Savaş seven, savaş çıkaran çünkü bundan beslenen dünya liderleri halkları adeta Distopyayı andıran bir kaosun içine sürükledi…
İnsanlar, doğa ve içinde ki tüm canlılarla beraber, ülkelerin kültür mirasları da yok ediliyor…
Tabi vatandaşlar için harcanması gereken bütçelerde…
Resesyon sinyali veren dünya ekonomi piyasası, gelecek olan cehennem dolu günlerinde habercisi…
Savaştı, yıkımdı, kırımdı derken bunca acının içinde kendi gerçeklerimizde gündemden düştü…
Oysa;
Emekliler hala can çekişiyor.
Okullara çocuklar aç gidiyor…
Asgari ücretli sefalet içinde…
Özel sektör emekçileri ücretlerini alamıyor…
Güvencesizlik…
İşsizlik…
Gençler yaşama olan bağlarını yitirmiş durumda…
Ve her gün kadınlar yine öldürülüyor…
Öte yandan, hukuk, hak ve adalet arayışları sürüyor…
Çünkü sorunlar bırakın çözülmeyi, gitgide dağ gibi büyüyor…
Dünyada yaşanan ve yanı başımızda süren savaşların elbette; sosyal, yaşamsal ve ekonomik etkileri kadar, kaynaklarla ilgili etkisi de artı krizler doğuracak…
Temel gıdaya erişimde zorluğa kadar, hiçbirimizi toz pembe günler beklemiyor…
Acının olduğu gibi krizlerin faturası da halklara çıkacak…
Biz ne mi yapıyoruz.
Mümkün olduğunca gerçek sorunlarımızı gündemden düşürüp, yine algı yönetimiyle ekonomik göstergelerde iyi yerlerde olduğumuz bir portre çiziyoruz…
Değiliz…
Üstelik güvende de değiliz…
Tükettiğimiz gibi, üretime ve hukukun üstünlüğünün esas alındığı çok sesli, demokratik toplum modeline geçmediğimiz sürece de olmayacağız…
Tabi tüm bu iyi niyetli isteklerimizi oturup beklemeyle de gerçekleştiremeyiz…
Zamanın birinde, çiftçilik yapan iki komşu varmış.
Birisi tarlasını ekmiş çekilmiş köşesine, ekim yaptım. Nasıl olsa o artık çıkar, demiş ve zamanı geldiği halde sulamamış bin bir bahane bulmuş bakmamış, umutla hayalle beklemiş…
Diğer komşu çiftçi ise; güneş demeden, yağmur demeden çalışıp, zamanında toprağını sulamış, bakıp havalandırmış…
Hasat vakti geldiğinde; birinci çiftçinin tarlası bırakın ekinin ürün vermesi, çorak kalmış…
İkinci çiftçinin tarlasında ürünler boy boy, üstelik bereketli vermiş...
E öyledir.
Bir şeyi sadece istemek yetmez. İstediğin şey için mücadele etmek, emek vermek gerekir…
Üretmeyenler, tüketime, tüketilmeye mahkumdur.
Üreterek ve emek vermek ise; kendi geleceğimizi inşa etmektir.
Bu toprak olur, iş olur…
Dönüşüm olur, değişim olur…
Özcesi:
Her konuda…
Ne verirsen onu alır ne ekersen onu biçersin…
Düzelsin…
Değişsin istiyoruz, bu böyle gitmez diyoruz, diyoruz da…
Hep birlikte, bir birlik olup, dönüşümü getirecek bir toplumsal refleks vermiyoruz…
Hep bir umut…
Hep bir bekleme…
Oysa artık buz gibi ortada…
Sen güçlü bir şekilde istemezsen, hiçbir şey değişmez…
Emek, mücadeleyse, vereceksin…
Çünkü, artık bu böyle gitmez…
