PROF. DR. MUSTAFA ALTINTAŞ  ÜNİVERSİTEDEN BAKIŞ
Köşe Yazarı
PROF. DR. MUSTAFA ALTINTAŞ ÜNİVERSİTEDEN BAKIŞ
 

LAİK, DEMOKRATİK CUMHURİYET İLE SOSYAL HUKUK DEVLETİNİN GÜVENCESİ OLAN DEVRİM YASALARININ YÜZİKİNCİ YILI ÜZERİNE(III)

M. Kemal’in laik ve öğretimin birleştirilmesi yolundaki düşüncelerinin izlerini,10 Temmuz 1921 günü Ankara’daki “Eğitim Kongresi”ni açarken, Ekim 1922’de Bursa’da öğretmenlere seslenirken, Şubat 1923’de İzmir’de toplanan “1.Türkiye İktisat Kongresi” açılışındaki söylevinde görebiliriz. M. Kemal, Cumhuriyet ve devrimlerini taşıyacak, geliştirecek “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür kuşakları”” yaratmanın yollarını, bu “yeni insanı” yaratmak için nelerin(medreselerin) yıkılacağını, nelerin kurulacağını çok açık bir biçimde ortaya koymuştur: “akla, çağa uygun bir yaşam”, “akla dayanmayan gelenek ve dogmalardan, bağnazlıklardan kurtulma” ve “ilerleme yolunda yürüme”. Bütün bunların gerçekleştirilmesi için önerilen yöntem ise, “bilisizliğin(cehaletin) giderilmesi olarak ortaya konulmuştur. Amaçlanan; toplumun kültürünü aklın, bunun ürünü olan bilimin süzgecinden geçirerek, yeni, laik bir insanlık kültürünü kurmak olarak belirtilmiştir. Bu yol ile toplumun sonsuz bir ilerleme süreci içine girecek, doğaya egemen olmanın yanı sıra, kültür dünyası da bilginin ışığı ile toplumun gereksinimlerine göre yönlendirilecektir. M. Kemal’in “ileri ve uygar bir ulus olarak,çağdaş uygarlık alanı ortasında yaşama” düşünü gerçeğe dönüştürmenin ilk adımları, 3 Mart 1924 Tarihinde 429,430 ve 431 Sayılı Yasalar ile atılmıştır.Bu yasalar ile toplum, bir yandan ortaçağ kurumlardan arındırılır,öte yandan laik bir düzene yöneltilirken,”430 Sayılı Öğretim Birliği Yasası” ile de,yeni insanın tek elden,tek bir eğitim modeline göre yetiştirilmesi ile çağdaş uygarlığa bütün toplumca ayak uydurulması,ulusal bütünlüğün güçlendirilmesi istenilmiştir. Devrim Yasaları olarak nitelendirilen yasaların ilk on yıldaki başarı, övünç ve ereklerini, M. Kemal, Cumhuriyetin Onuncu yılındaki söylevinde bulmaktayız: “…az zamanda çok ve büyük işler yaptık…Ancak,yaptıklarımızı hiçbir zaman yeter görmeyiz.Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak zorunda ve kararındayız.Yurdumuzu dünyanın en bayındır ve en uygar ülkeleri düzeyine çıkaracağız.Ulusumuzu en gönençli araç ve kaynaklarına sahip kılacağız.Ulusal kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyine çıkaracağız…Türk ulusunun yürümekte olduğu ilerleme ve uygarlık yolunda,elinde ve kafasında tuttuğu meşale pozitif bilimdir.Ulusumuzun bilime bağlılığını,ulusal birlik duygusunu durmadan ve her türlü araç ve önlemlerle besleyerek geliştirmek ulusal ülkümüzdür… Bugün, özdeş inan ve kesinlikle söylüyorum ki,ulusal ülküye tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk Ulusu’nun büyük ulus olduğunu bütün uygar dünya,az zamanda bir kez daha tanıyacaktır…Türk Ulusu,sonsuzluğa akıp giden her on yılda,bu büyük ulus bayramını,daha büyük onurlarla,mutluluklarla,dirlik ve gönenç içinde kutlamanı gönülden dilerim…” İlk on yılın ,1933’ün üzerinden 9 “On Yıl” geçti. Ulusumuz, geçen 92 kez yinelenen Cumhuriyet Bayramlarında, ilk on yıldaki başarı ile övüncü ile geleceğe ilişkin umudunun bir daha yaşamamıştır. Günümüzde ulusumuz “gününden mutlu”,”geleceğinden umutlu” değildir. Bu konuma sürüklenmek ile Öğretim Birliği Yasası’ndan kopuş arasında büyük bir bağlantı bulunduğunu düşünüyorum. Çünkü ülkemiz, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasından başlayarak ve giderek hızlanan biçimi ile yeniden inanca, dogmaya, bağnazlığa bağımlı kurum ve kadroların egemenliği altına alınmıştır. “Fikri, vicdanı, irfanı özgür kuşaklar” yetiştirme, yerini “dinci ve kinci kuşaklara” bırakılmış ve laik Cumhuriyetten rövanş alınmaya yönlendirilmektedir. Yeniden Cumhuriyetin onuncu yılında M. Kemal Atatürk tarafından dillendirilmiş övünç ve umuda vücut veren 3 Mart 1924 Günlü Yasalara yönelik bir yönelme içine girmemiz gereği ortadadır. Bunun için, öncelikle, nasıl bir insan yetiştirmeli sorusuna yanıt vermemi gerekmektedir. Eğitim sürecinin ürünü olan insanın laik, bilimsel, demokratik, eğitim sisteminin çıktılarının “sosyal ve özgürlükçü birey” olmalarını gerektirmektedir. Başlangıcını İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan “yeni dünya düzenine uyumlu, boyun eğici” dinci kuşak“, tarikatlar ve cemaatlerce “altın kuşak” ve benzerlerinden vaz geçmemiz gerekmektedir. Dindar kuşak demokrasi, laik ve bilimsel uzağında konumlanırken, altın kuşak ise, ülkenin ulusal ordusu, parlamentosuna ve medyasına darbe yapmaya kalkışmıştır. Vardığımız bu duraktan, yeniden fabrika ayarlarına dönmemiz gerekmektedir. M. Kemal Atatürk’ün iki deyişinin değeri günümüzde daha da önem taşımaktadır. Bunlardan ilki, özünde büyük ozan Tevfik Fikret’in “Ferda Şiirinde geçen “Fikri Hür, Vicdanı Hür, İrfanı Hür” deyişidir. Atatürk bu deyişi, Türk Eğitim Sistemi’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkesi kılmıştır. Bu söyleşinin anlamı, kuşakların dogmalardan bağımsız, araştıran, sorgulayan bireyler olarak yetiştirilmesini işaret etmektedir. İkincisi ise, “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesidir. AKP’nin Programında bu iki ilkeyi, örtük olarak sahiplendiğini görmekteyiz. Aradan geçen 25 yıl sonrasında sahada olan, bu iki ilkenin çiğnendiğini görmekteyiz. AKP de, başlangıçta benimsediği bu iki ilkeye yüzünü yeniden dönmelidir, diye düşünüyorum.
Ekleme Tarihi: 07 Nisan 2026 -Salı

LAİK, DEMOKRATİK CUMHURİYET İLE SOSYAL HUKUK DEVLETİNİN GÜVENCESİ OLAN DEVRİM YASALARININ YÜZİKİNCİ YILI ÜZERİNE(III)

M. Kemal’in laik ve öğretimin birleştirilmesi yolundaki düşüncelerinin izlerini,10 Temmuz 1921 günü Ankara’daki “Eğitim Kongresi”ni açarken, Ekim 1922’de Bursa’da öğretmenlere seslenirken, Şubat 1923’de İzmir’de toplanan “1.Türkiye İktisat Kongresi” açılışındaki söylevinde görebiliriz. M. Kemal, Cumhuriyet ve devrimlerini taşıyacak, geliştirecek “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür kuşakları”” yaratmanın yollarını, bu “yeni insanı” yaratmak için nelerin(medreselerin) yıkılacağını, nelerin kurulacağını çok açık bir biçimde ortaya koymuştur: “akla, çağa uygun bir yaşam”, “akla dayanmayan gelenek ve dogmalardan, bağnazlıklardan kurtulma” ve “ilerleme yolunda yürüme”. Bütün bunların gerçekleştirilmesi için önerilen yöntem ise, “bilisizliğin(cehaletin) giderilmesi olarak ortaya konulmuştur.

Amaçlanan; toplumun kültürünü aklın, bunun ürünü olan bilimin süzgecinden geçirerek, yeni, laik bir insanlık kültürünü kurmak olarak belirtilmiştir. Bu yol ile toplumun sonsuz bir ilerleme süreci içine girecek, doğaya egemen olmanın yanı sıra, kültür dünyası da bilginin ışığı ile toplumun gereksinimlerine göre yönlendirilecektir.

M. Kemal’in “ileri ve uygar bir ulus olarak,çağdaş uygarlık alanı ortasında yaşama” düşünü gerçeğe dönüştürmenin ilk adımları, 3 Mart 1924 Tarihinde 429,430 ve 431 Sayılı Yasalar ile atılmıştır.Bu yasalar ile toplum, bir yandan ortaçağ kurumlardan arındırılır,öte yandan laik bir düzene yöneltilirken,”430 Sayılı Öğretim Birliği Yasası” ile de,yeni insanın tek elden,tek bir eğitim modeline göre yetiştirilmesi ile çağdaş uygarlığa bütün toplumca ayak uydurulması,ulusal bütünlüğün güçlendirilmesi istenilmiştir.

Devrim Yasaları olarak nitelendirilen yasaların ilk on yıldaki başarı, övünç ve ereklerini, M. Kemal, Cumhuriyetin Onuncu yılındaki söylevinde bulmaktayız: “…az zamanda çok ve büyük işler yaptık…Ancak,yaptıklarımızı hiçbir zaman yeter görmeyiz.Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak zorunda ve kararındayız.Yurdumuzu dünyanın en bayındır ve en uygar ülkeleri düzeyine çıkaracağız.Ulusumuzu en gönençli araç ve kaynaklarına sahip kılacağız.Ulusal kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyine çıkaracağız…Türk ulusunun yürümekte olduğu ilerleme ve uygarlık yolunda,elinde ve kafasında tuttuğu meşale pozitif bilimdir.Ulusumuzun bilime bağlılığını,ulusal birlik duygusunu durmadan ve her türlü araç ve önlemlerle besleyerek geliştirmek ulusal ülkümüzdür… Bugün, özdeş inan ve kesinlikle söylüyorum ki,ulusal ülküye tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk Ulusu’nun büyük ulus olduğunu bütün uygar dünya,az zamanda bir kez daha tanıyacaktır…Türk Ulusu,sonsuzluğa akıp giden her on yılda,bu büyük ulus bayramını,daha büyük onurlarla,mutluluklarla,dirlik ve gönenç içinde kutlamanı gönülden dilerim…”

İlk on yılın ,1933’ün üzerinden 9 “On Yıl” geçti. Ulusumuz, geçen 92 kez yinelenen Cumhuriyet Bayramlarında, ilk on yıldaki başarı ile övüncü ile geleceğe ilişkin umudunun bir daha yaşamamıştır. Günümüzde ulusumuz “gününden mutlu”,”geleceğinden umutlu” değildir. Bu konuma sürüklenmek ile Öğretim Birliği Yasası’ndan kopuş arasında büyük bir bağlantı bulunduğunu düşünüyorum. Çünkü ülkemiz, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasından başlayarak ve giderek hızlanan biçimi ile yeniden inanca, dogmaya, bağnazlığa bağımlı kurum ve kadroların egemenliği altına alınmıştır. “Fikri, vicdanı, irfanı özgür kuşaklar” yetiştirme, yerini “dinci ve kinci kuşaklara” bırakılmış ve laik Cumhuriyetten rövanş alınmaya yönlendirilmektedir.

Yeniden Cumhuriyetin onuncu yılında M. Kemal Atatürk tarafından dillendirilmiş övünç ve umuda vücut veren 3 Mart 1924 Günlü Yasalara yönelik bir yönelme içine girmemiz gereği ortadadır. Bunun için, öncelikle, nasıl bir insan yetiştirmeli sorusuna yanıt vermemi gerekmektedir. Eğitim sürecinin ürünü olan insanın laik, bilimsel, demokratik, eğitim sisteminin çıktılarının “sosyal ve özgürlükçü birey” olmalarını gerektirmektedir. Başlangıcını İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan “yeni dünya düzenine uyumlu, boyun eğici” dinci kuşak“, tarikatlar ve cemaatlerce “altın kuşak” ve benzerlerinden vaz geçmemiz gerekmektedir. Dindar kuşak demokrasi, laik ve bilimsel uzağında konumlanırken, altın kuşak ise, ülkenin ulusal ordusu, parlamentosuna ve medyasına darbe yapmaya kalkışmıştır. Vardığımız bu duraktan, yeniden fabrika ayarlarına dönmemiz gerekmektedir.

M. Kemal Atatürk’ün iki deyişinin değeri günümüzde daha da önem taşımaktadır. Bunlardan ilki, özünde büyük ozan Tevfik Fikret’in “Ferda Şiirinde geçen “Fikri Hür, Vicdanı Hür, İrfanı Hür” deyişidir. Atatürk bu deyişi, Türk Eğitim Sistemi’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkesi kılmıştır. Bu söyleşinin anlamı, kuşakların dogmalardan bağımsız, araştıran, sorgulayan bireyler olarak yetiştirilmesini işaret etmektedir. İkincisi ise, “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesidir. AKP’nin Programında bu iki ilkeyi, örtük olarak sahiplendiğini görmekteyiz. Aradan geçen 25 yıl sonrasında sahada olan, bu iki ilkenin çiğnendiğini görmekteyiz. AKP de, başlangıçta benimsediği bu iki ilkeye yüzünü yeniden dönmelidir, diye düşünüyorum.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (3)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
fiko
(07.04.2026 11:42 - #5336)
Eline yüreğine sağlık
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Mutahhar Aksarı
(07.04.2026 12:26 - #5337)
Değerli öğretmenim, vurguladığınız yanlışlar ve uyarılarınız için çok teşekkür ederim. Emeğinize sağlık!
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Seyfettin cansu
(07.04.2026 15:43 - #5338)
Hocam teşekkürler tarihi mükemmel tesbitler saygılar
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.