Paternalizm, otorite sahibi kişi veya kurumların (devlet, patron, hekim), bireylerin iyiliği için, onların rızasını veya isteklerini göz ardı ederek kendi kararlarını dayattığı hiyerarşik bir yönetim veya ilişki biçimidir. "Koruma" kılıfı altında bireysel özgürlükleri kısıtlayan bir anlayıştır.
-Toplumda bireyin kararları bilinçli ve özgür olsa da kendi iyiliği için zararlı eylemlerime müdaheleyi kapsayan “Sert Paternalizm),
-Bireyin karar verme yetisinin bilinçsiz veya kısıtlı hallerinde müdahelenin uygulandığı “Yumuşak Paternalizm”,
-Bireyin seçim özgürlüğü yanısıra daha iyi kararlar vermesi için yönlendirilmesi suretiyle gerçekleştirilen “Liberter Paternalizm”,
-Bireyin rızası veya haberi olmadan onun adına devlet veya lider tarafından alınan kararları içeren “Otoriter Paternalizm”,
-Toplum bireylerinin müdahale edilen hakları ile korunan haklarının eşit ve dengeli olduğu hallerdeki “Saf Paternilzm”,
-Toplumda ayrışım yaparak bir taraf lehine hakların ve menfaatlerin kullandırılmasını içeren “Saf Olmayan (Impure) Paternalizm”,
-Hekimlikte hastanın isteği yerine en iyi tedavi yönetiminin seçimini gerçekleştiren “Tıbbi Paternalizm”,
olmak üzere paternalist uygulamalar bulunmaktadır.
Paternal devlet veya paternal lider, devletin egemenlik hakkı ve yetkisine dayanarak ülkedeki insanların kendilerini, ailelerini başkalarının vereceği zararları önlemek, sağlık, huzur, mutluluk ve refahlarını arttırmak gayesiyle kendilerinin rıza ve onayını almaksızın, davranış, karar ve tercihlerine zecri sınırlamalar, yasaklar getirir ve bu amaçla kendi öngördüğü düzenlemeler ve uygulamaları yapar.
İlk yaklaşımla insanların lehine görünen paternalizm, ekseriyetle hiç de özgürlükçü olmayan ürkütücü sonuçlara varabilme tehlikesi de taşır. "Koruma" kılıfı altında bireysel özgürlükleri kısıtlayan bir durum yaratır. Yine koruma kılıfı altında, vatandaşını koruma, yoksulu gözetme ve onun yaşam koşullarını iyileştirme iddiasıyla ortaya çıksa da, eşitsizliklere, minnete, suçluluk hissine ve bilinçsiz biat kültürüne sebep olabilir.
Yukarıdaki tarif ve sınıflandırmalardan da anlaşılacağı üzere paternalizm devletin büyüyüp genişlemesine yol açan devletçilik zihniyetidir. Devlet büyüyüp, genişleyip keyfi ve insaf tanımayan - ki burada Thomas Hobbes’un tabiriyle – kontrol edilemeyen bir Leviathan’a dönüşürse, yapısı itibariyle iyiliksever ve iyi niyetli paternalizm, yönetilenlerin üzerinde baskıcı ve tehditkar bir hal alır, ülkemizde de çeşitli şekillerini gördüğümüz gibi, yönetenin hırs ve çıkarlarını sağlamasına ve korumasına olanak yaratacak vesayetçilik başlar.
Vesayetçilik anlayışı, halkın kendi kendini yönetme becerisine sahip olmadığı veya yeterince olgunlaşmadığı varsayımıyla, kararların halk yerine "seçkin" veya "uzman" bir bürokratik/askeri sınıf tarafından alınmasını savunan antidemokratik yaklaşımdır. Seçilmiş iradenin, devletin bekası gerekçesiyle atanmış kurumlar tarafından denetlenmesini ve kısıtlanmasını ifade eder. Baskıcı ve keyfi yönetim altındaki toplumlarda ahlak gelişemez. Böyle toplumlarda ikiyüzlülük, bölünmeler artar. Hayek ve Hazlitt gibi düşünürlerin de dediği gibi keyfi yönetim, keyfi iktidar ahlakı tahrip eder.
Tarih göstermektedir ki Antik Yunan kültüründen ve Helenist çağdan bu yana toplumsal yönetimlerde kamusal iyilikseverlik amacıyla uygulanmaya çalışılan paternalist zihniyet bütün iyi niyetine rağmen hep suistimale uğramış, menfaat ağırlıklı insan tabiatı marifetiyle toplumları ezen, kişi özgürlüklerini yok eden bir yönetim tarzı olmaktan geri kalmamıştır..
Cumhuriyet rejiminde demokratik bir düşünce ile kontrol altına alınabilen, kamusal iyiliksever bu paternalist yönetim tarzı, ekonomik, sosyal ve inanç gibi toplumsal olgular alet edilerek canavar anlamlı bir Leviathan’a maalesef dönüşebilmektedir.
2000 yıldır, bütün felsefi, dinsel veya tasavvufi kültürel uğraşlara rağmen insanlık, zaman zaman bu çıkarcı paternalizmden-vesayetçilikten kurtulamamıştır ve insan karakterindeki zafiyetten dolayı da hiçbir zaman kurtulamayacaktır.
