Umut Yaşar Abat / Nanoist Şair- Yazar-Felsefeci
Köşe Yazarı
Umut Yaşar Abat / Nanoist Şair- Yazar-Felsefeci
 

NEDEN ÇOCUKLUĞUMUZ?

Böyle bir başlık atarken bile çocukluğuma gidiyorum. İlkokul Türkçe kitabımızda ‘Niçin Bocaladım’ başlıklı bir okuma metni vardı. Denize ya da göle girmiş, yüzmek bilmeyen bir çocuğun başarısızlıklarını, çırpınışlarını anlatıyordu, hatırladığım kadarıyla. Bu yüzden bocalıyordu çocuk. Şimdi ne zaman başarısızlıkla karşılaşsak ya da ne zaman bilmediğimiz bir işin içerisine girsek, yüzmek bilmeyen bir çocuğun denize girmesi gibi, bocalıyoruz ve can havliyle bir kurtuluş yolu arıyoruz, bu bocalamanın sebeplerini araştırıyoruz, arıyoruz. İşte hemen orada çocukluğumuz geliyor aklımıza. Yaşadığımız süreçteki tecrübesizliğimizin, başarısızlıklarımızın ve duygusal kırıntılarımızın sebebini, kökünü hep orada, çocukluğumuzda arıyoruz. Bütün psikologların, psikiyatristlerin olmazsa olmazıdır; yaptıkları bir ruhsal çözümlemede çocukluğumuza inmek, çocukluğumuzu irdelemek, bugünkü yaşadığımız özellikle problemli olayların ve olguların temelinde çocukluğumuzda aldığımız yasakçı, baskıcı darbelerin izlerinin olduğunu ileri sürmek, yine bu olayların ve olguların çözümlerini de bilinç altına itilmiş duygu dünyamızda, ruhsal dünyamızda aramak. Psikologların ve psikiyatristlerin dışında birçok edebiyatçı, felsefeci, toplum bilimci bu çocukluk ve çocukluğa inme konusunu eserlerinde işlemektedirler. Benim düşünce dünyam da bu saydığım alanların bir karışımı olduğu için haliyle benim de yazılarımda, şiirlerimde çocukluk teması işlediğim konulardandır. Ve sıkça karşılaştığım bir soru; Neden çocukluğunuz/muz? Çocukluğu hep masumluğun, saf bir temizliğin, samimi bir içtenliğin, günahsızlığın ve bazen duygusal bir yalnızlığın sembolü olarak ele almışımdır, birçok yazar gibi. Ancak bir filozof ve aynı zamanda din adamı(papaz) aziz Augustinus var ki çocukluğun hiç de düşündüğümüz gibi arınmışlık, masumluk taşımadığını ileri sürmektedir. Aziz Augustinus ‘İtiraflar’ adlı eserinde çocukluğunda kendi yaşlarındaki bazı kafadar arkadaşlarıyla, karnı aç olmadığı ve kendi ailesinin bahçesinde daha iyi armutları olduğu halde komşularının armut ağaçlarını yağma ettiklerini itiraf etmektedir. Augustinus bu davranışını bütün bir hayatı boyunca inanılmaz ve affedilmez bir kötülük saymıştır. Bu yüzden kendisini hep bir günahkâr olarak hissetmiştir. Ruhunun böyle bir davranışta bulaşmasını aşağılık, kötülük, günahkarlık ve bir uçurumdan düşmüşlük, bir düşkünlük olarak nitelendirmiştir. Bundan dolayı da çocukluğumuzu hiç de sanıldığı gibi iyimser bir masumiyet ve saflık taşımayan, ilk günahlara bulaştığımız zamanlar olarak değerlendirmektedir. Bu çocuksu davranışı bir günahkarlık boyutuyla ele almak psikolojik boyutuyla bir hastalık mıdır, yoksa olayı abartmak mıdır?!bilmiyorum. Çünkü çocuk olduğumuz zaman bütün bunları sorgulayacak bir zihinsel yetimiz yok. Büyüdüğümüzde de artık çocuk değiliz ve üstünden yıllar geçen birtakım olayları ve olguları o anki, yani çocukluğumuzdaki, algılayış gücümüzle ifade etmemizin mümkün olmadığı kanaatini taşımaktayım. Bel ki de çocukluğun bilinçsizliğine, masumiyetine, saflığına ve sorumsuzluğuna sığınarak yaptığımız hatalara kılıf uyduruyoruz bugün. Yani Augustinus’un deyişiyle günahkarlığımızı çocukluğumuza, çocukluğumuzun saflığına, yalınlığına sığınarak belki de örtmeye çalışıyoruz! Geçmişi saf bir bilinçsizlikle, bugünü ise geçmişte zihnimize mührünü vuran baskıların ve yasakların etkisiyle açıklama girişimi, yani psikiyatristlerin ve psikologların yaptığı gibi. Yani bulduğumuz bütün limanlara sığınma girişimi, işimize geldiği gibi! Sizi acıtıyor muyum, kanatıyor muyum bunları söylerken bilmiyorum ama, kendim de bunları söyleyecek bir cesaretimin olduğunu görmem bile umut veriyor bana. Eğer mümkünse gerçekleri söyleme adına… Günahlarımızın, suçlarımızın ve hatalarımızın neler olduğunu bilmesek de, bilip söylemesek de günahkâr, suçlu ve hatalı olduğumuzu söyleyecek kadar cesaretli bir yüreğe sahip olma adına… Kendimize, bilincimize gittikçe karanlıklaşmayan, yalanlamayan, yalanlanmayan orada öylece olduğu gibi algılanan ve algılatan gerçeklik adına… Çocukluğun saflığına, masumluğuna sorumsuzluğuna sığınmada, içten, samimi bilinçli bir çocukluğun bunu içimizde taşıdığımıza inanmakla. Dedim ya ne kadar günahkârız ne kadar suçlu ne kadar hatalıyız bu hayatta bunca acı, bunca ihtiras, bunca bencillik, bunca aşk yaşadıktan sonra bilmiyorum ama yine de en büyük, en uzun yolculuk kendimize, kendi bilincimize giden yolu göze almaktır, kendimizi anlamak ve kendimizi açıklamak için sığınmadan çocukluğumuza… ‘Sorgulanmamış hayat, hayat değildir ve yaşanmaya değmez’ diyordu, filozof Sokrates. Bundan dolayı en büyük sorgulama, kendi kendimizi sorgulamaktır bu hayatta, yaşadıklarımız, yaşattıklarımız, acılarımız, aşklarımız, hatalarımız, suçlarımız ve günahlarımız adına.
Ekleme Tarihi: 09 Ekim 2026 -Cuma

NEDEN ÇOCUKLUĞUMUZ?

Böyle bir başlık atarken bile çocukluğuma gidiyorum. İlkokul Türkçe kitabımızda ‘Niçin Bocaladım’ başlıklı bir okuma metni vardı. Denize ya da göle girmiş, yüzmek bilmeyen bir çocuğun başarısızlıklarını, çırpınışlarını anlatıyordu, hatırladığım kadarıyla. Bu yüzden bocalıyordu çocuk.

Şimdi ne zaman başarısızlıkla karşılaşsak ya da ne zaman bilmediğimiz bir işin içerisine girsek, yüzmek bilmeyen bir çocuğun denize girmesi gibi, bocalıyoruz ve can havliyle bir kurtuluş yolu arıyoruz, bu bocalamanın sebeplerini araştırıyoruz, arıyoruz. İşte hemen orada çocukluğumuz geliyor aklımıza.

Yaşadığımız süreçteki tecrübesizliğimizin, başarısızlıklarımızın ve duygusal kırıntılarımızın sebebini, kökünü hep orada, çocukluğumuzda arıyoruz.

Bütün psikologların, psikiyatristlerin olmazsa olmazıdır; yaptıkları bir ruhsal çözümlemede çocukluğumuza inmek, çocukluğumuzu irdelemek, bugünkü yaşadığımız özellikle problemli olayların ve olguların temelinde çocukluğumuzda aldığımız yasakçı, baskıcı darbelerin izlerinin olduğunu ileri sürmek, yine bu olayların ve olguların çözümlerini de bilinç altına itilmiş duygu dünyamızda, ruhsal dünyamızda aramak.

Psikologların ve psikiyatristlerin dışında birçok edebiyatçı, felsefeci, toplum bilimci bu çocukluk ve çocukluğa inme konusunu eserlerinde işlemektedirler.

Benim düşünce dünyam da bu saydığım alanların bir karışımı olduğu için haliyle benim de yazılarımda, şiirlerimde çocukluk teması işlediğim konulardandır. Ve sıkça karşılaştığım bir soru; Neden çocukluğunuz/muz?

Çocukluğu hep masumluğun, saf bir temizliğin, samimi bir içtenliğin, günahsızlığın ve bazen duygusal bir yalnızlığın sembolü olarak ele almışımdır, birçok yazar gibi.

Ancak bir filozof ve aynı zamanda din adamı(papaz) aziz Augustinus var ki çocukluğun hiç de düşündüğümüz gibi arınmışlık, masumluk taşımadığını ileri sürmektedir.

Aziz Augustinus ‘İtiraflar’ adlı eserinde çocukluğunda kendi yaşlarındaki bazı kafadar arkadaşlarıyla, karnı aç olmadığı ve kendi ailesinin bahçesinde daha iyi armutları olduğu halde komşularının armut ağaçlarını yağma ettiklerini itiraf etmektedir.

Augustinus bu davranışını bütün bir hayatı boyunca inanılmaz ve affedilmez bir kötülük saymıştır. Bu yüzden kendisini hep bir günahkâr olarak hissetmiştir. Ruhunun böyle bir davranışta bulaşmasını aşağılık, kötülük, günahkarlık ve bir uçurumdan düşmüşlük, bir düşkünlük olarak nitelendirmiştir.

Bundan dolayı da çocukluğumuzu hiç de sanıldığı gibi iyimser bir masumiyet ve saflık taşımayan, ilk günahlara bulaştığımız zamanlar olarak değerlendirmektedir.

Bu çocuksu davranışı bir günahkarlık boyutuyla ele almak psikolojik boyutuyla bir hastalık mıdır, yoksa olayı abartmak mıdır?!bilmiyorum.

Çünkü çocuk olduğumuz zaman bütün bunları sorgulayacak bir zihinsel yetimiz yok. Büyüdüğümüzde de artık çocuk değiliz ve üstünden yıllar geçen birtakım olayları ve olguları o anki, yani çocukluğumuzdaki, algılayış gücümüzle ifade etmemizin mümkün olmadığı kanaatini taşımaktayım.

Bel ki de çocukluğun bilinçsizliğine, masumiyetine, saflığına ve sorumsuzluğuna sığınarak yaptığımız hatalara kılıf uyduruyoruz bugün. Yani Augustinus’un deyişiyle günahkarlığımızı çocukluğumuza, çocukluğumuzun saflığına, yalınlığına sığınarak belki de örtmeye çalışıyoruz!

Geçmişi saf bir bilinçsizlikle, bugünü ise geçmişte zihnimize mührünü vuran baskıların ve yasakların etkisiyle açıklama girişimi, yani psikiyatristlerin ve psikologların yaptığı gibi. Yani bulduğumuz bütün limanlara sığınma girişimi, işimize geldiği gibi!

Sizi acıtıyor muyum, kanatıyor muyum bunları söylerken bilmiyorum ama, kendim de bunları söyleyecek bir cesaretimin olduğunu görmem bile umut veriyor bana. Eğer mümkünse gerçekleri söyleme adına…

Günahlarımızın, suçlarımızın ve hatalarımızın neler olduğunu bilmesek de, bilip söylemesek de günahkâr, suçlu ve hatalı olduğumuzu söyleyecek kadar cesaretli bir yüreğe sahip olma adına…

Kendimize, bilincimize gittikçe karanlıklaşmayan, yalanlamayan, yalanlanmayan orada öylece olduğu gibi algılanan ve algılatan gerçeklik adına…

Çocukluğun saflığına, masumluğuna sorumsuzluğuna sığınmada, içten, samimi bilinçli bir çocukluğun bunu içimizde taşıdığımıza inanmakla.

Dedim ya ne kadar günahkârız ne kadar suçlu ne kadar hatalıyız bu hayatta bunca acı, bunca ihtiras, bunca bencillik, bunca aşk yaşadıktan sonra bilmiyorum ama yine de en büyük, en uzun yolculuk kendimize, kendi bilincimize giden yolu göze almaktır, kendimizi anlamak ve kendimizi açıklamak için sığınmadan çocukluğumuza…

‘Sorgulanmamış hayat, hayat değildir ve yaşanmaya değmez’ diyordu, filozof Sokrates. Bundan dolayı en büyük sorgulama, kendi kendimizi sorgulamaktır bu hayatta, yaşadıklarımız, yaşattıklarımız, acılarımız, aşklarımız, hatalarımız, suçlarımız ve günahlarımız adına.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.