Aslında her şey bir iç yolculukla başlar…
Tıpkı sevgili Samed Behrengi’nin, “Bir Şeftali Bin Şeftali” kitabında ki, şeftalinin yaşadığı iç yolculuğu gibi…
Yolculuk; biyolojik, zihinsel ve toplumsal değişim ve dönüşümle sonuçlanır…
Şeftali çekirdeği toprağın altında; filizlenip, kök salmak ve meyve veren bir ağaca dönüşmek için karanlıkta bekler. Ve bu süreçte; fırtına, soğuk demeden potansiyeline ulaşmak için mücadele eder.
Yaşam döngüsündeki fiziksel dönüşümü anlatır bize.
En başta henüz dünyayı tanımayan şeftali çekirdeği, pasif varlıktır.
Ancak; toprağı delip çıkmayı başardığında, dünyayı tanımaya başlar.
Bir yandan; ona can vermek için toprağa eken iki yoksul köylü çocuğu olan Polat ve Sahip Ali’nin saf sevgilerini gördükçe meyveye durmak için daha çok çabalarken, öte yandan bağ sahibinin zulmüne şahit eder ve bu onda bilinçe dönüşür.
O artık sadece bir şeftali ağacı değildir.
İyiyi, kötüyü ayırt edebilen adalet duygusu gelişmiş artık safını seçebilen bilinçli bir varlığa dönüşür.
Ve bizlere bilincin farkındalıkla dönüşebileceğini anlatır…
Yoksul çocuklara acımasız olan bağ sahibine ve onun düzenine karşı meyve vermeyi red ederek pasif bir direniş başlatır.
Haksızlığa karşı, sessiz kalmamayı ve mevcut durumun iradeyle değiştirilebileceğinin mesajını verir…
Tek bir şeftali çekirdeği iken, bin şeftali olma hedefinin aslında, küçük bir tepkiyle büyük değişimlerin, toplumsal bir dönüşümün mümkün olduğunu anlatır bizlere…
Yeter ki inancı kaybetmeyin der…
Yazar; toprak, emek, dostluk ve paylaşım kavramlarını bizlere, iki yoksul çocuk ile bir şeftali ağacının gözünden aktarırken aynı zamanda; çocuklara sorgulamayı, haksızlığa karşı durmayı ve toplumsal gerçekleri fark etmeyi anlatır.
Şeftali ağacının ağaya meyve vermeyi reddetmesi pasif, ama güçlü bir direniştir…
Zira, bağ sahibinin zorbalığına boyun eğmeyerek, kendi varoluşsal onurunu korur.
Şeftali ağacı; kimseye köleleşmemek ve gerçek emek verenlere sahip çıkabilmek için, Polat ve Sahip Ali’ ye zorbalık yapan bağ sahibine gerekirse, “çiçek açmamanın" bir hak olduğunu gösterir…
Özcesi; doğanın döngüsünü, dostluğu, paylaşmayı ve adaletsizliğe karşı direnişi bir şeftali çekirdeğinin gözünden anlatan yazar, bir yandan da; Sahip Ali ve Polat’la bizlere saf sevgiyi ve onun o masumiyet dolu gücünü umutla birlikte anlatır…
Öyle ki; sadakatin ve sevginin iyileştirici gücünü “Bir çekirdektim, bin şeftali oldum; çünkü arkamda kocaman bir sevgi vardı" sözüyle paylaşır. Hayatta paylaşmanın ve ortaklaşa verilen emeğin gücünün altını çizer…
Velhasılı bu eser; haksızlığa karşı boyun eğmemeyi ve emeğin gerçek değerini savunan kısa bir direniş öyküsünü anlatır…
En başta yazdığımız gibi.
Her şey bir iç yolculukla başlar…
Ne dersiniz, kendi iç yolculuklarımıza başlamanın, başlayıp yeniden; biyolojik, zihinsel ve toplumsal değişim ve dönüşümümüzü yakalamanın zamanı gelmedi mi?
Hani şu an hepimizde eksik olan…
Çünkü uzun zamandır kaybettiğimiz, o saf sevgiyi, masumiyeti bulma, bulup sevgiyle yeniden iyileşme zamanı gelmedi mi?
Gelmedi mi artık, adaleti sağlayacak, paylaşmanın ve ortaklaşa verilen emeğin gücünü büyütmenin vakti…
Hepimiz bir iken bin şeftali olabiliriz.
Yapabiliriz…
Yeter ki buna inanç kaybolmasın…
