Son günlerin toplum gündemine oturtturulan tartışmaların başında, Maarif Nazırı deyiminden hoşlandığını ele veren Y. Tekin’ce, laik Cumhuriyet’te yurttaşlarca dinsel akışa göre yaşanan “Ramazan Ayını”, toplumsal kavgalarımız yokmuş gibi, pimi çekilmiş bomba olarak bırakması gelmektedir. Pimi çekilerek, üzerine namus ve onurları üzerine yemin edilen laik Cumhuriyete atılan bomba, Maarif Nazırı tarafından, 81 ildeki tüm okullara uygulamak üzere gönderilen “Ramazan Etkinlikleri Genelgesidir”. Genelge iki amaç güdülenmektedir. İlki, okulların dinsel akışa göre programların uygulanması, ikincisi de öğrencileri, anne-baba ve yakınları hakkında ihbara yöneltmesidir. Anayasanın başlangıcına,2,514,24,42, Milli Eğitim Yasasına aykırılık, hatta başkaldırı olan bu Genelge, kimi bilim, sanat, kültür insanlarımızca ve demokratik kitle örgütlerince kınanmış ve suç duyurusuna konu kılınmıştır. İmzacılar içinde yer almanın onurunu taşımaktayım. Bu konu daha çok su kaldıracaktır demekle birlikte, asıl acı veren, muhalefet partilerinden hiçbirinden kurumsal bir değerlendirme yapılmamasıdır. Rastladığım karşı çıkış, CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül olmuştur.
İkincisi ise, İstanbul Büyükşehir ve ilçe belediye başkanları ile bazı çalışanlarının tutuklanması, görevden uzaklaştırılması, kimilerinin iktidar belediyesine dönüştürülmesinin ötesinde, boğaz geçişine koşut İstanbul Kanalı yanı sıra, şimdiler İstanbul köprülerinin, geçitlerinin ve otobanlarının pazara çıkarılmasıdır. Kimilerinin “sattırmam”, kimilerinin “babalar gibi, çatlasanız da,patlasanız da satarız” deyişlerini yeniden duyar olduk.Yazıma, özelleştirme/satma/kiralama iştahının kabarmasına konu etmemin nedeni,31 Ocak 2026 günü, ADD Karadeniz Ereğli Şubesi tarafından, “Adalet ve Demokrasi Haftası”nda düzenlenen konferansta, Sayın Prof. Dr. Ali Demirsoy ile birlikte yer almamın,beni anılarıma götürmesi oldu.1980’li yıllarda da tartışmaların odağına yerleşen özelleştirme girişimlerinden biri de,Karadeniz Ereğli Demir Çelik Fabrikalarının satılması girişimi olmuştur.Bu girişime karşı çıkan Türk Metal Sendikası,benden konu hakkında bir kitapçık hazırlama isteminde bulundu.17 Ekim 1989’da, Sendika Yayınlarının 5 incisi olarak yayımlanan kitapçık “Ulusal Sanayi Kuruluşlarımız Yabancılaştırırken” başlığını taşımaktadır. Kitapçıkta yer alan ve zamanın Cumhurbaşkanı Kenan Evren, Başbakanı Turgut Özal ve Siyasal Parti Önderlerine,1953-1960 döneminde Kdz. Ereğli Belediye Başkanı Kamil Erdem’in “Nolur Satmayın!” haykırışı ile yazdığı 19/09/1989 günlü mektubu yer almaktadır. Bu mektup, bize köyde doğmuş, belediye başkanı olmuş ve tüm sevgisini ve inancını Ereğli Demir Çelik Fabrikalarına veren bir “baba “gibi, günümüzdeki özelleştirme şehvetine kapılanlara örnek olacak sahiplenmeyi göstermektedir.
Kitapçığın “geçen zaman Önsöz”ünde şöyle seslenmekteyim: ”Türkiye ekonomisinin temel taşlarından olan KİT’lerin birer birer yabancılaştırılıyor olmasına, o kuruluşların oluşumunda ve bugünkü düzeyine gelmesinde en büyük pay sahibi olan işçilerimizin, örgütlü bir biçiminde karşı çıkmaları, sorunun asıl sahiplerince üstlenildiğinin göstergesidir. Asıl sevindirici olan da işçilerimizin ulusal kuruluşlarımıza ve işyerlerine doğrudan sahip çıkmalarıdır.
KİT’lerin ülke ekonomimizde yer alışının başlıca nedeni olabildiği kadar kısa süre içinde ulusu gönence ve ülkeyi bayındırlığa eriştirmektedir. Sanayileşmek aynı zamanda sermaye birikiminin de anahtarı olarak alınmıştır. Bu amacı gerçekleştirmek için kurulan ve geçen bunca zaman içinde hem genişleyen ve hem de kendi gelişmesi yanı sıra özel kesimin sanayileşmesini de genişleten bu kuruluşların, şimdiler bir bezirgan mantığı ile yabancılara ucuz-pahalı demeden satılması, ülkenin sanayileşme hedefinden vazgeçtiğinin açıklanmasından başka bir şey değildir.
Yıllarca süren özveri sonucu oluşan halkın sermayesinin (KİT’lerin) yabancılaştırılması, ülkemizi yeniden başladığı noktaya götüren yanlış bir politikadır. Bu politikayı uygulayanlar ya da uyguluyor görünenler ise ne ülkenin geçmişi konusunda bilgili ne de toplumun geleceği ile ilgisi olmayan kimselerdir… Dileğimiz, kendi malına, kuruluşlarına ve işyerlerine bilinçli bir biçimde sahip çıkan Türk İşçisinin bu davranışının, ilgili ve yetkililerde uyarıcı etki yapmasıdır” demişim:
Milliyet Gazetesi Yazarı Necati Doğru, 10/07/1989 günlü “Uysa da Uymasa da” başlıklı yazısında; “…Yerli otomobil fabrikaları, yerli buzdolabı, çamaşır makinası, kazan, kalorifer dilimi, teneke ambalaj fabrikaları, demiryolları, denizyolları, tüm sanayi denilebilecek ne varsa Erdemir’de üretim olmadan bir gecede dışa bağımlı olur. Türkiye daha fazla soyulur” diyerek uyarıyordu.
Milliyet Gazetesi yazarlarından Hasan Pulur ise,14/09/1989 günlü “Olaylar ve İnsanlar Sütununda; ”…Lakin toplumda böyle bir şey yoktur. Adam kalkar çimento fabrikalarını satar, kimsenin kılı kıpırdamaz… Adam kalkar Erdemir’i satışa çıkarır, bir iki aykırı ses çıkar. Kimin malının kime satıldığı sorulur orada kalır. Sıra Petkim’e gelir,yine aldıran yoktur…” diyerek toplumun vurdumduymazlığa göndermede bulunur.
Eski Belediye Başkanı Kamil Erdem ise; Cumhurbaşkanı, Başbakan, siyasl parti genel başkanlarına sunduğu rapordan sonra şöyle seslenmektedir; “devletimizin gelir kaynaklarının başında gelen ve zamanla her sene değeri ve gelirleri çok daha artacak olan Ereğli DÇF’nı lütfen satmayınız, sattırmayınız. Çünkü Türkiye’de bu işe uygun, hem de çok uygun ikinci bir Ereğli Şehrini bulamayacağınız gibi, Ereğli DÇF’nın bir ikincisini de yapamayacaksınız. Onun için sizlerden rica ediyorum, ne olur biraz gayret gösterin de Ereğli-DÇF devletimizin, milletimizin malı ve mülkü olarak kalsın…” demektedir.
Aradan 37 yıl geçti. Toplumun ve siyasetin gündeminde bu kez altyapı yatırımlarımız elden çıkarılma durumunda. Bu kez bunun gerekçesi, yürütme erkinin, çekmekte olduğu kaynak sıkıntısını gidermek olarak tartışılmakta. Yapılması gereken “itibardan tasarruf olmaz” diyerek sergilenen aşırı kaynak kullanımını frenlemektir. Satılması amaçlanan yatırımlar gelir getirisi olan ve toplumuzun özveri ile oluşturduğu kaynakların ürünüdür. Toplum az tüketerek bunu başarmıştır. Siyasal partiler, şimdiden tasarlanan satışın müşterilerine, şimdiden, iktidar değişimi olursa, bu türden sözleşmelerin geçersiz olacağını duyurmalıdır.
