Safiye Özşener - Araştırmacı, Yazar
Köşe Yazarı
Safiye Özşener - Araştırmacı, Yazar
 

Mesele; Doğru Olan İçin Bedeli Göze Alabilmekte

Gündem sıcak, yoğun ve birçok şey müphem durumda. Alınan belediye başkanları CHP ve Butlan nihayetinde kurulan, Yeni Parti. Emekliler, emekçiler. Adalet bekleyenler. Ve elbette çözüm süreci ve çerçeve yasa derken gerçekten hareketli ve hararetli günlerden geçiyoruz. Ama işin özü, tüm bunların çözüm yolu gelip-gidip gerçeklere çıkıyor. Burada da karşımıza; Yalnızlık… Anlaşılmamak… Cesaret… Üçlüsü çıkıyor. Gerçeği gören kişiler, çoğunluğun kabul ettiği yanlışları kabul etmezler. Nihayetinde ise bu insanlardan uzaklaşarak yalnız kalırlar. Zira, sürü psikolojisine ayak uyduramazlar… Tabi bir de anlaşılmamak vardır ki, oldukça yakıcıdır. Toplum, kendi konforunu bozan gerçekleri reddeder. Ve bu noktada gerçeği savunanlar da genellikle haksız yere eleştiri alırlar. Oysa cesaret öte yandan seslenir. Kendine güven. Ancak, gerçeğin peşinden gitmek güçlü bir irade ister. Kişiler, konforundan vazgeçeceğini bilerek yola çıkmalıdır. İşte bundandır ki; yalnız kalmayı, anlaşılmamayı cesaretle göze alanlar, gerçeği aramanın ve bilginin peşinden gitmenin yalnızlık, dışlanma ve toplumsal normlarla çatışma gibi ağır sonuçları olduğunu da bilirler… Ama yine de o gerçeğe talip olurlar… Arthur Schopenhauer'in dediği gibi, “Gerçeğe talip olanlar, bedel ödemeyi göze almalıdır.” Bedel ödemeyi de göze alırlar. Çünkü gelişmek isteyen toplumlar, geçmişiyle hakikat temelli yüzleşmeyi yapabilenlerdir. Toplumsal yüzleşmelerde tıpkı gerçeğin peşinde koşmaya talip olanlar gibi bedeli olan gerçeklerdir… Fakat sonunda yanlış muhakkak düzeltilir. Elbette, bedel ödendikten sonra. Hatta, bazen birkaçının kellesi gidince. Ama hata neredeyse bulunur ve çözülür… Üç kişi giyotinle idama mahkûm edilir. Biri papaz, biri hâkim, biri de fizikçidir. İlk olarak idam sehpasına papaz çıkarılır. Başı giyotine yerleştirilir ve sorulur: – Son sözün nedir? Papaz: – Ben Allah’a inanıyorum, o beni kurtaracaktır. Allah Allah der, ancak infaz başlar. Giyotin indirilir ama boynuna birkaç santim kala giyotin durur. İdamları izleyen halk şaşırır ve hep bir ağızdan bağırır: – Onu serbest bırakın; Allah sözünü söylemiş ve onu korumuştur. İnfaz durdurulur.  Papaz idam edilmekten kurtulur… Sıra hâkime gelir ve başı giyotine yerleştirildikten sonra ona da sorarlar: – Son sözün nedir? Hakim: – Ben papaz gibi Allah’a inanmıyorum, ama adalete güveniyorum. Adalet, adalet der ama infaz başlar. Giyotini indirirler, giyotin hâkimin de boynuna birkaç santim kala durur. Bunun üzerine insanlar tekrar şaşırır ve bağırırlar: – Adalet sözünü söyledi onu korudu. Serbest bırakın. Hâkim de kurtulur… Sıra fizikçiye gelir. Ona da: – Son sözünü söyle, derler. Fizikçi: – Ben ne Allah’a inanan bir papazım ne de adalete güvenen bir Hâkim. Bildiğim tek şey şudur: Giyotinin ipinde bir düğüm var ve o düğüm giyotinin tam inmesine engel oluyor. Görevliler giyotini kontrol edince gerçekten de bir düğüm olduğunu görürler. Düğümü açar ve tekrar bırakırlar, böylece fizikçinin başı gider. Maalesef toplumdaki; çözülmesi gereken sorunları, düğümleri gösterip gerçekleri söylemenin acı sonuçları da olabiliyor tabi.!! İşte mesele; doğru olan için, bedel ödemeyi göze alabilmekte.
Ekleme Tarihi: 06 Ağustos 2026 -Perşembe

Mesele; Doğru Olan İçin Bedeli Göze Alabilmekte

Gündem sıcak, yoğun ve birçok şey müphem durumda.

Alınan belediye başkanları

CHP ve Butlan nihayetinde kurulan, Yeni Parti.

Emekliler, emekçiler.

Adalet bekleyenler.

Ve elbette çözüm süreci ve çerçeve yasa derken gerçekten hareketli ve hararetli günlerden geçiyoruz.

Ama işin özü, tüm bunların çözüm yolu gelip-gidip gerçeklere çıkıyor.

Burada da karşımıza;

Yalnızlık…

Anlaşılmamak…

Cesaret…

Üçlüsü çıkıyor.

Gerçeği gören kişiler, çoğunluğun kabul ettiği yanlışları kabul etmezler.

Nihayetinde ise bu insanlardan uzaklaşarak yalnız kalırlar. Zira, sürü psikolojisine ayak uyduramazlar…

Tabi bir de anlaşılmamak vardır ki, oldukça yakıcıdır.

Toplum, kendi konforunu bozan gerçekleri reddeder.

Ve bu noktada gerçeği savunanlar da genellikle haksız yere eleştiri alırlar.

Oysa cesaret öte yandan seslenir. Kendine güven.

Ancak, gerçeğin peşinden gitmek güçlü bir irade ister. Kişiler, konforundan vazgeçeceğini bilerek yola çıkmalıdır.

İşte bundandır ki; yalnız kalmayı, anlaşılmamayı cesaretle göze alanlar, gerçeği aramanın ve bilginin peşinden gitmenin yalnızlık, dışlanma ve toplumsal normlarla çatışma gibi ağır sonuçları olduğunu da bilirler…

Ama yine de o gerçeğe talip olurlar…

Arthur Schopenhauer'in dediği gibi, “Gerçeğe talip olanlar, bedel ödemeyi göze almalıdır.”

Bedel ödemeyi de göze alırlar.

Çünkü gelişmek isteyen toplumlar, geçmişiyle hakikat temelli yüzleşmeyi yapabilenlerdir.

Toplumsal yüzleşmelerde tıpkı gerçeğin peşinde koşmaya talip olanlar gibi bedeli olan gerçeklerdir…

Fakat sonunda yanlış muhakkak düzeltilir.

Elbette, bedel ödendikten sonra.

Hatta, bazen birkaçının kellesi gidince.

Ama hata neredeyse bulunur ve çözülür…

Üç kişi giyotinle idama mahkûm edilir.

Biri papaz, biri hâkim, biri de fizikçidir.

İlk olarak idam sehpasına papaz çıkarılır. Başı giyotine yerleştirilir ve sorulur:

– Son sözün nedir?

Papaz:

– Ben Allah’a inanıyorum, o beni kurtaracaktır.

Allah Allah der, ancak infaz başlar.

Giyotin indirilir ama boynuna birkaç santim kala giyotin durur.

İdamları izleyen halk şaşırır ve hep bir ağızdan bağırır:

– Onu serbest bırakın; Allah sözünü söylemiş ve onu korumuştur.

İnfaz durdurulur.  Papaz idam edilmekten kurtulur…

Sıra hâkime gelir ve başı giyotine yerleştirildikten sonra ona da sorarlar:

– Son sözün nedir?

Hakim:

– Ben papaz gibi Allah’a inanmıyorum, ama adalete güveniyorum.

Adalet, adalet der ama infaz başlar.

Giyotini indirirler, giyotin hâkimin de boynuna birkaç santim kala durur.

Bunun üzerine insanlar tekrar şaşırır ve bağırırlar:

– Adalet sözünü söyledi onu korudu. Serbest bırakın.

Hâkim de kurtulur…

Sıra fizikçiye gelir.

Ona da:

– Son sözünü söyle, derler.

Fizikçi:

– Ben ne Allah’a inanan bir papazım ne de adalete güvenen bir Hâkim.

Bildiğim tek şey şudur:

Giyotinin ipinde bir düğüm var ve o düğüm giyotinin tam inmesine engel oluyor.

Görevliler giyotini kontrol edince gerçekten de bir düğüm olduğunu görürler.

Düğümü açar ve tekrar bırakırlar, böylece fizikçinin başı gider.

Maalesef toplumdaki; çözülmesi gereken sorunları, düğümleri gösterip gerçekleri söylemenin acı sonuçları da olabiliyor tabi.!!

İşte mesele; doğru olan için, bedel ödemeyi göze alabilmekte.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
İnci Güçlüer
(06.08.2026 11:57 - #6097)
Çok etkileyici hikâye. Teşekkürler,
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.