Ah Nazım; senin, benim.
Memleketim…
Son yaşananlardan sonra ne desem bilemedim…
Dert bir değil elvan elvan.
İçinde sararıp kalmışız, halimiz yaman…
Sonra dedim ki, “Biz kimi sevmişiz memleketten ileri…”
Ve seslendim…
Dedim, üstüne kim alırsa alsın…
Derdini söylemeyeni dertsiz mi sandın…
Yüzü gülüyor diye gamsız mı sandın
İnsan-ı Kamile meylim diye, aptal mı sandın da boyunlara bindin de bindin...
Unutmuşsun; vicdanı, dayanışmayı…
Küçük görürsün tepeden bakıp da insanı…
Zulmün ateşine odun atıp harlarsın, adaletsizlik denizine su taşıyıp coşarsın
Görmezsin yanındakini, Feryad, figana dönmüş kulağın kapatır duymazsın…
Ne olacağım değil ne oldum delisi olmuşsun.
Sen şimdi kendini insana mı sayarsın…
Tutunmuşsun bir çarka, hiç kırılmaz mı sanıyorsun
Her gecenin bir sabahı
Her yolun bir sonu vardır…
Kışın olduğu yer de döndü mü mevsim bahar vardır
Aha da geçti senin mevsimin…
Şimdi güneşin zamanı
Saman sarısı…
O zalim kışların, sert boranların ahı alınmaz mı sandın…
Burası ki;
Dadaloğlu,
İnce Mehmed’lerin
Memleketi…
Hızır paşa gibi o çarkın kırılmaz mı sandın…
İçimizde elvan elvan sızı, kanayan yaralar vardır….
Hayatlar dardır…
Ekmek acı…
Bal zehirdir…
Emek aşağı…
Ama; kırar dişliyi, durdur çarkı, kurtarır yükten sırtı…
Sen beli bükükler hiç ayakta, dik durmaz mı sandın…
Gülüp gezdiğimiz, memleket sevdasındandı…
İçimiz kan ağlar iken, dosta karşıydı…
Gülüp oynadığımız, geçim derdine, yaban elde bi başımıza kaldığımızaydı…
Gülse de yüzler, yanarken can, seni hiç ağlatmaz mıyız sandın…
“Sabahın seheri günden ileri
Ben kimi sevmişim senden ileri.”
Diyor Ozan…
Biz kimi sevmişiz memleketten ileri.
Memleket ki, candan ileri…
Bu karanlık hep böyle gider mi sandın…
Gülüp oynadığımız dar’a karşıydı…
Ettiğin seni bulmaz mı sandın…
Ziyaret değilsin, kurban isteme gayrı.
Bilesin ki aydınlandı yürekler, güneş yakın…
