Yaş almış insanlar, emekliler yıllardır; neden olduğunu bilemediği, çoğu kez adını koyamadığı onlarca; hayatı zorlayan, yaşamı dar alanlara hapseden olumsuzluklar yaşadı ve yaşamaya devam ediyorlar.
Ama her şeye rağmen de bu sıkışmışlık halinden çıkmak, bir tutam refaha ulaşmak için çabalayıp durdular…
Umuttu bu…
Öyle ya; ne kadar iyi olduğu değil, bir yere ulaşmak, boşluklar içinde kalmaktan iyiydi.
Zira; boşluğun sessizliği, dehşet gürültülüdür…
Silinmez bir an aklınızdan, gitmez bir türlü kulaklarınızdan. Öyle ağır bir gürültüdür boşluğun sessizliği…
Tıpkı kalabalıklar içinde kalınan yalnızlık, bir başınalık gibi…
Ağırdır gürültülü bir sessizlikte yalnız kalmak…
Çabalar insan bir menzile erişmek için…
Hayır, hayır bu durum aslında umutsuz kalmak değil, on yılların umutlarının boşa çıkması…
Sonuç: Yüreklerde kocaman sızı, erişilecek bir yer kalmadı.
Ya da erişilmek istenen bir yer…
İşte bu, yıllarca beslenen umudun bitişidir…
Yaşanıyor mu? Evet, “güzeldir yaşamak” denilerek bir karanlığın içinde doğacak ışığı umutsuz ve amaçsız bekleyerek yaşıyoruz…
Cepte tükenmişlik, elde var çaresizlik. İşte ülkemizde yaş almış emekli insanlar böyle yaşıyor…
Ve fakat az kaldı, usanacaklar hani; o, güzeldir yaşamak dediklerinden de…
Çünkü; sevginin, saygının erezyona uğradığı, yıllarca verilen, “emeğin” değersizleştirildiği, umudun kalmadığı yerde insan neyle yaşar ki?
İşte burada hayaller girer devreye…
Bir yerlerde denk gelip okuduğum bir hisse:
Seramik sanatçısı Ümran Baradan’ ın adının verildiği oyuncak müzesinde Japonya’dan gelen oyuncakların olduğu bir raf ve rafta bir not var.
Hikayesi şöyle;
2.Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılan Japonlar; içlerine koydukları pillerle hareket eden, ışıklar saçan, ses çıkartan, rengarenk oyuncaklar üretirler ve 1950’li yılların oyuncak pazarını ele geçirirler.
O dönemde Japonya'dan Türkiye'ye gelen Japon bir oyuncak üreticisine, iki atom bombasına rağmen hayata nasıl böyle renkli bakabildikleri sorulduğunda verdiği yanıt şudur;
“Oyuncaklardan başka sığınacak bir yerimiz kalmamıştı.” der.
Bu anekdot gerçektir, değildir. Zaten önemli olanda işaret ettiği yerdir.
Oyuncak tarihine bakılınca, ortaya çıkışı temelinde, büyüklerini taklit eden çocukların hayal gücü karşınızda görürsünüz.
Yani oyuncak aslında, “hayal gücüdür.”
Anlatılan kıssadan çıkan hisse;
“Eğer sığınacak hiçbir şeyiniz kalmadıysa, hayal gücünüze sığının. O sizi düze çıkaracaktır…”
Unutmayalım ki, umudu besleyen hayallerdir…
Umudu tüketmiş, yaşama sevinci elinden kaymış tüm yaş almış insanlarımıza, emeklilerimize, hayallere tutunun diyorum…
Tutunun ki, umudu yeniden doğurun…
Sizleri bu kadar yok sayan, yalnızlaştıran bu sisteme karşı cevabınız; biz varız olsun…
Yoksa…
Yoksa nasıl yaşanır ki!..
