Mevsimlerden bahar, havada çiçek kokusu var.
Ara ara nazlı rüzgarlar esse de güneş tepede ağaçlar tomurcuktalar…
Çiçekler toprağı çoktan yarıp çıktılar.
Kuşlar; dağda bayırda, dallarda, koşuşup duruyor, aşk nağmeleri söylüyorlar…
Fakat, artık her şey gibi baharlarda yalancı işte…
Birden soğudu havalar. Toprağı yarıp çıkan çiçekler kar altında kaldılar.
Kuşların aşk nağmeleri yerini telaşa bıraktılar…
Hele o ağaçtaki tomurcuklar nasıl da dalından düşüp savruldular…
Tıpkı yaşam gibi, baharlar da yalancı oldular…
Ara sıra gülücükler atsak da ufaktan birkaç hayale dalsak da uğrasak da bi kaç durakta tatlı umutlara,
Açsa da yeniden güneş, uçuşsa da kuşlar yeniden tepemizde bilirim ki, yine yalancıdır, tıpkı yaşam gibi…
Tükenmiş çünkü insanlar.
Sokakta, pazarda, durakta her yerde dert, coğrafyanın dört bir yanında ağır bir yoksulluk var...
Havada artık çiçek değil, çaresizliğin kokusu var…
25 yıl.!! Bir halkın elinden hayata dair güzel olan ne varsa aldılar.
Münir Nurettin’ in; “beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın” dizelerinde ki o çaresizliğe hapis ettiler…
Kuruyan yapraklar, solan umutlar, biten hayaller gibi, tükendi dillerde tatlı nameler…
Koca bir yoksullar ordusu. Vatandaşın yüzde 80’’i perişan halde, ağlıyor...
Dilimizde bir aşk, bir bahar şarkısı yok.
Olsa olsa, kaşlarımızın arasına değen dom dom kurşunu gibi, zam yağmurları var...
Gülücük yok yüzlerde, çatık kaşlar, asık yüzler var…
Yoksulluğun altında yorulmuş, hayattan bezmişlik var…
“Bir ilkbahar sabahı
Güneşle uyandın mı hiç?
Çılgın gibi koşarak
Kırlara uzandın mı hiç?”
Gibi; neşenin, sevincin ve aşkın. Coşkunun ve umudun güzelliğini mırıldanmak varken,
Payımıza yalancı baharlar gibi, yalancı yaşamlar düşürdüler…
Ne diyelim…
O zaman…
“Ömrümüzün son demi son baharıdır artık, bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç…”
Gayrı, bundan sonrası değişir mi?
Baharlı mı geçer, baharsız mı?
Bilmem, ama
Biliyorum ki; son fasıldayız
