Temel sorunları görmezden gelmeden tutunda, her şey yolunda illüzyonu ve algı yönetimimden, ihtiyaçlara duyarsızlaşma ve empati yoksunluğuna varıncaya kadar ironilerle dolu sosyal mecralarımız var.
Tabiiii bir de buraların paha biçilmez ustaları…
Konfor alanlarından çıkmazlar, sorumluluk almazlar, ama her gün sosyal paylaşım alanlarında yine en çok onlar konuşurlar…
Vatandaş dar boğaz içinde boğuluyor, somut çözüm üreten yok, ama iri laflar, teoriler üretmekte üstlerine yok.
Hele kapı komşusunun bile açlığından haberi olmayan, taşın altına elini koymadan sosyal mecrada büyük siyasi analizler yapan aydınlanmış(!) duyarsızlarımız sorumluluktan kaçmada da mahirler…
Nasrettin hoca bir gün köy kahvesinde oturur.
Bir bakar ki, köylüler memleket meselelerini büyük bir ciddiyetle tartışır.
Her kafadan bir ses çıkar. Biri devlet nasıl yönetilir anlatır, diğeri orduların nasıl savaşması gerektiğinden bahseder, hele bir başkası dünya siyasetine nasıl yön vereceğini anlatır.
Ülkenin gidişatına hayıflanan herkeste ayrıca birer büyük kurtarıcı edasıyla konuşurlar.
Hoca bu büyük büyük lafları bir süre dinledikten sonra araya girer.
“Yahu komşular, benim yaramaz sıpam dışarıda bağından boşanmış, ekinleri talan ediyor. Tek başıma tutamıyorum. Buradan sizin tarlalara doğru kaçıp oraları da talan ederse, sonra beni suçlamayın. Hele bi el atın da yakalayalım.” Der.
Kimse oralı olmaz. Herkes üstlendiği kahramanlıktaki rolüne kapılmış, bir edayla, “Hoca görmüyor musun işimiz var. Bu kadar önemli işleri bırakıp senin sıpayla mı uğraşalım.” derler…
Oysa gerçek olan, burunlarının dibinde var olan sorundur. Ama kimse görmez, duymaz.
Hoca çaresiz gitmek üzere kalkar kalkar da hoca bu, lafı gediğe koymazsa içi de rahat etmez.
Kapıya yanaşır.
“Yahu anladık hepiniz dünyayı kurtarıyorsunuz da hiçbiriniz; bağından kopmuş diyorum, şu sıpanın ipini tutmaya yanaşmıyorsunuz.
Hepiniz dünyayı kurtarırsa, tek benim değil ki, sizin tarlaları kim kurtaracak.”
Sahi, bizim talan olmuş hayatlarımızı kim kurtaracak?
Sorumluluktan kaçmakta mahir, ama her konuda uzman sosyal mecracıların bir de sistemi değil de sistemin içinde mağdur olanı suçlama potansiyelli olanları da vardır ki, sazları, sözleri bitmez…
Yaşanan sosyal ve ekonomik krizde; sistemin dayattığı hiçbir şey yokmuş gibi; “Ama sende lüks yaşıyorsun be kardeşim. Göster telefonunu.
Dert yanan asgari ücretliye, kirasını dahi ödeyemez halde ki emekliye, “Tasarruf etmeyi, yatırım yapmayı bilmiyorsun.” der.
Hele konu işsizlik ve gençler oldu mu, çözüm üreten, el uzatıp destek veren değil de akıl vereni çok olanlar var ki, o da ayrı ironi.
Yatırım yapılmış mı?
İstihdam sağlayacak iş alanları, üretim araçları var mı?
Sistem gencin geleceğine ne vaad etmiş?
Bakmaksızın, “Siz de iş beğenmiyorsunuz” diyen versiyonlarda var.
Yoksulluk içinde kalan insanı ve işsiz gençleri suçlu çıkarıp, sisteme karşı tamamen toplumsal bir körleşmedir bu…
Sosyal mecra uzmanlığı
Aydınlığı
Adına ne derseniz diyin efendim…
Ama ne olur;
Yapay gündemlerle magazinle ya da önemsiz tartışmalarla toplumu meşgul etmeyin…
Bu halkın; her konuda her şeyi çok bilen, durmaksızın sadece konuşanlara değil, somut adımlara, çözümlere ihtiyacı var.
