PROF. DR. MUSTAFA ALTINTAŞ  ÜNİVERSİTEDEN BAKIŞ
Köşe Yazarı
PROF. DR. MUSTAFA ALTINTAŞ ÜNİVERSİTEDEN BAKIŞ
 

BOĞDURULAN MİTHAT PAŞA’DAN, SİYASETEN YASAKLANMAK İSTENİLEN EKREM İMAMOĞLU’NA

“Diploma İptali Suçu ve Sorumluları” başlıklı, yazımda, “İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu (Eİ)başta olmak üzere, bu kararın kurbanlarının İÜ Rektörü ve bu kararda imzası olanlar hakkında hem ceza ve ödence davası açarak, kurum ve kurulların utanılası duruma düşürülmelerinin önlenmesine katkıda bulunmasını” dilemiştim. Eİ’nun diploma iptali kararının iptali isteği ile taşıdığı İdari Mahkemesi’nin ret kararı ben de Mithat Paşa (MP)’ın sonunu belirleyen “Çadır Mahkemesi Kararını” çağrıştırdı. İkisi de görevlerinin doruklarından indirilmişlerdir. MP; Çağdaşlaşma ve Anayasallaşma Tarihimizde önemli yeri olan, Cumhuriyet Türkiye’si tarafından da adı stadyumlara, cadde ve alanlara verilerek örneklenen bir devlet adamı olup, siyasal tarihimizde “özgürlük şehidi” olarak kabul edilmektedir. II. Abdülhamit, Anayasayı ilan etme pazarlığı sonucu,23 Aralık 1876’da tahta otururken,1.Meşrutiyetin önderi ve ilk Sadrazamı MP,49 gün sonra,5 Şubat 1877’de görevinden alınarak, bir yıl çeşitli Avrupa ülkelerine sürgün edilmiş, sürgün sonrasında Girit’te zorunlu oturtturulmuş, arkasından Suriye ve Aydın (İzmir) Valiliği görevlerine getirilmiştir. Bütün bunların nedeni; Meşrutiyet rejimine geçildikten sonra, “Saraya değil, millet temsilcilerine karşı sorumlu bir başbakan” gibi davranarak, Osmanlı yönetici-seçkinler sınıfının idare anlayışından radikal bir kopuşa yönelmesi, potansiyel iktidar odağını el altında tutma siyaseti olarak yorumlanmasıdır. MP,1881 yazında devrik sultan Abdülaziz’in katli davasında mahkûm edilen on bir kişiden biridir. Gerçekte bu dava, Osmanlı yönetici-seçkinler sınıfı için de 1860’lardan beri süren cepheleşmenin bir hesaplaşmaya dönüşmesi olarak yorumlanmalıdır. Dava her ne kadar, Abdülaziz’in katlini örgütleyenlerin yargılanması biçiminde cereyan etmişse de başını MP’nın çektiği liberal-yenilik kanatla, Ahmet Cevdet Paşa’nın ideolojik önderi olduğu muhafazakâr kanat arasında cereyan eden bir hesaplaşmadır. Ve Yıldız “Olaganüstü Çadır Mahkemesi’nde gerçekleştirilen bu yargılama, Sultan Hamit’e 33 yıllık ideolojik ve politik meşruiyet zemini sağlamış ve MP,8/05/1884 Gecesi, ömür boyu hapse mahkûm edildiği Taif Zindanında boğdurulmuştur. Eİ’na yönelik çok yönlü yargı çevirmesinin ilki olan, diploma iptalinin ana nedeni, Anayasa’nın 101nci maddesindeki “cumhurbaşkanının“ yükseköğrenim yapmış olması” gereğiyle, aday olmasının önünü kesmektir. Yükseköğretim Yasası’nın 3.Maddesine göre yükseköğrenim “en az dört yarıyılı kapsayan her kademedeki eğitim-öğretimin tümü” olarak tanımlanmaktadır. Yani, iki yıllık ön lisans diploması bile C.Başkanlığı için yeterlidir. Yani, Cumhurbaşkanlığına aday olma, sekiz yarıyıllı lisans diploması sahipliğini gerektirmemektedir. Eİ’nun, GAÜ’nde elde ettiği ön lisansın iptaline ilişkin bir karar da yoktur. Eİ’nun, önlisans derecesini aldığı GAÜ,“de facto (fiili) olarak 15 Kasım 1983’de ilan edilmiş olan ve T.C.’den başka tanıyanı olmayan KKTC’nin de 1985’de,7 öğrenci ile öğrenime başlayan ilk yükseköğretim kurumudur. Ve başlangıçta TC’den öğrenci alımı özendirilmiştir. Yani, TC. Yükseköğretim Kurumlarımıza giremeyen ortaöğretim mezunlarımız için aralanan bu kapı, KKTC’nin varlığını da ekonomisini de destekleme amaçlıdır.                                                 Eİ’nun, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayını belirleme amaçlı ön seçimde aday olmasından sonra, “turpun büyüğü” heybeden çıkartılmıştır. Taraflar, 2547 Sayılı Yasanın 3/a,c,d maddesindeki “yükseköğretim/yükseköğrenim” tanımını okusalardı, daha başlangıçta bu turpun pek de işe yarar olmadığını kavrayabilirler ve boşa düşecek siyasal tayfun estirmezlerdi. Bilisizliğin bulaşıcı illet olduğuna ilişkin düşüncem, doğrulanıp duruyor. Yükseköğretim Mevzuatımızda,21/10/1982 “Önlisans ve Lisans Düzeyinde Yatay Geçiş Esaslarına İlişkin Yönetmelik” ve 14/07/1996. ”Yurtdışı Yükseköğretim Diplomaları Denklik Yönetmeliği” ise Eİ’nu bağlayamaz. Çünkü Eİ, lisans ve yüksek lisans diplomasını İÜ-İşlF’den almıştır. “Önlisans ve Lisans Düzeyinde Yatay Geçiş Esaslarına İlişkin Yönetmelik”21/10/1982’de yürürlük kazanmış, ancak 1983,1984,1986,1989,1990,1992ler de on bir kez, doğan gereksinimler doğrultusunda değiştirilmiştir. Başvuru İÜ-İşlF tarafından 29/08/1990’da kabul edilmiş ve 1994’de lisansiye ve 1995’de kabul edildiği İÜ-SBE İşletme ABD’dan yüksek lisansiye olmuştur. Eİ’nun lisansiyesine yapılan iki itiraz, İÜ Rektörlüğünce ret edilerek, lisans ve yüksek lisans diplomalarını onaylamışlardır. Fakat bu iki onay, siyasal iktidar tarafından kabul edilmeyerek, Eİ’nu siyasal rakip olmaktan çıkartmayı amaçlayan düğmeğe basılmıştır. Bu noktadan sonra, hiçbir hukuk ve hukuk kuralı tanınmaz olmuştur. Devreye İstanbul Başsavcılığı sokularak, lisans ve yüksek lisans süreci, ceza soruşturmasına konu kılınmıştır. Başsavcılığın istemi üzerine YÖK-DK’nun raporunda; Eİ’nun “yatay geçiş için gerekli koşulları taşıdığını” belirtmiş olmasına karşı, yapılan yatay geçiş kabulüne dair işlemlerin YÖK kararlarına ve usulüne uygun yürütülmediğine kanaat getirildi” denilmiştir. Ancak hangi YÖK Kararlarına, hangi usule aykırı olduğu belirtilmemiştir. YÖK-YDK’nun eski bir üyesi olarak, bu kurulların rapor ve kararlarının nasıl oluşturulduğunu bildiğimden şaşkınlığa düşmedim. İÜ-YK, bu rapor üzerine lisans diplomasını “yokluk” ve “açık hata” gerekçesiyle iptal ederken, İÜ-SBE-YK da”lisans mezuniyet koşulunu karşılamama” gerekçesiyle yüksek lisans diplomasını “geçersiz saymıştır”. Kararlarının gerekçesini, kendilerince GAÜ’nin denk  olarak kabul edilmesi ile kontenjanı artırmalarına dayandırabilmişlerdir.Kararın taşındığı İdare Mahkemesi ise,yürütmeyi durdurma istemini; yatay geçiş sürecindeki böylesine ağır hukuki sakatlık halleri ile hatalı durumlar davacı İmamoğlu tarafından bilinmiyor olması beklenemez ve hayatın olağan akışına uygun değildir...”diyerek ret etmiştir.Yargı kararına bakar ve ciddiye alınır bulursak,,öğrenci Ekrem’in,yatay geçiş yapacağı İÜ ve YÖK Mevzuatını bilecek,onların kendi mevzuatlarını bile bilemeyecek oldukları gerekçesiyle,yatay geçiş ilanındaki yanlışlıkları(!) denetleyecek,düzeltilmesi için başvurduğu dekanlığa,olmadı rektörlüğe ve oda olmadı YÖK Başkanlığına, başvurarak, onların ilana olur vermesini sağlayacak(!). Bırakınız 35 yıl öncesini, günümüz dekan ve rektörleri, YÖK Başkan ve üyeleri bile kendi hukuklarını bilemezler. Bu nedenle “Hukuk Büroları” vardır. Cumhuriyet’in ilk üniversitesi olan İÜ ve ilk derece mahkemesi adına kahroluyorum ve ürküyorum. Kahrolmamı hafifleten ise, hiç olmaz ise, Eİ’nun, MPnın sonundan uzak olmasıdır. İlk derece mahkemesi kararının, üst yargıda bozulacağından kuşku duymamaktayım. Her derecedeki yargı organlarının, Ekrem İmamoğlu’nun da içinde yer aldığı Türk Ulusu adına görev yaptıklarının ayırdına varmaları gereğini anımsatmak isterim. Yasama organının, üst yargı organları tarafından kararları bozulan ilk derece, istinaf ve hatta Yargıtay üyeleri hakkında disiplin işlemleri yapılmalı, neden olunan yargı giderleri, onlardan alınmalıdır, diye düşünüyorum. Yazımı; ünlü siyaset adamlarımızdan Osman Bölükbaşı ile Fransız Yargıç, Tarihçi ve Politik Düşünür Baron Montesquieu’nun günümüzde yinelenmemesi dileğimle, değerli iki uyarısı ile noktalıyorum: “Tarih, ”Nuh’um” diyenlerin, yarattıkları tufanlarda boğuldukları örneklerle doludur-OB”, “Bir rejim, halkın adalete inanmaz bir duruma geldiği noktaya gelince, o rejim mahkûm olmuştur.
Ekleme Tarihi: 10 Şubat 2026 -Salı

BOĞDURULAN MİTHAT PAŞA’DAN, SİYASETEN YASAKLANMAK İSTENİLEN EKREM İMAMOĞLU’NA

Diploma İptali Suçu ve Sorumluları” başlıklı, yazımda, “İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu (Eİ)başta olmak üzere, bu kararın kurbanlarının İÜ Rektörü ve bu kararda imzası olanlar hakkında hem ceza ve ödence davası açarak, kurum ve kurulların utanılası duruma düşürülmelerinin önlenmesine katkıda bulunmasını” dilemiştim.

Eİ’nun diploma iptali kararının iptali isteği ile taşıdığı İdari Mahkemesi’nin ret kararı ben de Mithat Paşa (MP)’ın sonunu belirleyen “Çadır Mahkemesi Kararını” çağrıştırdı. İkisi de görevlerinin doruklarından indirilmişlerdir.

MP; Çağdaşlaşma ve Anayasallaşma Tarihimizde önemli yeri olan, Cumhuriyet Türkiye’si tarafından da adı stadyumlara, cadde ve alanlara verilerek örneklenen bir devlet adamı olup, siyasal tarihimizde “özgürlük şehidi” olarak kabul edilmektedir.

II. Abdülhamit, Anayasayı ilan etme pazarlığı sonucu,23 Aralık 1876’da tahta otururken,1.Meşrutiyetin önderi ve ilk Sadrazamı MP,49 gün sonra,5 Şubat 1877’de görevinden alınarak, bir yıl çeşitli Avrupa ülkelerine sürgün edilmiş, sürgün sonrasında Girit’te zorunlu oturtturulmuş, arkasından Suriye ve Aydın (İzmir) Valiliği görevlerine getirilmiştir. Bütün bunların nedeni; Meşrutiyet rejimine geçildikten sonra, “Saraya değil, millet temsilcilerine karşı sorumlu bir başbakan” gibi davranarak, Osmanlı yönetici-seçkinler sınıfının idare anlayışından radikal bir kopuşa yönelmesi, potansiyel iktidar odağını el altında tutma siyaseti olarak yorumlanmasıdır.

MP,1881 yazında devrik sultan Abdülaziz’in katli davasında mahkûm edilen on bir kişiden biridir. Gerçekte bu dava, Osmanlı yönetici-seçkinler sınıfı için de 1860’lardan beri süren cepheleşmenin bir hesaplaşmaya dönüşmesi olarak yorumlanmalıdır. Dava her ne kadar, Abdülaziz’in katlini örgütleyenlerin yargılanması biçiminde cereyan etmişse de başını MP’nın çektiği liberal-yenilik kanatla, Ahmet Cevdet Paşa’nın ideolojik önderi olduğu muhafazakâr kanat arasında cereyan eden bir hesaplaşmadır. Ve Yıldız “Olaganüstü Çadır Mahkemesi’nde gerçekleştirilen bu yargılama, Sultan Hamit’e 33 yıllık ideolojik ve politik meşruiyet zemini sağlamış ve MP,8/05/1884 Gecesi, ömür boyu hapse mahkûm edildiği Taif Zindanında boğdurulmuştur.

Eİ’na yönelik çok yönlü yargı çevirmesinin ilki olan, diploma iptalinin ana nedeni, Anayasa’nın 101nci maddesindeki “cumhurbaşkanının“ yükseköğrenim yapmış olması” gereğiyle, aday olmasının önünü kesmektir. Yükseköğretim Yasası’nın 3.Maddesine göre yükseköğrenim “en az dört yarıyılı kapsayan her kademedeki eğitim-öğretimin tümü” olarak tanımlanmaktadır. Yani, iki yıllık ön lisans diploması bile C.Başkanlığı için yeterlidir. Yani, Cumhurbaşkanlığına aday olma, sekiz yarıyıllı lisans diploması sahipliğini gerektirmemektedir. Eİ’nun, GAÜ’nde elde ettiği ön lisansın iptaline ilişkin bir karar da yoktur.

Eİ’nun, önlisans derecesini aldığı GAÜ,“de facto (fiili) olarak 15 Kasım 1983’de ilan edilmiş olan ve T.C.’den başka tanıyanı olmayan KKTC’nin de 1985’de,7 öğrenci ile öğrenime başlayan ilk yükseköğretim kurumudur. Ve başlangıçta TC’den öğrenci alımı özendirilmiştir. Yani, TC. Yükseköğretim Kurumlarımıza giremeyen ortaöğretim mezunlarımız için aralanan bu kapı, KKTC’nin varlığını da ekonomisini de destekleme amaçlıdır.                                                

Eİ’nun, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayını belirleme amaçlı ön seçimde aday olmasından sonra, “turpun büyüğü” heybeden çıkartılmıştır. Taraflar, 2547 Sayılı Yasanın 3/a,c,d maddesindeki “yükseköğretim/yükseköğrenim” tanımını okusalardı, daha başlangıçta bu turpun pek de işe yarar olmadığını kavrayabilirler ve boşa düşecek siyasal tayfun estirmezlerdi. Bilisizliğin bulaşıcı illet olduğuna ilişkin düşüncem, doğrulanıp duruyor.

Yükseköğretim Mevzuatımızda,21/10/1982 “Önlisans ve Lisans Düzeyinde Yatay Geçiş Esaslarına İlişkin Yönetmelik” ve 14/07/1996. ”Yurtdışı Yükseköğretim Diplomaları Denklik Yönetmeliği” ise Eİ’nu bağlayamaz. Çünkü Eİ, lisans ve yüksek lisans diplomasını İÜ-İşlF’den almıştır.

Önlisans ve Lisans Düzeyinde Yatay Geçiş Esaslarına İlişkin Yönetmelik”21/10/1982’de yürürlük kazanmış, ancak 1983,1984,1986,1989,1990,1992ler de on bir kez, doğan gereksinimler doğrultusunda değiştirilmiştir. Başvuru İÜ-İşlF tarafından 29/08/1990’da kabul edilmiş ve 1994’de lisansiye ve 1995’de kabul edildiği İÜ-SBE İşletme ABD’dan yüksek lisansiye olmuştur.

Eİ’nun lisansiyesine yapılan iki itiraz, İÜ Rektörlüğünce ret edilerek, lisans ve yüksek lisans diplomalarını onaylamışlardır. Fakat bu iki onay, siyasal iktidar tarafından kabul edilmeyerek, Eİ’nu siyasal rakip olmaktan çıkartmayı amaçlayan düğmeğe basılmıştır. Bu noktadan sonra, hiçbir hukuk ve hukuk kuralı tanınmaz olmuştur. Devreye İstanbul Başsavcılığı sokularak, lisans ve yüksek lisans süreci, ceza soruşturmasına konu kılınmıştır.

Başsavcılığın istemi üzerine YÖK-DK’nun raporunda; Eİ’nun “yatay geçiş için gerekli koşulları taşıdığını” belirtmiş olmasına karşı, yapılan yatay geçiş kabulüne dair işlemlerin YÖK kararlarına ve usulüne uygun yürütülmediğine kanaat getirildi” denilmiştir. Ancak hangi YÖK Kararlarına, hangi usule aykırı olduğu belirtilmemiştir. YÖK-YDK’nun eski bir üyesi olarak, bu kurulların rapor ve kararlarının nasıl oluşturulduğunu bildiğimden şaşkınlığa düşmedim.

İÜ-YK, bu rapor üzerine lisans diplomasını “yokluk” ve “açık hata” gerekçesiyle iptal ederken, İÜ-SBE-YK da”lisans mezuniyet koşulunu karşılamama” gerekçesiyle yüksek lisans diplomasını “geçersiz saymıştır”. Kararlarının gerekçesini, kendilerince GAÜ’nin denk  olarak kabul edilmesi ile kontenjanı artırmalarına dayandırabilmişlerdir.Kararın taşındığı İdare Mahkemesi ise,yürütmeyi durdurma istemini; yatay geçiş sürecindeki böylesine ağır hukuki sakatlık halleri ile hatalı durumlar davacı İmamoğlu tarafından bilinmiyor olması beklenemez ve hayatın olağan akışına uygun değildir...”diyerek ret etmiştir.Yargı kararına bakar ve ciddiye alınır bulursak,,öğrenci Ekrem’in,yatay geçiş yapacağı İÜ ve YÖK Mevzuatını bilecek,onların kendi mevzuatlarını bile bilemeyecek oldukları gerekçesiyle,yatay geçiş ilanındaki yanlışlıkları(!) denetleyecek,düzeltilmesi için başvurduğu dekanlığa,olmadı rektörlüğe ve oda olmadı YÖK Başkanlığına, başvurarak, onların ilana olur vermesini sağlayacak(!). Bırakınız 35 yıl öncesini, günümüz dekan ve rektörleri, YÖK Başkan ve üyeleri bile kendi hukuklarını bilemezler. Bu nedenle “Hukuk Büroları” vardır.

Cumhuriyet’in ilk üniversitesi olan İÜ ve ilk derece mahkemesi adına kahroluyorum ve ürküyorum. Kahrolmamı hafifleten ise, hiç olmaz ise, Eİ’nun, MPnın sonundan uzak olmasıdır.

İlk derece mahkemesi kararının, üst yargıda bozulacağından kuşku duymamaktayım. Her derecedeki yargı organlarının, Ekrem İmamoğlu’nun da içinde yer aldığı Türk Ulusu adına görev yaptıklarının ayırdına varmaları gereğini anımsatmak isterim. Yasama organının, üst yargı organları tarafından kararları bozulan ilk derece, istinaf ve hatta Yargıtay üyeleri hakkında disiplin işlemleri yapılmalı, neden olunan yargı giderleri, onlardan alınmalıdır, diye düşünüyorum.

Yazımı; ünlü siyaset adamlarımızdan Osman Bölükbaşı ile Fransız Yargıç, Tarihçi ve Politik Düşünür Baron Montesquieu’nun günümüzde yinelenmemesi dileğimle, değerli iki uyarısı ile noktalıyorum: “Tarih, ”Nuh’um” diyenlerin, yarattıkları tufanlarda boğuldukları örneklerle doludur-OB”, “Bir rejim, halkın adalete inanmaz bir duruma geldiği noktaya gelince, o rejim mahkûm olmuştur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Fiko
(10.02.2026 18:47 - #5028)
Eline,yüreğine sağlık ağabey
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.