Değerli canlar, dostlar…
Anadolu’muz filozoflar yatağıdır. İlkçağ filozoflarından batı felsefesinin ilk filozofu olan Thales’ten başlayarak Anaksimondros, Anaksimes (Miletos-Aydın-Didim bölgesinde) yaşamıştır. Anaksagoras, Herakleitos, Ksenofanes (İzmir bölgesinde) yaşamıştır. Epiktetos (Denizli-Pamukkale bölgesinde) ve Aristoteles ve Kleantes gibi filozoflarımız (Çanakkale-Ayvacık-Assos bölgesinde) yaşamış en meşhur filozoflardır.
Kral Büyük İskender ile konuşmalarından tanıdığımız Diogenes MÖ 4. yüzyılda arasında bugünkü Sinop ilimiz sınırları içerisinde yaşamış bir filozoftur. Bir de ‘Oinoandalı Diogenes’ var. Ülkemizde son yüzyıldaki kazı çalışmalarında tespit edildi. Oinoandalı Diogenes, Muğla-Seydikemer bölgesinde MS 2. yüzyılda yaşamış bir filozoftur. Lütfen bu isim benzerliğini kişilerle karıştırmayalım!..
Ve yine filozof Lukiyanos Samsat (Adıyaman) ilimiz sınırları içerisinde, filozof Aratos ise Mersin-Tarsus bölgesinde yaşayan önemli filozoflardandır. Yani bilinmeyen, eserlerine ulaşamadığımız veya eserleri ve kimliği henüz belli olmayan ya da henüz tespit edilmemiş filozoflar da illaki vardır. Onları da umarım zamanla daha güçlü araştırmalarla tespit edeceğiz. Yazımızın başlığında söylediğimiz gibi, felsefenin arka merdivenlerinde gezinmeye devam edelim…
Değerli canlar, dostlar…
Filozof da olsanız, hayat dört dörtlük ve dümdüz bir çizgiyle devam etmiyor. Hayatımızda sürekli değişimler ve dönüşümler insanları nereden nereye götüreceği bazen belli olmuyor. Çünkü bazen irademizin dışında müdahaleler de oluyor hayatımıza. Bu müdahaleler bizleri bazen olumlu yöne, bazen de olumsuz yöne sevk edebiliyor. Bildiğiniz gibi insanlık tarihi de öyle dümdüz ilerlemiyor. Ne yazık ki biz insanların içinde de kötü insanlar, başka insanları insan olarak görmediği için, onları köle olarak görmüşlerdir. Dolayısıyla köleliğin dünyada yaşandığı, bir realite olarak var olduğu yıllarda bazı insanlar yoksulluk, eğitimsizlik, din, dil, ırk, renk, cinsiyet ayrımı yapılarak ya doğuştan köle sayılmışlar ya da sonradan ceza verilerek köle olacak konuma düşürülmüşlerdir.
İşte filozof Epiktetos da doğuştan köle olarak dünyaya gelmiş bir insandır. Sonunda azat edilmiş-özgürlüğüne kavuşmuştur. Ancak köle sayıldığı yetmiyormuş gibi bir de sağlık sorunlarıyla uğraşarak nispeten zor bir hayat sürdürmüştür. Sağlık sorunlarının sebebi konusunda her ne kadar fikir ayrılıkları olsa da, sakat kaldığı biliniyor. Kimi kayıtlar efendisi Epaphroditus'un zulmünün bir sonucu olarak sakat kaldığını söylerken, kimi kayıtlar Epaphroditus'un ona değer verdiğini söyleyerek, Epiktetos'un çalışmalarını şevkle destekleyen -o günkü kölelik koşullarında- ideal bir efendi olduğunu belirtiyorlar.!?
Dolayısıyla bu konu sorunlu görünmektedir. Ve bütün bunlar yetmiyormuş gibi 89 – 95 yılları arasında bir tarihte Roma İmparatoru Domitianus tarafından diğer filozoflarla birlikte sürgüne gönderilmiştir. Platon ve Türk filozof Farabi devlet yöneticilerinin filozof olmaları gerektiğini söylerken, ne yazık ki filozofların ve felsefenin değerini bilmeyen devlet yöneticilerinin, filozofları sürgüne göndermesi dünya tarihi adına utanç vericidir.
Tespitlerimize göre Epiktetos da tıpkı Sokrates gibi, hiçbir kitap yazmamıştır. Bilindiği gibi Sokrates’in söylediklerini-düşüncelerini en yakın öğrencisi Platon (Eflatun) ve diğer yakın arkadaşları-öğrencileri kaleme almıştır. Epiktetos’un çalışmaları-düşünceleri-söyledikleri ise öğrencisi Flavius Arrianus tarafından yazıya dökülmüştür.
Yukarıda belirttiğimiz gibi Anadolu’muzda 13 filozofun yaşadığını kesin ispat edebilmiş durumdayız. Bütün bunlara rağmen 2500 yıldır bu kadim topraklarımızda-Anadolu’da ne yazık ki dünya çapında büyük filozoflar yetiştiremedik. Dünya çapında iki büyük Türk filozof yetiştirdik; Farabi ve İbni Sina… Fakat ikisi de Anadolu’da değil; Farabi-Kırgızistan’da ve İbni Sina-Özbekistan’da doğmuş filozoflarımızdır. (Bu değerli filozoflarımızı önümüzdeki yazılarda ele alacağız.)
Felsefeyi olumsuzlayan, boş-anlamsız-saçma-gereksiz sözler diyerek yapılan yanlış etiketlemelerden yaftalamalardan artık kurtulmalıyız. Felsefeyi seven bir kültür ve toplum yapısı oluşturacak yeni nesilleri bu topraklarda yetiştirmek boynumuza borcumuzdur. Batı felsefesinin ve uygarlığının medeniyetinin başladığı Anadolu’muzu yeniden zirveye-şahikaya yerleştirmek, felsefe adına artık olumsuz tanımlamaları silerek, ülkemiz adına yeni filozoflar yetiştirmek zorundayız.
Bunu başarmak, insanlık tarihi adına bir amacımız ve görevimiz olmalıdır. Bu bilinçle hareket ederek felsefeyi ülkemizde yeniden canlandırmak, bu topraklarda tohumu atılmış felsefeyi yeniden büyük ve önemli bir değer olarak ele almak ve bu felsefe tohumlarını yeniden yeşertmek hepimizin gayesi-ereği-ülküsü-ideali olmalıdır. Bir kez daha hatırlatıyoruz; Türk filozof İbni Sina’nın şu sözü hep kulaklarımızda olsun ‘bilim, sanat ve felsefe itibar görmediği toplumlarda durmaz ve yaşamaz’.
Not: Ulus’ta Algı Ötesi youtube programlarında felsefe sohbetlerimizi izlemeyi unutmayınız lütfen…
