Mürekkepten damlaya hazır milyonlarca kelime var…
Ekonomik geçişlerden…
Toplumsal trajedilerden…
Ve hatta; bahardan, kıştan ve göç mevsimlerinden…
Tarım alanlarında, MESAM’larda kocaman yetişkinler olan çocuklardan…
Denizler ve okyanuslardan…
Sabaha kadar deniz üstü yanan mavi umutlardan
Ama en çokta son dakika haberlerinden…
Var işte on binlerce mürekkebe bulanmış kelime…
Ve fakat hiçbir şey anlatamıyor bu çağın; çarpıklığını, kötülüğünü ve griler içinde yangınını…
Hürlüğün ve barışın
Sevginin ve aşkın…
Ve dostlukların
Ve o incelikler incesi dayanışmanın artık esamesi bile okunmayan bu çağda…
Mürekkep bile kelimelere kırgın…
Hani öyle bir yorgunluk
Hani koca bir tükenmişlik
Kim bilir belki içten içe yenilgiyi kabulleniş…
İnsanı anlayamamak
Anlatamamak insanı
Yahut açıp yüreğini, hani yaranı gösterir gibi içini göstermek, bakın tam burada bitti her şey diyememek…
Anlatamamak kendini…
İşte böylesi bir çağın içinde…
Bir kandil gibi fitili yanan içten içe, bir çağda işte, mürekkepte akmak için doldu taştı…
Ama ne mümkün. Doğru yazdıkça kalemler ya kırıldılar ya da tüketildiler…
Nasıldı her şey yalanlarla başladı…
Hal öyle oldu ki, yalan teşkilat kurdu, doğru suçlandı…
Evrile, devrile toplumda gerçeklik algısı yıkıldı
Sonrası, hiçlik
Sonrası uçurum oldu…
Masal bu ya…
Köyün birinde çok akıllı, namuslu bir adam yaşarmış. O kadar iyi ve dürüstmüş ki, şeytan bile yıllarca uğraşmış ama yoldan çıkaramamış. Şeytan bu. Çok sinirlenmiş, “Şuna öyle bir oyun yapayım ki şeytanlığımı anlasın” demiş. Köyde su içmek, kullanmak için tek bir çeşme varmış. Şeytan çeşmenin içine girmiş, adamın gelmesini beklemiş. Adam her gün camiye giderken çeşmede abdest alırmış. O gün de gelmiş, musluğu çevirdiğinde, şeytan koca kulaklı bir merkep şeklinde nanik yaparak karşısına çıkmış.
Adam bağırmış: “Çeşmede merkep var.”
Köylüler toplanmış. Ortada merkep yok. Şeytan onlara görünmüyor ya. Olay birkaç gün tekrar etmiş. Sonunda adamı akıl hastanesine kaldırmışlar. Bir zaman sonra doktorlar iyileşti mi diye adamı çeşmeye götürmüş, şeytan yine orada ve nanik yapıyor. Adam da doğrucu, dürüst ya…
“Vallahi de çeşmede merkep var” diyor.
Tekrar hastaneye götürüyorlar.
Aradan yıllar geçmiş. Bakıyor ki ömrü akıl hastanesinde geçecek. Üstelik, köyde de olmadık olaylar oluyormuş. Çıkmış doktorların karşısına, "ben iyileştim" demiş.
Getirmişler adamı çeşme başına, şeytan kahkahalarla nanik yapıyor.
“Yok” demiş, “Hiç çeşmede merkep olur mu?"
Doktorlar da artık iyi oldu diye bırakmışlar.
Şeytan, “Nasıl beni inkâr edersin?" diye arkasından öfkeyle bağırmış. Adam dönmüş, “Sen ordasın, bu gerçeği ikimiz de biliyoruz. Ama doğruyu söylersem bana 'deli' diyorlar. Onların istediğini söylersem 'akıllı'. Bu yalancı dünya da böyle. Hadi bana eyvallah” demiş yürümüş. Akıllandığı için köylülerin, ailesinin alkışlarıyla karşılanmış…
Doğruculuğumun…
Açık sözlülüğün…
Gerçekliğin en ağır biçimde faturasının ödendiği zamanlardan geçiyoruz.
Acılı, sancılı ve yaralıyız
Kıssadan hisseyi yapmak mı lazım yoksa bildiğimiz yolda dikenli olsa da yürümek mi?
Gemisini kurtaran kaptanlığın yangın çağında…
Siz söyleyin sevgili okurlar…
Ne yapmak lazım…
Yaratılan iklim o kadar sertleşmiş…
Sivil alan mücadeleleri o kadar daralmış ki, başımızda esen bir korku iklimi…
Ve fakat, gün öyle bir yerde ki, insan olan tüm yanlarımız ağrıyor…
Bitiyor insan olan tüm yanlarımız…
Korkarım biraz daha geç kalırsak, artık akıllı görünmeye çalışmamızda kurtaramayacak bizleri…
Göze alsak bile bedeli ve vallahi gerçek bu demekte yetmeyecek…
Çünkü bir yangın var bu çağda ve kör bir kara duman var bu ülkede…
Öyle ki, evladına yetemeyen anaları, babaları, gelecek kuramayan gençleri intihara sürükleyen bir kara duman…
Ya bu çağ yangının, bu dumanın evimiz, sofamıza kadar girmesini bekleyeceğiz.
Ya başka bir yol bulacağız…
Yani sevgili okurlar; yaratılan algılara alkış tutup, besleyerek yalanı, görsek bile gerçeği inkâr edip ya herkes gibi akıllı görünmeye davam edeceğiz.
Ya da bedeli ne olursa olsun, her şeye rağmen doğruyu besleyecek, kendimiz olup, 'gerçeğin delisi' olacağız…
Çünkü, artık karar vermek için...
Son duraktayız….
Ya mürekkepten doğruları akıtacağız…
Ya da mürekkebi de kurutacağız…
