Saramago’ nun, insanların bencil taraflarını ve modern toplumun ne kadar kolay çökebileceğini göstermeye çalıştığı, “Körlük” kitabının adeta satırlarında yaşıyor gibiyiz...
Yazarın tam da anlattığı gibi fiziksel değil, ama insanların birbirinin acılarına karşı duyarsızlaşmasını, yani "düşünsel körlüğü" yaşar gibiyiz…
Haksızlık ne kadar çok ve büyük olursa olsun eğer ki, kendilerine kadar dokunmamışsa, kendi korunaklı alanlarından izlemeye devam ediyor insanlar.
Peki; zulme karşı olmak bir adalet görevi, vicdanen olması gereken değil midir?
Yoksa zulme karşı eylemselliğimiz sadece sıra bize geldiğinde midir?
İçinde bulunduğumuz yaşama bakınca görünen o ki, bize dokunmadığı sürece, “bin yaşasın” mantığında insanlar.
Oysa ki, geçmiş ve yakın tarih gösterir ki, sistem dokuna dokuna gider ve sen haksızca dokunulan kimseye ses çıkarmazsan, er ya da geç dokunacak kalmayınca sıra seni gelir…
Mesela; Seversin sevmezsin, aynı dünya görüşünde olursun olmazsın fark etmez, seçilmiş kişilere dokunmak, seçilenin iradesine dokunmaktır.
Bu dokunulan sizin iradeniz değil diye yapılan haksızlığa, “ama’lı” cümleler kurarsanız, gün geliyor sizin seçtiklerinize de yani iradenize dokunuluyor.
Bu; şiddetten, haksızlığa, hayatın kendini var ettiği her alan için böyledir…
Haksızlık ve adaletsizliğe, “amasız” refleks vermediğiniz sürece bu bir çeşit, “düşünsel körlüğe” doğru gider...
Sonuç; Sistem kendini var etmek için size de dokunur…
Ekolojik yıkımdan tutunda, yoksulluğa kadar hep bu görmezlik refleksinin sonucudur…
Maden işçilerinin verdiği, hak ettiği ücretini talep etmek gibi barışçıl bir tepkinin bile bastırıldığı bir ortamda elbette ki, içinde bulunduğumuz demokrasinin ne kadar kırılgan olduğunu da görmüş oluyoruz…
O zaman, sağlam bir demokrasi için, toplumsal bir düşünsellik şart…
Düşünsel aydınlığı yakalamadan, yaşamı aydınlatmamız mümkün değil…
Doğrudur
Gerçeği söyleyen ilk linç edilir. Ama sonra haklı çıkan yine o olur…
Ne diyelim…
Güne bir söz düşürelim: “Görmek acıtır. Ama körlük öldürür."
