PROF. DR. MUSTAFA ALTINTAŞ  ÜNİVERSİTEDEN BAKIŞ
Köşe Yazarı
PROF. DR. MUSTAFA ALTINTAŞ ÜNİVERSİTEDEN BAKIŞ
 

LAİK, DEMOKRATİK CUMHURİYET İLE SOSYAL HUKUK DEVLETİNİN GÜVENCESİ OLAN DEVRİM YASALARININ YÜZİKİNCİ YILI ÜZERİNE (I)

Süreklilik içeren ve anılarak ve Anayasa güvencesine konu olan “Devrim Yasaları” içinde tanımlanan Yasaların en önemlisi ve günümüzde gündemi oluşturan “430 Sayılı Öğretim Birliği Yasası” dır. Devrim Yasaları üzerine yazdığım önceki yazılarımı gözden geçirirken, 23 yıl önce, 28/03/2003 günlü Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan yazım karşıma çıktı. Günümüzde, Bölgemizde yaşananlar ile, 23 sene öncesinde yaşananlar örtüşmektedir. 23 sene önce yine ABD, 11 Eylül 2001’de İkiz Kuleler saldırısını öne sürerek, Ortadoğu’yu yeniden biçimlemek ve bu nedenle Irak’ı işgal etme girişiminde bulunmak istiyordu. Zamanın ABD Başkanı Bush, amaçladığı Irak’ı işgalde, ülkemizin topraklarını kullanmak istiyordu.3 Kasım 2002 seçimlerinde seçmen; seçim öncesinde parlamentoda yer alan tüm siyasal partileri elemiş ve 14 Ağustos 2001’de kurulmuş olan AKP’ye iktidar, CHP’ye ise CHP’yi muhalefet görevi vermişti. Cumhurbaşkanı ise Ahmet Necdet Sezer idi. Böylece AKP, kuruluşundan 443 gün sonra, T.C.nin 58nci Hükümetini, Abdullah Gül başkanlığında kurmuştur. AKP’nin ilk Hükümetini kurmasından 102 gün sonra, kucağında buldu. Tezkere ile Bush;  Irak’ı işgal etmek için, Mersin ve İskenderun Limanlarından başlayarak, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde konuşlanma ve toprağımızdan Irak’a girmeyi amaçlıyordu. ABD askerleri İskenderun’da karaya çıkacak 4. Piyade Tümeni Mardin-Urfa arasından Kuzeye Irak’a girecek ve Bağdat’a ilerleyerek Irak’ı teslim alacaktı! 3 Kasım 2002 seçimleri ilginç bir parlamento aritmetiği sergilemişti. AKP 363, CHP 178 ve Bağımsızlar 9 Milletvekili çıkarmıştı. AKP tek başına iktidar, CHP de tek başına muhalefet partisiydi. TBMM seçimlerin üstünden sadece dört ay geçmişti. İkiz Kuleler saldırısından sonra Orta Doğu’ya şekil vermek ve Irak’ı işgal etmek isteyen ABD Başkanı Buch, ülkemizin stratejik önemdeki coğrafyasını kullanmak istiyordu. İki hükümet arasında Buch’ın “At pazarlığı” olarak nitelediği görüşmeler yapılıyordu. CHP bu konuda açık bir duruş sergiliyordu. Genel Başkan Deniz Baykal, “Türkiye bu gayri hukukî ve gayri ahlak ahlâkî savaşın karargâhı ve cephesi olmayacaktır!” diyordu. AKP ise parçalı bir görünüm içindeydi. TBMM Başkanı Bülent Arınç, Başbakan Yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayır, birkaç bakan ve milletvekilleri sunulan tezkereye karşıydı. Başkan Bush’un; “At pazarlığı” olarak nitelediği süreçte Türkiye’nin  ABD isteklerine “evet dememesi” ve Irak’taki saldırılarına destek olmaması  durumunda başına gelebileceklerini duyumsatması küstahlığında bulunmuştu.Benzer bir küstahlığı, 5 Haziran 1964’de Başkan Lyndon Johnson tarafından, Türkiye’nin saldırıya uğrayan soydaşlarımızı saldırılardan korumak amaçlı müdahalemizi önleme amaçlı mektubunu akla getirmekte.1 Mart 2003’de TBMM’nde görüşülen Tezkere, CHP’nin olaganüstü çabaları ve bu çabaları destekleyen 100  AKP’li üyelerin oyları ile ret edilmişti. Kürt kökenli vekillerin çoğunluğu olumsuzdu. Bir Hıristiyan ordusunun, Müslüman bir ülkede kan dökmesine vicdanı elvermeyenler de vardı. CHP dikkatli bir strateji izleyerek AKP ile çatışma yerine vekillerinin vicdanlarına hitap etmiş ve sonuç almasını bilmişti! Yapılan elektronik oylama ve kapalı oturum tutanakları aradan on yıl geçmesine karşın bir türlü açıklanmıyor. Hayır oyu kullanan AKP’li vekillerin tasfiyesinin ortaya çıkmasından çekinildiği için olacak! Tezkerenin reddi Türk ve ABD ilişkilerini etkilemişti. ABD bakanları bu sonucu unutmayacaklarını yazı ve demeçlerinde yineliyorlardı. Kuzey Irak’taki askerlerimizin başlarına çuval geçirilmesi, FETÖ emrindeki yargı eliyle Ergenekon, Balyoz, Casusluk davalarında seçkin amiral, general, subay ve ast subayların cezalandırılması tezkerenin intikamı olarak niteleniyordu. 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail Ortaklığı tarafından İran’a, Lübnan’a bitmez-tükenmez saldırılara, Türkiye’yi de ortak etme çabasının olabileceğini düşünmemek mümkün değil. Kendisini Kürenin İmparatoru olarak gören, emlakçı Donald Trump’ın, kimi NATO ülkelerini savaşa zorlama çabası, bu ürküntümüzün nedenini oluşturmaktadır. Trump’ın, kendi haydutluğuna katılmayan İspanya’yı cezalandıracağını açıklaması, savaşın uzaması durumunda benzeri istek ve şantajın ülkemize de akla getiriyor. Dileğim bu olasılıkların gerçekleşmemesidir. Johnson, Bush ve belki de Trump benzerlerinin bu şantaj ve korkutmacadan daha çok, Türkiye’nin bu duruma düşmesi ile, “3 Mart 1924 Yasaları” denilen düzenlemelerimizden kopmamız arasındaki bağlantıyı değerlendireceğim. (sürecek)
Ekleme Tarihi: 10 Mart 2026 -Salı

LAİK, DEMOKRATİK CUMHURİYET İLE SOSYAL HUKUK DEVLETİNİN GÜVENCESİ OLAN DEVRİM YASALARININ YÜZİKİNCİ YILI ÜZERİNE (I)

Süreklilik içeren ve anılarak ve Anayasa güvencesine konu olan “Devrim Yasaları” içinde tanımlanan Yasaların en önemlisi ve günümüzde gündemi oluşturan “430 Sayılı Öğretim Birliği Yasası” dır. Devrim Yasaları üzerine yazdığım önceki yazılarımı gözden geçirirken, 23 yıl önce, 28/03/2003 günlü Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan yazım karşıma çıktı.

Günümüzde, Bölgemizde yaşananlar ile, 23 sene öncesinde yaşananlar örtüşmektedir. 23 sene önce yine ABD, 11 Eylül 2001’de İkiz Kuleler saldırısını öne sürerek, Ortadoğu’yu yeniden biçimlemek ve bu nedenle Irak’ı işgal etme girişiminde bulunmak istiyordu. Zamanın ABD Başkanı Bush, amaçladığı Irak’ı işgalde, ülkemizin topraklarını kullanmak istiyordu.3 Kasım 2002 seçimlerinde seçmen; seçim öncesinde parlamentoda yer alan tüm siyasal partileri elemiş ve 14 Ağustos 2001’de kurulmuş olan AKP’ye iktidar, CHP’ye ise CHP’yi muhalefet görevi vermişti. Cumhurbaşkanı ise Ahmet Necdet Sezer idi.

Böylece AKP, kuruluşundan 443 gün sonra, T.C.nin 58nci Hükümetini, Abdullah Gül başkanlığında kurmuştur. AKP’nin ilk Hükümetini kurmasından 102 gün sonra, kucağında buldu. Tezkere ile Bush;  Irak’ı işgal etmek için, Mersin ve İskenderun Limanlarından başlayarak, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde konuşlanma ve toprağımızdan Irak’a girmeyi amaçlıyordu. ABD askerleri İskenderun’da karaya çıkacak 4. Piyade Tümeni Mardin-Urfa arasından Kuzeye Irak’a girecek ve Bağdat’a ilerleyerek Irak’ı teslim alacaktı!

3 Kasım 2002 seçimleri ilginç bir parlamento aritmetiği sergilemişti. AKP 363, CHP 178 ve Bağımsızlar 9 Milletvekili çıkarmıştı. AKP tek başına iktidar, CHP de tek başına muhalefet partisiydi. TBMM seçimlerin üstünden sadece dört ay geçmişti. İkiz Kuleler saldırısından sonra Orta Doğu’ya şekil vermek ve Irak’ı işgal etmek isteyen ABD Başkanı Buch, ülkemizin stratejik önemdeki coğrafyasını kullanmak istiyordu. İki hükümet arasında Buch’ın “At pazarlığı” olarak nitelediği görüşmeler yapılıyordu. CHP bu konuda açık bir duruş sergiliyordu. Genel Başkan Deniz Baykal, “Türkiye bu gayri hukukî ve gayri ahlak ahlâkî savaşın karargâhı ve cephesi olmayacaktır!” diyordu. AKP ise parçalı bir görünüm içindeydi. TBMM Başkanı Bülent Arınç, Başbakan Yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayır, birkaç bakan ve milletvekilleri sunulan tezkereye karşıydı.

Başkan Bush’un; “At pazarlığı” olarak nitelediği süreçte Türkiye’nin  ABD isteklerine “evet dememesi” ve Irak’taki saldırılarına destek olmaması  durumunda başına gelebileceklerini duyumsatması küstahlığında bulunmuştu.Benzer bir küstahlığı, 5 Haziran 1964’de Başkan Lyndon Johnson tarafından, Türkiye’nin saldırıya uğrayan soydaşlarımızı saldırılardan korumak amaçlı müdahalemizi önleme amaçlı mektubunu akla getirmekte.1 Mart 2003’de TBMM’nde görüşülen Tezkere, CHP’nin olaganüstü çabaları ve bu çabaları destekleyen 100  AKP’li üyelerin oyları ile ret edilmişti. Kürt kökenli vekillerin çoğunluğu olumsuzdu. Bir Hıristiyan ordusunun, Müslüman bir ülkede kan dökmesine vicdanı elvermeyenler de vardı.

CHP dikkatli bir strateji izleyerek AKP ile çatışma yerine vekillerinin vicdanlarına hitap etmiş ve sonuç almasını bilmişti! Yapılan elektronik oylama ve kapalı oturum tutanakları aradan on yıl geçmesine karşın bir türlü açıklanmıyor. Hayır oyu kullanan AKP’li vekillerin tasfiyesinin ortaya çıkmasından çekinildiği için olacak! Tezkerenin reddi Türk ve ABD ilişkilerini etkilemişti. ABD bakanları bu sonucu unutmayacaklarını yazı ve demeçlerinde yineliyorlardı. Kuzey Irak’taki askerlerimizin başlarına çuval geçirilmesi, FETÖ emrindeki yargı eliyle Ergenekon, Balyoz, Casusluk davalarında seçkin amiral, general, subay ve ast subayların cezalandırılması tezkerenin intikamı olarak niteleniyordu.

28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail Ortaklığı tarafından İran’a, Lübnan’a bitmez-tükenmez saldırılara, Türkiye’yi de ortak etme çabasının olabileceğini düşünmemek mümkün değil. Kendisini Kürenin İmparatoru olarak gören, emlakçı Donald Trump’ın, kimi NATO ülkelerini savaşa zorlama çabası, bu ürküntümüzün nedenini oluşturmaktadır. Trump’ın, kendi haydutluğuna katılmayan İspanya’yı cezalandıracağını açıklaması, savaşın uzaması durumunda benzeri istek ve şantajın ülkemize de akla getiriyor. Dileğim bu olasılıkların gerçekleşmemesidir.

Johnson, Bush ve belki de Trump benzerlerinin bu şantaj ve korkutmacadan daha çok, Türkiye’nin bu duruma düşmesi ile, “3 Mart 1924 Yasaları” denilen düzenlemelerimizden kopmamız arasındaki bağlantıyı değerlendireceğim. (sürecek)

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.