Küremiz, 20 Ocak2025 ‘de ikinci kez ABD Başkanı olarak seçilen Trump ile, başta 26 Haziran 1945 BM Anlaşması olmak üzere, tüm uluslar-arası ve uluslar-üstü antlaşmaları çöpe atılmış oldu. Trump, artık yazılı ve sözlü tüm yükümlülüklerden bağışık olduğunu, “Küresel İmparator” olarak Kürede uygulacak kuralların kendince belirleneceğini ve uymayanların cezalandırılacağını açıkladı. Venezuela Başkanı ve eşini,yatak odasında tutsak ederek, ABD yargısının önüne koymuş, daha düne kadar desteğinde olan Suriye Kürtleri’ninin burnunu sürterek, düne kadar kellesine ödül konulan Şara’nın önüne oturtturmuş, koşullarının gereğini yaptırmış, İran Körfezi’ne donanmasını yollamıştır. BM’e üye olan 193 ülkeden hemen hiçbirinin sesi çıkmamış, tam tersine “Küresel İmparator Trump”ın önünde hizaya girerek, buyruğa uymada yarışa girmişlerdir, O’nun tebessümüne mazhar olanlar, büyük sevince gark olmuşlardır.
Bu nedenle,21 Haziran 1945’deki BM Antlaşması ve sonrasında imzalanan antlaşmaların tanıtılmasının bir anlamı da kalmamıştır. Bununla birlikte insanlığın yitirir olduğu İnsan Hakları ve Özgürlüklerini içeren uluslararası antlaşmaların yalnızca amaçlarını, gelecekte kurulabilecek “Yeni Küresel Dünya“ için gerekebilir diye anımsatmakla yetineceğim. Çünkü,eylemli olarak kadük olmuşlardır. Aynı durumu,ülkemizde deizlemekteyiz.
- 26 Haziran 1945 tarihinde San Francisco'da imzalanmış ve 24 Ekim 1945'de yürürlüğe girmiş olan BM ANTLAŞMASI şöyle başlamaktadır:
“Biz Birleşmiş Milletler Halkları:
Bir insan yaşamı içinde iki kez insanlığa tarif olunmaz acılar getiren savaş felaketinden gelecek kuşakları korumaya, temel insan haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine, erkeklerle kadınların ve büyük uluslarla küçük ulusların hak eşitliğine olan inancımızı yeniden ilan etmeye,
Adaletin korunması ve antlaşmadan doğan yükümlülüklere saygı gösterilmesi için gerekli koşulları yaratmaya ve daha geniş bir özgürlük içinde daha iyi yaşama koşulları sağlamaya, sosyal bakımdan ilerlemeyi kolaylaştırmaya ve bu ereklere ulaşmak için:
Hoşgörüyle davranmaya ve iyi komşuluk anlayışı içinde birbirimizle barışık yaşamaya, uluslararası barış ve güvenliği korumak için güçlerimizi birleştirmeye,
Ortak yarar dışında silahlı kuvvet kullanılmamasını sağlayacak ilkeleri kabul etmeye ve yöntemleri benimsemeye, tüm halkların ekonomik ve sosyal bakımdan ilerlemesini kolaylaştırmak için uluslararası kurumlardan yararlanmaya, istekli olarak, bu amaçları gerçekleştirmek için çaba harcamaya kara verdik Buna uygun olarak hükümetlerimiz, San Francisco kentinde toplanan ve yetki belgeleri usulüne uygun görülen temsilcileri aracılığıyla işbu Birleşmiş Milletler Antlaşması’nı kabul etmişler ve Birleşmiş Milletler adıyla anılacak bir uluslararası örgüt kurmuşlardır.“
BM Örgütü’nün “Amaç ve İlkeleri” de şöyle yer almaktadır:
- Uluslararası barış ve güvenliği korumak ve bu amaçla: barışın uğrayacağı tehditleri önlemek ve bunları boşa çıkarmak, saldırı ya da Birleşmiş Milletler Antlaşması barışın başka yollarla bozulması eylemlerini bastırmak üzere etkin ortak önlemler almak ve barışın bozulmasına yol açabilecek nitelikteki uluslararası uyuşmazlık veya durumların düzeltilmesini ya da çözümlenmesini barışçı yollarla, adalet ve uluslararası hukuk ilkelerine uygun olarak gerçekleştirmek;
- 2. Uluslar arasında, halkların hak eşitliği ve kendi geleceklerini kendilerinin belirlemesi ilkesine saygı üzerine kurulmuş dostça ilişkiler geliştirmek ve dünya barışını güçlendirmek için diğer uygun önlemleri almak;
- 3. Ekonomik, sosyal, kültürel ve insancıl nitelikteki uluslararası sorunları çözmede ve ırk, cinsiyet, dil ya da din ayrımı gözetmeksizin herkesin insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygının geliştirilip güçlendirilmesinde uluslararası işbirliğini sağlamak ve
- 4. Bu ereklere ulaşılması yolunda ulusların giriştikleri eylemlerin uyumlaştığı bir odak olmak”tır.
2: İNSAN HAKLARI VE TEMEL ÖZGÜRLÜKLERİN KORUNMASINA İLİŞKİN SÖZLEŞME (Roma Sözleşmesi)
Roma 4 Kasım 1950’da Avrupa Konseyi Üyesi Hükümetleri bir araya gelerek; “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi” de diye bilinen sözleşmede:
“Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 10 Aralık 1948’de ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ni, bu bildirinin, açıkladığı hakların evrensel ve etkin olarak tanınmalarını ve uygulanmalarını sağlamayı hedef aldığını, Avrupa Konseyi’nin amacının, üyeleri arasında daha sıkı bir birlik oluşturmak olduğunu ve insan hakları ile temel özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesinin bu amaca ulaşma yollarından biri olduğunu göz önüne alarak, dünyada barış ve adaletin asıl temelini oluşturan ve korunması öncelikle, bir yandan gerçekten demokratik bir siyasal rejime, diğer yandan da insan hakları konusunda ortak bir anlayış ve ortaklaşa saygı esasına bağlı olan bu temel özgürlüklere derin bağlılıklarını bir kez daha tekrarlayarak, aynı inancı taşıyan ve siyasal gelenekler, idealler, özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü konularında ortak bir mirası paylaşan Avrupa devletlerinin hükümetleri sıfatıyla, Evrensel Bildiri’de yer alan bazı hakların ortak güvenceye bağlanmasını sağlama yolunda ilk adımları atmaya kararlı olarak,
İkincillik ilkesi gereğince, bu Sözleşme ve Protokollerinde tanımlanan hak ve özgürlükleri güvence altına alma hususunda birincil sorumluluğun Yüksek Sözleşmeci Taraflara ait olduğunu ve bu sorumluluğun yerine getirilmesinde, Sözleşme ile tesis edilmiş bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin denetleyici yargı yetkisine tabi olmak üzere, Yüksek Sözleşmeci Tarafların takdir alanına sahip olduklarını bir kez daha tekrarlayarak, aşağıdaki konularda anlaşmışlardır”.
Küresel ve Bölgesel bu antlaşmalar, ortada iken, günümüzde bunları ciddiye alanlar, yok denece kadar bir duruma düşürülmüşlerdir. Küresel dağılma ve savrulma, uluslara da bulaşıcı illet gibi yapışmış bulunmakta ve Anayasayı da hukuk ilkelerini de ciddiye alan kalmamış gibi. Çevrenize, kimi yargı kararlarınıza bakmanız yeter diye düşünüyorum.
