Safiye Özşener - Araştırmacı, Yazar
Köşe Yazarı
Safiye Özşener - Araştırmacı, Yazar
 

Memleketin Aydınları

Zor ve çetin olduğu kadar, çaresizliğin kasvetli zamanlarından geçiyoruz. Ve fakat gerçek şu ki; yıllardır her olan bitende, sinerek, haksızlığı kabul ederek geldik bugün ki noktaya… E öyle ya adaletsizlik, haksızlıklar olurken, “nasıl olsa bana dokunmuyor” diye diye sustuğumuz her şey bizden bir parça aldı… “Herkes susuyor, ilk konuşan niye ben olayım?” tavrı adeta kolektif bir eylemsizlik sarmalına döndü. Ve tüm bunlar geleceğinden vazgeçmekle eş anlamlıydı… Şimdi ne oldu bu gelecek kaygısı tüm toplumu sardı… Yıllardır yazıp, çizen ve hatta salt gerçekleri haykırıyor diye bedel ödeyen gazetecilerin her fırsatta susmamayı, adaleti ve hakikati yüksek sesle savunması boşa değildi... Duysak da duymamazlıktan, görsek de görmemezlikten gele gele sonunda mızrap çuvala sığmaz oldu… Ve fakat toplumcu bir gerçek vardır ki; oda, insanların fikirlerinin azınlıkta olduğunu ya da tepki çekeceğini düşündüklerinde susmaları. Toplum bireyleri acı gerçeklere ağlamaktan korkabilirler. İşte bu noktada devreye girer o toplumun aydınları… Peki memlekette her şey bu noktaya gelene kadar neredeydi bu memleket aydınları? İşte meselede bu. Siyasi-sosyal eleştiriler yerine onlarda sustular. Her şey olurken değil de olup bittikten sonra tepkiler verdiler. Öyle çok iri iri cümleler kurmaya gerek yok. Özcesi; tepki dediysek, pratiğe dökemediler ve kimse de dökmesin diye konuşa konuşa sönümleyip, olan biteni normalleştire normalleştire bugünlere getirdiler... Akıl hastanesinin bahçesinde tüm deliler toplanmış, büyük bir sessizlik içinde sırayla boş bir kuyuya bakıp kafalarını sallıyorlarmış. Herkes o kadar ciddi ve suskunmuş ki, hastanenin başhekimi merak edip kalabalığa doğru yaklaşmış. Bakmış, delilerden biri kuyuya doğru eğiliyor, derin bir sessizlikle aşağıya bakıyor, sonra parmağını dudaklarına götürüp yanındakine "Şşşt..." yapıyor. Yanındaki de aynı şekilde arkasındakine  "Şşşt..." diyerek susmasını işaret ediyor. Bu sessizlik zinciri böylece uzayıp gidiyor. Başhekim dayanamamış, kalabalığı yararak en öne geçmiş. Kuyuya eğilmiş, aşağıya bakmış ama zifiri karanlıktan başka hiçbir şey görememiş. Kulak kabartmış, çıt yok. Merakı iyice artan başhekim, en öndeki deliye sormuş: — "Yahu haftalardır burada böyle çıt çıkarmadan toplanıp kuyuya bakıyorsunuz. Aşağıda ne var, niye herkes birbirine susmasını söylüyor?" Deli, gözlerini büyüterek başhekime bakmış ve fısıldamış: — "Hocam, üç aydır bu kuyuya bakıyoruz, aşağıda hiçbir şey görmedik, hiçbir şey de duymadık... İşte biz de bu büyük gizemin karşısında saygıyla susuyoruz!" Başhekim sinirlenmiş: — "E be adam! Zaten boş bir kuyu, ses gelmemesi ve bir şey görünmemesi normal değil mi? Bunun için mi aylardır susuyorsunuz?" Deli kafasını sallamış: — "İyi de hocam, biz deliyiz, o yüzden bakıp bakıp susuyoruz. Siz koskoca doktorsunuz, siz de üç aydır hiçbir şey olmayan memlekete bakıp bakıp susuyorsunuz, bize niye kızıyorsunuz?" İnsanların suskunluğu ve bu suskunluğun arkasındaki çaresizliği memleket aydınları da göremediler… Hal öyle oldu ki, gün geldi bazen en mantıksız durumlar karşısında bile toplum derin bir sessizliğe gömüldü… Şimdi de gömüldüğü o sessizliklerin sonucunda boğuluyor… Aydınlar mı? Onlar hala sadece konuşuyor… İşte memlekette olan biten budur… Bugün ki tabloda, sadece susan halk değil, o halkı konuşturamayan aydınlarda sorumludur.
Ekleme Tarihi: 22 Ekim 2026 -Perşembe

Memleketin Aydınları

Zor ve çetin olduğu kadar, çaresizliğin kasvetli zamanlarından geçiyoruz.

Ve fakat gerçek şu ki; yıllardır her olan bitende, sinerek, haksızlığı kabul ederek geldik bugün ki noktaya…

E öyle ya adaletsizlik, haksızlıklar olurken, “nasıl olsa bana dokunmuyor” diye diye sustuğumuz her şey bizden bir parça aldı…

“Herkes susuyor, ilk konuşan niye ben olayım?” tavrı adeta kolektif bir eylemsizlik sarmalına döndü.

Ve tüm bunlar geleceğinden vazgeçmekle eş anlamlıydı…

Şimdi ne oldu bu gelecek kaygısı tüm toplumu sardı…

Yıllardır yazıp, çizen ve hatta salt gerçekleri haykırıyor diye bedel ödeyen gazetecilerin her fırsatta susmamayı, adaleti ve hakikati yüksek sesle savunması boşa değildi...

Duysak da duymamazlıktan, görsek de görmemezlikten gele gele sonunda mızrap çuvala sığmaz oldu…

Ve fakat toplumcu bir gerçek vardır ki; oda, insanların fikirlerinin azınlıkta olduğunu ya da tepki çekeceğini düşündüklerinde susmaları.

Toplum bireyleri acı gerçeklere ağlamaktan korkabilirler. İşte bu noktada devreye girer o toplumun aydınları…

Peki memlekette her şey bu noktaya gelene kadar neredeydi bu memleket aydınları?

İşte meselede bu.

Siyasi-sosyal eleştiriler yerine onlarda sustular.

Her şey olurken değil de olup bittikten sonra tepkiler verdiler.

Öyle çok iri iri cümleler kurmaya gerek yok. Özcesi; tepki dediysek, pratiğe dökemediler ve kimse de dökmesin diye konuşa konuşa sönümleyip, olan biteni normalleştire normalleştire bugünlere getirdiler...

Akıl hastanesinin bahçesinde tüm deliler toplanmış, büyük bir sessizlik içinde sırayla boş bir kuyuya bakıp kafalarını sallıyorlarmış. Herkes o kadar ciddi ve suskunmuş ki, hastanenin başhekimi merak edip kalabalığa doğru yaklaşmış.

Bakmış, delilerden biri kuyuya doğru eğiliyor, derin bir sessizlikle aşağıya bakıyor, sonra parmağını dudaklarına götürüp yanındakine "Şşşt..." yapıyor. Yanındaki de aynı şekilde arkasındakine

 "Şşşt..." diyerek susmasını işaret ediyor.

Bu sessizlik zinciri böylece uzayıp gidiyor.

Başhekim dayanamamış, kalabalığı yararak en öne geçmiş. Kuyuya eğilmiş, aşağıya bakmış ama zifiri karanlıktan başka hiçbir şey görememiş. Kulak kabartmış, çıt yok.

Merakı iyice artan başhekim, en öndeki deliye sormuş:

— "Yahu haftalardır burada böyle çıt çıkarmadan toplanıp kuyuya bakıyorsunuz. Aşağıda ne var, niye herkes birbirine susmasını söylüyor?"

Deli, gözlerini büyüterek başhekime bakmış ve fısıldamış:

— "Hocam, üç aydır bu kuyuya bakıyoruz, aşağıda hiçbir şey görmedik, hiçbir şey de duymadık... İşte biz de bu büyük gizemin karşısında saygıyla susuyoruz!"

Başhekim sinirlenmiş:

— "E be adam! Zaten boş bir kuyu, ses gelmemesi ve bir şey görünmemesi normal değil mi? Bunun için mi aylardır susuyorsunuz?"

Deli kafasını sallamış:

— "İyi de hocam, biz deliyiz, o yüzden bakıp bakıp susuyoruz. Siz koskoca doktorsunuz, siz de üç aydır hiçbir şey olmayan memlekete bakıp bakıp susuyorsunuz, bize niye kızıyorsunuz?"

İnsanların suskunluğu ve bu suskunluğun arkasındaki çaresizliği memleket aydınları da göremediler…

Hal öyle oldu ki, gün geldi bazen en mantıksız durumlar karşısında bile toplum derin bir sessizliğe gömüldü…

Şimdi de gömüldüğü o sessizliklerin sonucunda boğuluyor…

Aydınlar mı?

Onlar hala sadece konuşuyor…

İşte memlekette olan biten budur…

Bugün ki tabloda, sadece susan halk değil, o halkı konuşturamayan aydınlarda sorumludur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.