Safiye Özşener - Araştırmacı, Yazar
Köşe Yazarı
Safiye Özşener - Araştırmacı, Yazar
 

Ağaçsız Orman, Evsiz İnsan Olur Mu?

Orman ağaçsız, Temiz bir hava ormansız, Su olmadan yaşam olur mu? Sinapsız, kedisiz, kuşsuz, çiçeksiz, böceksiz tabiat olur mu? Çiçeğin, çamın kokusu olmazsa, dereler çağlamazsa, hazanda hasat, olmazsa, gökte yıldız, suda yakamozlar, sabah uyanan güneş olmazsa olur mu hiç hayat? Ya peki, insanın kimliğini, geçmişini ve huzurunu yeniden inşa ettiği manevi bir çatı olan barınacak evi olmadan insan var olmuş olur mu? Olmaz Çünkü barınma hakkı, insanın en temel varoluşsal ihtiyaçlarından biridir. İnsanın evini veya toprağını kaybetmek, insanın doğadan ve kendi özünden koparılması anlamına gelen toplumsal bir trajedidir. İnsanın yaşadığı kentte evsiz, barksız, sığınacak bir yeri olmadan ortada kalması nedir peki? Kocaman bir çaresizliktir. Devasa bir terk edilmişliktir. Derin bir kimsesizliktir… Yıllar geçtikçe yaş almış emekliler daha huzurlu, kendine dönük yaşayabilecekken, git gide daralan yaşam alanının içinde kendisinden uzaklaşarak yaşamak zorunda bırakıldı. Artık öyle ki, barınma gibi temel insan hakkını dahi karşılayamayan emekli, bulduğu her işte çalışmaya koyuldu. Ama yetebilmek ne mümkün… hayatın hızına ve sistemin ekonomik dayatmalarına… Bırakın kendine zaman ayırmayı, huzurlu bir emeklilik yaşamını. Her gece endişe ve kaygıyla koyuyor kafasını yastığa. Yastık dediysem, o da bulana… Çünkü birçoğu tek başına bir kirayı karşılayamayacak durumda. Ağırına gidiyor birilerinin yanında sığıntı olmak. Dokunuyor kanına yardım almak zorunda kalmak… Gönülde eziliyor. Öyle ya; on yıllarca bu hayat için mi çabalayıp durdular? Bir rahat nefese hasret kalmak için mi çalıştılar? Barınma krizinin ana arter sorunu olan kentlerin rant düzeni ve sermayenin hırsları sadece tabiatı tehdit etmiyor. İnsanların sığındığı alanları da "kira" adı altında astronomik ücretlerle adeta eziyor. Emekli, aldığı ücretle insani ve güvenli bir barınma imkânı bulamaz hale geliyor. Yaz boyu parklarda, güvenli açık alanlarda barınanlar şimdi soruyor: Önümüz sonbahar ne olacak? Peki ya kışın? En düşük emekli maaşı 23.500 TL iken, ortalama kiralar 25-30 bin TL. Nasıl yaşayacak insanlar? Kış, köy sert bir fırtınaya yakalanmış. Oraların yabancısı dört kişi, soğuktan donmak üzereyken terk edilmiş bir kulübenin önünde bulmuşlar kendilerini. Birisi zorlayarak kapıyı açmayı başarmış. Fakat içeri dışarıdan soğuk. Ortada bir kilim ve bir odun sobasından başka bir şey yok. Yabancılardan birincisi: “Yanımda biraz odun var, ama sadece beni ısıtmaya yeter.” Diyerek sobaya odun atmamış. İkincisi: “Valla benimde battaniyem var, ama paylaşırsam bana yetmez.” Deyip kenara çekilmiş. Üçüncüsü: “benim de kibritim var, ama ya bana lazım olursa, boşuna harcayamam” demiş. Dördüncüsü soğuktan donan ellerini ovuşturup sobaya bakarak : “Farkında mısınız?   Odunu atmaz, battaniyeyi sermez, kibriti çakmazsak hiçbirimiz sabaha çıkamayacağız. Bu çatının altında ki ortak sorunumuz ya bizi birbirimize bağlar ya da hepimizi birden yok eder.” Demiş. Bunun üzerine herkes düşünmüş. Bencilliğin kendilerini ölüme götürdüğünü anlamışlar. Odun atılmış, kibrit çakılmış, battaniye birleştirilmiş. Oda sıcacık olmuş ve herkes kurtulmuş. Kıssadan Hisse: Barınma, sadece dört duvardan ibaret bireysel bir ihtiyaç değildir; insan onurunu koruyan ortak bir çatıdır. Toplumun bir kesimi dışarıda soğukta kalırken, diğer kesiminin içeride güvenle ısınması mümkün değildir. Barınma sorununu çözmek; bencilliği bırakıp kaynakları adil paylaşmayı ve insanı her şeyin önüne koymayı gerektirir. Birlikte dayanışma gösterilmeyen bir toplum, eninde sonunda aynı soğukta üşür. Velhasıl: Barınma temel bir haktır, bir tahakküm aracı olmamalıdır.
Ekleme Tarihi: 04 Eylül 2026 -Cuma

Ağaçsız Orman, Evsiz İnsan Olur Mu?

Orman ağaçsız,

Temiz bir hava ormansız,

Su olmadan yaşam olur mu?

Sinapsız, kedisiz, kuşsuz, çiçeksiz, böceksiz tabiat olur mu?

Çiçeğin, çamın kokusu olmazsa, dereler çağlamazsa, hazanda hasat, olmazsa, gökte yıldız, suda yakamozlar, sabah uyanan güneş olmazsa olur mu hiç hayat?

Ya peki, insanın kimliğini, geçmişini ve huzurunu yeniden inşa ettiği manevi bir çatı olan barınacak evi olmadan insan var olmuş olur mu?

Olmaz

Çünkü barınma hakkı, insanın en temel varoluşsal ihtiyaçlarından biridir.

İnsanın evini veya toprağını kaybetmek, insanın doğadan ve kendi özünden koparılması anlamına gelen toplumsal bir trajedidir.

İnsanın yaşadığı kentte evsiz, barksız, sığınacak bir yeri olmadan ortada kalması nedir peki?

Kocaman bir çaresizliktir.

Devasa bir terk edilmişliktir.

Derin bir kimsesizliktir…

Yıllar geçtikçe yaş almış emekliler daha huzurlu, kendine dönük yaşayabilecekken, git gide daralan yaşam alanının içinde kendisinden uzaklaşarak yaşamak zorunda bırakıldı.

Artık öyle ki, barınma gibi temel insan hakkını dahi karşılayamayan emekli, bulduğu her işte çalışmaya koyuldu.

Ama yetebilmek ne mümkün… hayatın hızına ve sistemin ekonomik dayatmalarına…

Bırakın kendine zaman ayırmayı, huzurlu bir emeklilik yaşamını. Her gece endişe ve kaygıyla koyuyor kafasını yastığa.

Yastık dediysem, o da bulana…

Çünkü birçoğu tek başına bir kirayı karşılayamayacak durumda.

Ağırına gidiyor birilerinin yanında sığıntı olmak. Dokunuyor kanına yardım almak zorunda kalmak…

Gönülde eziliyor. Öyle ya; on yıllarca bu hayat için mi çabalayıp durdular? Bir rahat nefese hasret kalmak için mi çalıştılar?

Barınma krizinin ana arter sorunu olan kentlerin rant düzeni ve sermayenin hırsları sadece tabiatı tehdit etmiyor.

İnsanların sığındığı alanları da "kira" adı altında astronomik ücretlerle adeta eziyor.

Emekli, aldığı ücretle insani ve güvenli bir barınma imkânı bulamaz hale geliyor.

Yaz boyu parklarda, güvenli açık alanlarda barınanlar şimdi soruyor: Önümüz sonbahar ne olacak?

Peki ya kışın?

En düşük emekli maaşı 23.500 TL iken, ortalama kiralar 25-30 bin TL.

Nasıl yaşayacak insanlar?

Kış, köy sert bir fırtınaya yakalanmış. Oraların yabancısı dört kişi, soğuktan donmak üzereyken terk edilmiş bir kulübenin önünde bulmuşlar kendilerini.

Birisi zorlayarak kapıyı açmayı başarmış.

Fakat içeri dışarıdan soğuk. Ortada bir kilim ve bir odun sobasından başka bir şey yok.

Yabancılardan birincisi: “Yanımda biraz odun var, ama sadece beni ısıtmaya yeter.” Diyerek sobaya odun atmamış.

İkincisi: “Valla benimde battaniyem var, ama paylaşırsam bana yetmez.” Deyip kenara çekilmiş.

Üçüncüsü: “benim de kibritim var, ama ya bana lazım olursa, boşuna harcayamam” demiş.

Dördüncüsü soğuktan donan ellerini ovuşturup sobaya bakarak : “Farkında mısınız?   Odunu atmaz, battaniyeyi sermez, kibriti çakmazsak hiçbirimiz sabaha çıkamayacağız. Bu çatının altında ki ortak sorunumuz ya bizi birbirimize bağlar ya da hepimizi birden yok eder.” Demiş.

Bunun üzerine herkes düşünmüş. Bencilliğin kendilerini ölüme götürdüğünü anlamışlar. Odun atılmış, kibrit çakılmış, battaniye birleştirilmiş. Oda sıcacık olmuş ve herkes kurtulmuş.

Kıssadan Hisse:

Barınma, sadece dört duvardan ibaret bireysel bir ihtiyaç değildir; insan onurunu koruyan ortak bir çatıdır.

Toplumun bir kesimi dışarıda soğukta kalırken, diğer kesiminin içeride güvenle ısınması mümkün değildir.

Barınma sorununu çözmek; bencilliği bırakıp kaynakları adil paylaşmayı ve insanı her şeyin önüne koymayı gerektirir.

Birlikte dayanışma gösterilmeyen bir toplum, eninde sonunda aynı soğukta üşür.

Velhasıl: Barınma temel bir haktır, bir tahakküm aracı olmamalıdır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.