaret vardır: vicdan ve öfke... vicdanınızın esiri olursanız iyi niyetiniz suiistimal edilir… öfkenizin esiri olduğunuzda da gerçekleri göremeyecek kadar kör olursunuz...
toplum, tarih ve devlet üstüne…
-kimler ölümsüzdür siz bilir misiniz diye sordu…
-dedi ki; nesnelere değil yüreklere, gönüllere yazılı olanlar ölümsüzdür… sevilmeye ihtiyacı olanlar, kendini zorla sevdirenler değil, eğer sevmezsek biz biz olamayacağız dediğimiz insanlar ölümsüzdür... ve hatta hiç kimsenin ama hiç kimsenin sevgisine ihtiyaç duymadan, tarihin ve zamanın sonsuzluğuna, tarih şuuruna gömülenler ölümüzdür...
***
tarih bilinci, ben bilincidir... işte buradaki ben, intersubjektif (öznelerarası) bir ben'dir, tekbencilik anlamında (solupsist) bir ben değildir... dolayısıyla ben'in tarihi sadece kişinin değil bir toplumun, bir devletin, beni ben yapan bir tarihin ben’idir... bu bilinçten mahrum bir varlığın tarihi olmadığı gibi kimliği ve kişiliği de olmaz...
