Bilindiği gibi daha ziyade tıp deyimi olan de-kapitasyon, yalnız tıpta değil siyasette ve özellikle de terör ve karşı terör faaliyetlerinde başvurulan bir eylem, bir operasyondur.
İnsani ve etik davranış olarak makbul sayılmayacak bu eylem, tıpta ve terör - karşı terör eylemlerinde mübah addedilebilecekse de siyasette kullanılmasının adalet, hak ve hukuk çerçevesine pek sığmayacağı tabiidir.
Değerli bir tıp adamı ve yazar Ahmet Saltık Hocamızın da bir yazısında belirttiği gibi, de-kapitasyon, canlının yönetim ve eşgüdüm merkezinin yok edilmesidir. Siyaset bilimi ve toplum psikolojisi açısından da, ulusun aydın öncülerinin sistemli olarak saf dışı edilmesidir. Bu yolla gerçekleştirilen toplumsal de kapitasyon, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ağır bunalımlara, de-kapite edilen toplumun hedefsiz, biatçi, yön duygusunu kaybetmiş bir hale dönüşmesi durumunu yaratır..
De-kapitasyon eylemi, halkı bilinçlendiren, aydınlatan, kitleleri harekete geçirebilecek önder veya lider kadrosunu, sürgün, mallarına el koyma, kayyum belirleme yoluyla etkisiz hale getirecek, gayri insani, gayri etik davranışları öne çıkarmaktır.
Terör ve karşı terör gibi olaylarda daha ziyade istihbarat örgütlerince kullanılan dekapitasyon stratejisi, bir terör örgütünün operasyonel kapasitesini örgütün beynini bir müdahale ile yok ederek örgütsel varlığını sona erdirmeyi hedeflemektedir. Ancak bu stratejinin başarısı mutlak değil, bazı şartlara bağlıdır. Başarılı bir sonuç, de-kapitasyonu uygulayacak örgütün merkeziyetçi ve hiyerarşik bir yapıya sahip olmasına, liderin karar alma süreçlerindeki belirleyiciliğine, karşı hedefin mekanizmalarının zayıflığına ve operasyon sonrası boşluğun etkin istihbarat, adli ve siyasi tedbirlerle doldurulabilmesine bağlıdır.
Siyaset alanındaki de-kapitasyon, yukarıda da belirtildiği gibi, gerçekleri cesaretle dile getiren, çözümleme yetisi yüksek, kitleleri harekete geçirebilen önderin etkisiz hâle getirilmesi stratejisidir ve etikliği tartışmalı olmakla birlikte, ne yazıktır ki tarihte de günümüzde de etkili bir araç olarak öne çıkmaktadır.
De-kapitasyon stratejisi ile hedefsiz, biatçi, yön duygusunu kaybetmiş hale gelen kitleler, hemen hemen bilinçaltı tarafından yönetilirler. Eylemleri kendi iradelerinin inisiyatifinden çok ilkelliğinin etkisindedir. Böyle bir kitleye mensup olması yüzünden insan, medeniyet merdiveninden birçok basamak aşağıya iner. Kişilik olarak terbiyeli, münevver biri iken, kitle halinde ise içgüdüleri ile hareket eden bir yaratığa dönüşmüştür. Yönelimleri ve sevgileri her zaman iyi yöneticilere ve krallara karşı değil, kendilerini her zaman baskı altında tutan zorbalara karşı olmuştur.
Antik Atina’da, halk yoksullaştırılıp insanları kendine bağlayan tiranlar bir demagoglar devri yaratılmıştı. Ancak Atina halkı yurttaşlık bilinci ve hukukun üstünlüğü ilkesini kullanarak bu perişanlık devrini bitirmişti.
Atina’daki halk bilinçlenmesi örnek alınırsa de-kapitasyonun yarattığı kısır döngüden çıkış yolu, entelektüel tabakanın yani aydınların halkla organik bağını oluşturması, halkın akıl ve düşünme yoluyla gerçekleri görmesini temin edecek aydınlanmayı sağlaması, muhalif siyasi partiler, meslek örgütleri, sendikalar ve sivil toplumun gayretleri ile toplumda yurttaşlık bilincinin uyandırılmasıdır.
Daha önceki bir yazımda da belirttiğim gibi, de-kapite edilmiş, öznellikten nesnelliğe düşmüş ve pasif direnişe geçmiş insanlık, leviathan kişi, devlet ve yönetimlerin pençesindedir.
Yine o yazımda da söylediğim gibi bundan kurtulmanın tek çaresi “zihinsel esaretten” kurtulmaktır.
