Umut Yaşar Abat / Nanoist Şair- Yazar-Felsefeci
Köşe Yazarı
Umut Yaşar Abat / Nanoist Şair- Yazar-Felsefeci
 

İLK BÜYÜK TÜRK FİLOZOFU: FARABİ

Değerli canlar, dostlar…    Bugüne kadar 2500 yıllık sistematik felsefe tarihinde dünya çapında iki büyük Türk filozof yetiştirdik; Farabi ve İbni Sina… Bu yazımızda Farabi’yi kısaca tanıtmaya çalışacağız. Farabi (870-950) yılları arasında yaşamış ilk Türk filozofudur. Latin dünyasında Alfarabius olarak tanınan Ebu Nasr el-Farabi el-Türkî, isminden de anlaşılacağı üzere bir Türk filozofudur. Kırgızistan’ın Farab (Ottar) kentinde doğduğu için kendisine ‘Farabi’ denilmiştir. Büyük Türk düşünürlerin ilki olan Farabi, bilim ve felsefesini, Ortaçağ Doğu ve Batı dünyasına aktaracak olgunluğa erişmek için de pek tabii olarak, kendisinden önceki bilim ve fikir adamlarının öğretilerinden beslenmiştir. Felsefeden mantığa, astronomiden müziğe çok alanda eğitim almış ve poliglot (çok dil bilen, 5-6 dil bildiği söyleniyor) bir filozofumuzdur.   Farabi, eğitim hayatını tamamladıktan sonra bir süre kadılık (hâkimlik) görevi yapmıştır. Kaynaklarda, ilim ve kültürle daha derinlemesine ilgilenmek istediği için bu mesleği kendi isteğiyle bıraktığı ve hayatını felsefe ve bilime adadığı belirtilmektedir. Aristoteles'e «Birinci Öğretmen» (Muallim-i Evvel) dendiği gibi, Ortaçağ Türk-İslâm dünyasında, felsefenin hakiki kurucusu ve yaygınlaştırıcısı olan Farabi'ye de «İkinci Öğretmen» (Muallim-i Sani) deniyordu. Platon (Eflatun) ve Aristo’dan çeviriler yaparak Batı felsefesini doğuya taşıyan filozof Farabi’dir.    Farabi’ye, yukarıda da belirttiğimiz gibi, kazandığı haklı şöhretten dolayı “Sen mi daha bilgilisin, Aristo mu?” diye soranlara, “Eğer Aristo’ya yetişseydim, onun en seçkin talebelerinden olurdum” diyerek, kendinden beklenen ölçülü davranışı göstermiştir.      Farabi, Türk-İslam felsefe akımlarında-ekollerinde meşşailik anlayışının temsilcisi olmuştur. Meşşailik, felsefi konuları rasyonel (akılcı) bir yaklaşımla ele alan ve yöntem olarak Aristoteles'in mantığını benimseyen bir felsefe okuludur. Bu ekolün temel amacı, Antik Yunan filozofları Aristoteles ve Platon'un (Eflatun) düşüncelerini İslami inançla uzlaştırmaktır.   Sözlükte “yürümek” anlamındaki meşy kökünden türemiş olup “çok yürüyen” demek olan meşşâ' kelimesinden türetilen meşşâî, Aristo doktrinini benimseyen kimseyi ifade eden, Yunanca peripatetikos terimini karşılamak için kullanılmakta, söz konusu doktrine-ekole de meşşâiyye (peripatetizm) denilmektedir. Aristo, öğrencilerine zihin jimnastiğiyle beden jimnastiğini aynı anda yaptırmak amacıyla, derslerini okulunun geniş revakları-avluları arasında gezinerek veriyordu. Bu sebeple onun felsefesine Yunanca, “gezinmek, yürümek” anlamındaki peripatein-peripatetizm denilmiştir. Dolayısıyla Aristo’nun peşinden gidenler-izinden yürüyenler anlamında meşşailik kelimesi ekol adına dönüşmüştür. (Diğer büyük Türk filozofu İbni Sina da bu ekolün temsilcisidir. Daha sonraki yazılarımızda yazacağız.) Klasik kaynakların hepsinde, onun daima Türk kıyafeti ile gezdiğisöylenir. Farabi, Hamdânî Hükümdarı Seyfüddevle'nin huzuruna da sade, geleneksel Türk kıyafetleriyle çıkmıştır. Saraydaki kıskanç kimseler bu durumu onu küçük düşürmek için bir fırsat olarak görse de, filozofun bilimsel sorulara verdiği cevaplar, meclisteki herkesi Farabi’ye hayran bırakmıştır.   Bunun üzerine değerli bir fikir adamı olan Farabi’yi yanından ayırmak istemeyen Seyfüddevle kendisine yüksek bir maaş tahsis etmiştir. Farabi, Seyfüddevle’nin sunduğu sınırsız maddi imkânlardan sadece günlük giderlerini karşılayacak 4 dirhem- yani 5 kuruş kadarını kabul etmiştir, diğerini devlete iade etmiş ve ihtiyaç sahiplerine bağışlamıştır.       Müzik felsefesinin en önemli üstatlarından birisi olan Farabi, günümüze kadar gelen kanun müzik aletinin de, enstrüman olarak, günümüzdeki şekline ve yapısına en yakın benzerlikle bizzat-kendisi yapmıştır.   Farabi de filozof Platon gibi, filozofların devlet yöneticisi olması gerektiğini El-Medinetü'l -Fazıla yani Erdemli Şehir adlı kitabında vurgulamıştır. (Bu kitap günümüzde İdeal Devlet adıyla yeniden basılmıştır.)   Rivayetlerde-söylentilerde, Farabi, Seyfüddevle’nin meclisine ilk defa girdiğinde, oturmasına izin verilmiş… Farabi Seyfüddevle'ye "Senin oturduğun yere mi, yoksa kendi yerime mi" diye sormuş. Kendi yerine oturması söylenince, oradaki herkesin yanından geçerek-üstünden atlayarak-çiğneyip geçerek!? gelip hükümdarın yanına oturmuş… Bu durumun abartılmış bir anekdot olduğu düşünüyorum. Çünkü Farabi’nin yukarıda belirttiğimiz mütevazı kimliğini-kişiliğini ölçü alırsak, hükümdara ve meclise karşı bu tepkili, kibirli konuşmayı-davranışı yapmış olduğu iddiası bana abartılı geliyor. Çünkü Farabi hakkında bazı yanlış ya da belirsiz-abartılı başka anekdotlar da var. Suriye’de, Şam’da ölümüyle ilgili olarak da eşkıyalar önünü kesip öldürmüşler-öldürtmüşler iddiası var. Fakat Farabi zengin değil ki parası için öldürsünler diyelim. Zararlı birisi de değil, zaten sıradan şekilde yaşayan, üstelik Kırgızistan’dan kalkıp Şam’a (Dımaşk) bir lokma bir hırka gelen-gezen bir insanla ne işi olur eşkıyanın.? Onu kıskananlar öldürtmüş olabilir ya da hükümdar olabilir mi.!?    Yani hayat bu, yoksa yukarıdaki sözleri Farabi hükümdara gerçekten söylediyse, bardağı taşırtan ama zamana yayılan, hükümdarın hıncının son sahnesi miydi.!? acaba diyerek düşünüyorum…   Filozofumuzun evrensel değeri hakkında şunu da söyleyelim; UNESCO, filozofumuzun değerini bilip, filozof Farabi’nin doğumunun 1150. yılı olması dolayısıyla, 2020 yılını, Farabi Yılı ilan etmişti.         Not: Ulus’ta Algı Ötesi youtube programlarında felsefe sohbetlerimizi izlemeyi unutmayınız lütfen… 
Ekleme Tarihi: 19 Haziran 2026 -Cuma

İLK BÜYÜK TÜRK FİLOZOFU: FARABİ

Değerli canlar, dostlar…   

Bugüne kadar 2500 yıllık sistematik felsefe tarihinde dünya çapında iki büyük Türk filozof yetiştirdik; Farabi ve İbni Sina… Bu yazımızda Farabi’yi kısaca tanıtmaya çalışacağız.

Farabi (870-950) yılları arasında yaşamış ilk Türk filozofudur. Latin dünyasında Alfarabius olarak tanınan Ebu Nasr el-Farabi el-Türkî, isminden de anlaşılacağı üzere bir Türk filozofudur. Kırgızistan’ın Farab (Ottar) kentinde doğduğu için kendisine ‘Farabi’ denilmiştir.

Büyük Türk düşünürlerin ilki olan Farabi, bilim ve felsefesini, Ortaçağ Doğu ve Batı dünyasına aktaracak olgunluğa erişmek için de pek tabii olarak, kendisinden önceki bilim ve fikir adamlarının öğretilerinden beslenmiştir. Felsefeden mantığa, astronomiden müziğe çok alanda eğitim almış ve poliglot (çok dil bilen, 5-6 dil bildiği söyleniyor) bir filozofumuzdur.  

Farabi, eğitim hayatını tamamladıktan sonra bir süre kadılık (hâkimlik) görevi yapmıştır. Kaynaklarda, ilim ve kültürle daha derinlemesine ilgilenmek istediği için bu mesleği kendi isteğiyle bıraktığı ve hayatını felsefe ve bilime adadığı belirtilmektedir.

Aristoteles'e «Birinci Öğretmen» (Muallim-i Evvel) dendiği gibi, Ortaçağ Türk-İslâm dünyasında, felsefenin hakiki kurucusu ve yaygınlaştırıcısı olan Farabi'ye de «İkinci Öğretmen» (Muallim-i Sani) deniyordu. Platon (Eflatun) ve Aristo’dan çeviriler yaparak Batı felsefesini doğuya taşıyan filozof Farabi’dir.   

Farabi’ye, yukarıda da belirttiğimiz gibi, kazandığı haklı şöhretten dolayı “Sen mi daha bilgilisin, Aristo mu?” diye soranlara, “Eğer Aristo’ya yetişseydim, onun en seçkin talebelerinden olurdum” diyerek, kendinden beklenen ölçülü davranışı göstermiştir.     

Farabi, Türk-İslam felsefe akımlarında-ekollerinde meşşailik anlayışının temsilcisi olmuştur. Meşşailik, felsefi konuları rasyonel (akılcı) bir yaklaşımla ele alan ve yöntem olarak Aristoteles'in mantığını benimseyen bir felsefe okuludur. Bu ekolün temel amacı, Antik Yunan filozofları Aristoteles ve Platon'un (Eflatun) düşüncelerini İslami inançla uzlaştırmaktır.  

Sözlükte “yürümek” anlamındaki meşy kökünden türemiş olup “çok yürüyen” demek olan meşşâ' kelimesinden türetilen meşşâî, Aristo doktrinini benimseyen kimseyi ifade eden, Yunanca peripatetikos terimini karşılamak için kullanılmakta, söz konusu doktrine-ekole de meşşâiyye (peripatetizm) denilmektedir.

Aristo, öğrencilerine zihin jimnastiğiyle beden jimnastiğini aynı anda yaptırmak amacıyla, derslerini okulunun geniş revakları-avluları arasında gezinerek veriyordu. Bu sebeple onun felsefesine Yunanca, “gezinmek, yürümek” anlamındaki peripatein-peripatetizm denilmiştir. Dolayısıyla Aristo’nun peşinden gidenler-izinden yürüyenler anlamında meşşailik kelimesi ekol adına dönüşmüştür. (Diğer büyük Türk filozofu İbni Sina da bu ekolün temsilcisidir. Daha sonraki yazılarımızda yazacağız.)

Klasik kaynakların hepsinde, onun daima Türk kıyafeti ile gezdiğisöylenir. Farabi, Hamdânî Hükümdarı Seyfüddevle'nin huzuruna da sade, geleneksel Türk kıyafetleriyle çıkmıştır. Saraydaki kıskanç kimseler bu durumu onu küçük düşürmek için bir fırsat olarak görse de, filozofun bilimsel sorulara verdiği cevaplar, meclisteki herkesi Farabi’ye hayran bırakmıştır.  

Bunun üzerine değerli bir fikir adamı olan Farabi’yi yanından ayırmak istemeyen Seyfüddevle kendisine yüksek bir maaş tahsis etmiştir. Farabi, Seyfüddevle’nin sunduğu sınırsız maddi imkânlardan sadece günlük giderlerini karşılayacak 4 dirhem- yani 5 kuruş kadarını kabul etmiştir, diğerini devlete iade etmiş ve ihtiyaç sahiplerine bağışlamıştır.      

Müzik felsefesinin en önemli üstatlarından birisi olan Farabi, günümüze kadar gelen kanun müzik aletinin de, enstrüman olarak, günümüzdeki şekline ve yapısına en yakın benzerlikle bizzat-kendisi yapmıştır.  

Farabi de filozof Platon gibi, filozofların devlet yöneticisi olması gerektiğini El-Medinetü'l -Fazıla yani Erdemli Şehir adlı kitabında vurgulamıştır. (Bu kitap günümüzde İdeal Devlet adıyla yeniden basılmıştır.)  

Rivayetlerde-söylentilerde, Farabi, Seyfüddevle’nin meclisine ilk defa girdiğinde, oturmasına izin verilmiş… Farabi Seyfüddevle'ye "Senin oturduğun yere mi, yoksa kendi yerime mi" diye sormuş. Kendi yerine oturması söylenince, oradaki herkesin yanından geçerek-üstünden atlayarak-çiğneyip geçerek!? gelip hükümdarın yanına oturmuş…

Bu durumun abartılmış bir anekdot olduğu düşünüyorum. Çünkü Farabi’nin yukarıda belirttiğimiz mütevazı kimliğini-kişiliğini ölçü alırsak, hükümdara ve meclise karşı bu tepkili, kibirli konuşmayı-davranışı yapmış olduğu iddiası bana abartılı geliyor.

Çünkü Farabi hakkında bazı yanlış ya da belirsiz-abartılı başka anekdotlar da var. Suriye’de, Şam’da ölümüyle ilgili olarak da eşkıyalar önünü kesip öldürmüşler-öldürtmüşler iddiası var. Fakat Farabi zengin değil ki parası için öldürsünler diyelim. Zararlı birisi de değil, zaten sıradan şekilde yaşayan, üstelik Kırgızistan’dan kalkıp Şam’a (Dımaşk) bir lokma bir hırka gelen-gezen bir insanla ne işi olur eşkıyanın.? Onu kıskananlar öldürtmüş olabilir ya da hükümdar olabilir mi.!?   

Yani hayat bu, yoksa yukarıdaki sözleri Farabi hükümdara gerçekten söylediyse, bardağı taşırtan ama zamana yayılan, hükümdarın hıncının son sahnesi miydi.!? acaba diyerek düşünüyorum…  

Filozofumuzun evrensel değeri hakkında şunu da söyleyelim; UNESCO, filozofumuzun değerini bilip, filozof Farabi’nin doğumunun 1150. yılı olması dolayısıyla, 2020 yılını, Farabi Yılı ilan etmişti.

        Not: Ulus’ta Algı Ötesi youtube programlarında felsefe sohbetlerimizi izlemeyi unutmayınız lütfen… 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Nüha San
(19.06.2026 14:50 - #5829)
Paraya tamah etmeyen Farabi nin kibirli olması mümkün mü? Selâm ve sevgiler Umut Hocam.
Umut Yaşar Abat Nanoist Teşekkürler nüha hocam... evet farabi candır... bilime, kültüre, sanata değer veren bir insandir
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.