Bir yer var ya; hani olmaz, daha da böyle gitmez dediğimiz. Hah işte tam oradayız…
Mesela yaşamak, tam bir kepazeliğe dönüştürüldü.
Ağırlık oldu yaşamak, koca bir halk altında ezildi…
İnsanlar yoruldu sizi taşımaktan, hırslarınızdan boğuldu…
Geçiniz bayım geçiniz. Hak, hukuk, adalet gibi ezber cümleler kurmayı da bırakınız.
Siz kimi kandırıyorsunuz?
Vicdanını elleriyle öldüren birinden hiç; “hak, hukuk, adalet” Demokrasi çıkar mı?
Bir halkın özgürlüğünden daha mı öndeydi kişisel duygularınız ki, bir hırsla oturup kenarda beklediniz…
Vatandaşın karanlıkta kalmasından daha mı derin bu kişisel hırsınız, çıkmış sizi siz yapan partinize egemen diliyle konuşuyorsunuz?
Ya gençlere?
Birleştiren olacağım diyerek çıktınız, ayrışmaktan ve karanlıktan yorulmuş halkın gönlünde taht kurdunuz...
Yağmur, çamur. Baskı, korku, gözaltı demediler.
Ama size dede dediler.
Sırtında taşıdı bu çocuklar sizi.
Yordunuz onları da hayattan soğuttunuz.
Hani, ha bire hançer yedim diyip durdunuz ya, asıl siz gençlere hançer vurdunuz…
Hakkaniyetten, ilkeli tutumdan dem vurup,
“Adalet” diye yola çıkıp, adaletsizlik durağında taç takıp oturdunuz…
Ey Kılıçdaroğlu, bu gençlere bir gelecek borçlusunuz…
Kişisel hırslarınız için, tüm halkı bir gecede daha da yoksullaşmış bir sabaha uyandırdınız.
Deyin bay hak adamı!..
Mutlu musunuz?
Hiç kimse ne egemen sisteme ne muktedirlere ne de size hiçbir şey borçlu değil...
Protesto eden hiç kimse suçlu da değil…
Bilakis alacaklı; sistemden, düzenden, umudunu elinden alan, yarınlarını sisler içinde bırakan her şeyden, herkesten.
Tepki veren herkes alacaklı; hukuktan, adaletten. Yaşamdan alacaklı...
Yükselen sesler isyan değil, itirazdır…
Kötülüğün kollektif olduğu, karanlığın kol gezdiği şu zamanlarda elbette bir itiraz doğacaktı.
Şimdi; herkes bir duruş sergiliyor bu adaletsizliğe...
Sanatıyla, halayıyla, sözüyle...
Kimi zaman kalemiyle.
Tüm bu itirazların hepsi; insana, hayata, tabiata dair yapılan adaletsizliğe karşı muhalif bir duruştur...
