Sevgi, kardeşlik, paylaşma, dayanışma ve arınma gibi değerleri içinde bulunduran Ramazan ayı, bir ay süren oruç ibadetidir ve ardından üç gün boyunca kutlanan, Müslüman aleminin ortaklaşa kutladığı dini bir bayramdır.
Yarın bayram!..
Ama yanıbaşımızdaki savaştan her tarafı alev topuna dönmüş Ortadoğu halklarıyla birlikte gireceğiz…
Savaş demişken; ortalık savaş, strateji uzmanlarıyla dolu. Tabi siyasilerle de…
Bir tarafta otoriter, baskıcı ve zulüm dolu bir rejim, bir tarafta ise emperyalist sistemin tahakkümü var.
Ve fakat ortada da hem otoriter rejimin zulmüne hem de aynı anda emperyalist sistemin tahakkümüne maruz kalan halk var.
Ne o ne o diyen yok…
Halklar adına, halkların dışında herkes karar veriyor…
Oysa gerçek ortada ve net:
Her halkın kendi kaderini tayin hakkı vardır.
Bunu da halklar kendileri yaparlar…
Baskıcı rejimleri demokratik mücadelelerle kendileri değiştirecek güce sahiptirler ve
Emperyalist bir sistemin sözde vaat ettiği bir demokrasiye ihtiyaç duymazlar…
Fakat gelin görün ki; Ortadoğu’da bu halkların sanki üçüncü, yani; “Kendi kaderlerini tayin hakkı” yokmuş gibi, iki seçenekten birine, yine başkaları tarafından zorlanırlar.
Oysa; tarih, “Irak”, “Afganistan” gibi örneklerle dolu.
Elbette burada sadece dışarıdan müdahale yapanlar tek başına kusurlu değildir.
Bir o kadar kusurda geçmişten bir türlü ders çıkarmayan Ortadoğu halkınındır…
Bombaların gölgesinde girilecek bayrama, tatlı bir kutlama yazısı düşüremedim, ama küçük bir hikayeyle bazen almamız gereken dersler olduğunu, hisseyi yumuşak tutarak düşürelim…
Bir zamanlar geçimini köylerde dolaşıp şapka satarak sağlayan bir adam varmış.
Yaz ve boğucu sıcağın olduğu bir gün güneş altında dolaşmaktan yorulmuş.
Ağaçlıklı bir yer bulup azıcık kestireyim demiş.
Şapka heybesini yanına koyup, derin bir uykuya dalmış.
Bir süre sonra tepesinde ki ses, şamataya uyanmış.
Bir de ne görsün?
Ağaç tepelerinde maymunlar heybesindeki şapkaları almışlar birbirlerine atıyor, başlarına geçirip, komiklikler yapıp eğleniyorlarmış.
Adam şaşkınlıkla bağırmış ama nafile, maymunlar da ona bağırmışlar.
Ellerini kaldırmış, maymunlar da adamı taklit edip ellerini kaldırmışlar.
Yerden taş alıp atmış, bu sefer maymunlar da ona ağaçlardaki meyveleri atmışlar.
Adam çaresizlikle ne yapacağını şaşırmış, kendi kafasındaki şapkayı çıkarmış hırsla yere fırlatmış.
O da ne? Maymunlar onun bu hareketini taklit ederek kafalarındaki, ellerindeki şapkaları yere atmışlar.
Sevinçle mallarını alelacele toplayan adam heybesini alıp evine dönmüş.
On yıllarca da bu hikâyeyi herkese anlatmış.
Uzun yıllar sonra aile işini devam ettiren bu şapka satıcısının torunu aynı koruluktan geçiyormuş.
Hikâye ya; tam aynı yere geldiğinde o da kendini çok yorgun hissetmiş, ağaçların altında uyuyacağı tutmuş.
Ve o da uyanınca şapkaların yerlerinde yeller estiğini görmüş. Büyük babasını sıkıntıya sokan maymunların torunları bu sefer aynı oyunu ona yapmışlar.
Torun önce öfkeden ne yapacağını bilememiş ama sonra büyük babasının ona küçükken neşe ile anlattığı olayı hatırlamış.
Önce maymunlara bağırmış maymunlar dikkatle ona bakınca el sallamış, maymunlar da ona el sallamış.
Sesler çıkarmış, maymunlar da onu taklit edip sesler çıkarmış.
Kendi kulaklarını çekip dudaklarını komik bir biçimde uzatmış, maymunlar da aynısını yapmış.
Sonra yavaş yavaş elini kaldırmış maymunların da ellerini kaldırdıklarını görünce şapkasını alıp öfkeli taklidi yaparak yere atmış.
Ama maymunlar o son hareketi yapmamışlar.
Torun yerden şapkayı almış, tekrar atmış.
Maymunlar şapkalarını atmayıp aksine sıkı sıkı tutmuşlar.
O an maymunlardan biri daldan aşağı sarkmış ve gelip Toruna;
- Hey! demiş
- Sadece senin mi büyük baban var?"
Ne diyelim!
Büyük babalarından öğrendiklerinden ders çıkaranlar var. Bir de çıkarmayanlar…
Bir de nasıl olsa öğrendik diyerek, aynı oyunu sonucu da hep aynı olur zannedip, oynayanlar var…
İçerden…
Dışardan…
Durdurun çatışmaları, savaşları…
Bırakın insanları…
Unutmayın…
Halkların kendi kaderlerini tayin hakkı var…
Olabiliyorsa eğer…
İyi bayramlar…
