Nevzat SELVİ
Köşe Yazarı
Nevzat SELVİ
 

2025’ten Mektup

Sevgili 2026, Ben de bir zamanlar senin gibi umutla karşılandım. Takvimler değişirken insanlar yine içlerinden bir parçayı bana emanet ettiler. “Belki bu sefer” dediler. Belki bu sefer biraz nefes alınır, belki bu sefer sabahlar daha az korkuyla başlar, belki bu sefer akşam haberleri daha az ölüm sayar diye… Ama itiraf etmeliyim: Ben de onlara beklediklerini veremedim. Yılın ilk günlerinde süslenen caddeler, paylaşılan dilekler, birbirine sarılan insanlar… Hepsi kısa sürdü. Çünkü burada yılbaşı, artık bir başlangıç değil; sadece kısa bir unutma anı. Ben görevdeyken de sabahlar siren sesleriyle açıldı, akşamlar ekran başında büyüyen kaygıyla kapandı. Umut, gündemden çabuk düştü; korku ise kalıcı oldu. Barış, bir kavram olarak kaldı. Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” sözü, duvarlarda asılı bir hatıraya dönüştü. Ülke içinde gerilim hiç düşmedi, dışarıda düşman listesi hiç kısalmadı. Sınırlar sürekli “güvenlik” gerekçesiyle konuşuldu, ama içeride kimse güvende hissetmedi. Asker cenazeleri, sivillerin ölüm haberleri, “kaçınılmaz” denilerek geçiştirilen facialar hayatın olağan akışına dâhil edildi. Ekonomi, sayılarla anlatıldı ama hayatlarla ödendi. Asgari ücret, yine açlık sınırının gölgesinde kaldı. Çalışmak yetmedi; birden fazla iş de yetmedi. Gençler hayal kurmayı değil, ülke değiştirmeyi planladı. Pasaportlar umut belgesi oldu. Eğitim… Artık bir hak olmaktan çok, bir eleme mekanizmasına dönüştü. Bilim geri çekildi, sorgulama tehlikeli sayıldı. Akademisyenler ya susturuldu ya sürgüne zorlandı. Üniversiteler, düşüncenin değil itaatin mekânı hâline getirildi. Adalet ise… Adalet en çok konuşulan ama en az bulunan şey oldu. Mahkeme salonlarında hukuk değil, güç dengeleri tartıldı. Herkes eşit denildi ama bazıları daha eşitti. Basın özgürlüğü, “ulusal güvenlik” parantezine alındı. Gazeteciler haber yaptıkları için yargılandı, gerçek ya karartıldı ya kriminalize edildi. Sessizlik, makbul vatandaşlık ölçütü oldu. Kadınlar yine korunamadı. Sokakta, evde, işte… Şiddet sıradanlaştı, failler çoğu zaman “iyi hâl”le ödüllendirildi. Çocuklar istatistiklere dönüştü. Yurtlarda, sokaklarda, ekran başında kaybedildiler. Doğa, bu yıl da savunmasızdı. Ormanlar yandı, dereler borulara alındı, tarım alanları betonla kaplandı. “İstihdam” denildi, geriye çoraklık kaldı. Ve bütün bunlar olurken kapitalizmin yüzü artık gizlenmedi. Yoksulluk kader, zenginlik başarı hikâyesi olarak anlatıldı. Sistem tıkandıkça baskı arttı, şiddet meşrulaştırıldı. Kısacası sevgili 2026, ben de senden önce gelenler gibi insanları hayal kırıklığına uğrattım. Bunu inkâr etmeyeceğim. Sana tertemiz bir dünya bırakmıyorum. Tam tersine: yorgun, öfkeli, güvensiz ama hâlâ direnmeye çalışan bir toplum devrediyorum. Ama yine de senden umudu tamamen kesmek istemiyorum. Dilerim sen: Silah bütçelerinin değil, okul ve kütüphanelerin konuşulduğu bir yıl olursun… İnsanların birbirine düşman değil, komşu olmayı hatırladığı bir zaman yaratırsın… Farklı olanın tehdit değil, zenginlik sayıldığı bir iklim kurarsın… Kadınların hayatta kalmak zorunda olmadığı, sadece yaşadığı bir düzenin kapısını aralarsın… Çocukların adlarının haber bültenlerinde değil, oyun listelerinde geçtiği günler getirirsin… İtiraz edenin suçlu, susmanın erdem sayılmadığı bir ülke hayalini diri tutarsın… Biliyorum, senden çok şey istiyorum. Ama inan, bunlar lüks değil; insanca yaşamanın en temel talepleri. Ben elimden geleni yaptım diyemem. Ama senden şunu istiyorum: Hiç değilse bu karanlığı normalleştirme. Benden bu kadar. Takvimden silinecek bir yıl olsam da insanların hafızasında bir ders olarak kalmayı isterim. Sana devrediyorum şimdi zamanı. Barışın konuşulduğu, ölümlerin istisna olduğu, umut kelimesinin tekrar cümle içinde kullanılabildiği bir yıl dileğiyle… Hadi bana eyvallah. Yolun açık olsun 2026...
Ekleme Tarihi: 31 Aralık 2025 -Çarşamba

2025’ten Mektup

Sevgili 2026,

Ben de bir zamanlar senin gibi umutla karşılandım.

Takvimler değişirken insanlar yine içlerinden bir parçayı bana emanet ettiler.

“Belki bu sefer” dediler.

Belki bu sefer biraz nefes alınır, belki bu sefer sabahlar daha az korkuyla başlar, belki bu sefer akşam haberleri daha az ölüm sayar diye…

Ama itiraf etmeliyim: Ben de onlara beklediklerini veremedim.

Yılın ilk günlerinde süslenen caddeler, paylaşılan dilekler, birbirine sarılan insanlar…

Hepsi kısa sürdü.

Çünkü burada yılbaşı, artık bir başlangıç değil; sadece kısa bir unutma anı.

Ben görevdeyken de sabahlar siren sesleriyle açıldı, akşamlar ekran başında büyüyen kaygıyla kapandı.

Umut, gündemden çabuk düştü; korku ise kalıcı oldu.

Barış, bir kavram olarak kaldı.

Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” sözü, duvarlarda asılı bir hatıraya dönüştü.

Ülke içinde gerilim hiç düşmedi, dışarıda düşman listesi hiç kısalmadı.

Sınırlar sürekli “güvenlik” gerekçesiyle konuşuldu, ama içeride kimse güvende hissetmedi.

Asker cenazeleri, sivillerin ölüm haberleri, “kaçınılmaz” denilerek geçiştirilen facialar hayatın olağan akışına dâhil edildi.

Ekonomi, sayılarla anlatıldı ama hayatlarla ödendi.

Asgari ücret, yine açlık sınırının gölgesinde kaldı.

Çalışmak yetmedi; birden fazla iş de yetmedi.

Gençler hayal kurmayı değil, ülke değiştirmeyi planladı.

Pasaportlar umut belgesi oldu.

Eğitim…

Artık bir hak olmaktan çok, bir eleme mekanizmasına dönüştü.

Bilim geri çekildi, sorgulama tehlikeli sayıldı.

Akademisyenler ya susturuldu ya sürgüne zorlandı.

Üniversiteler, düşüncenin değil itaatin mekânı hâline getirildi.

Adalet ise…

Adalet en çok konuşulan ama en az bulunan şey oldu.

Mahkeme salonlarında hukuk değil, güç dengeleri tartıldı.

Herkes eşit denildi ama bazıları daha eşitti.

Basın özgürlüğü, “ulusal güvenlik” parantezine alındı.

Gazeteciler haber yaptıkları için yargılandı, gerçek ya karartıldı ya kriminalize edildi.

Sessizlik, makbul vatandaşlık ölçütü oldu.

Kadınlar yine korunamadı.

Sokakta, evde, işte…

Şiddet sıradanlaştı, failler çoğu zaman “iyi hâl”le ödüllendirildi.

Çocuklar istatistiklere dönüştü.

Yurtlarda, sokaklarda, ekran başında kaybedildiler.

Doğa, bu yıl da savunmasızdı.

Ormanlar yandı, dereler borulara alındı, tarım alanları betonla kaplandı.

“İstihdam” denildi, geriye çoraklık kaldı.

Ve bütün bunlar olurken kapitalizmin yüzü artık gizlenmedi.

Yoksulluk kader, zenginlik başarı hikâyesi olarak anlatıldı.

Sistem tıkandıkça baskı arttı, şiddet meşrulaştırıldı.

Kısacası sevgili 2026, ben de senden önce gelenler gibi insanları hayal kırıklığına uğrattım.

Bunu inkâr etmeyeceğim.

Sana tertemiz bir dünya bırakmıyorum.

Tam tersine: yorgun, öfkeli, güvensiz ama hâlâ direnmeye çalışan bir toplum devrediyorum.

Ama yine de senden umudu tamamen kesmek istemiyorum.

Dilerim sen: Silah bütçelerinin değil, okul ve kütüphanelerin konuşulduğu bir yıl olursun…

İnsanların birbirine düşman değil, komşu olmayı hatırladığı bir zaman yaratırsın…

Farklı olanın tehdit değil, zenginlik sayıldığı bir iklim kurarsın…

Kadınların hayatta kalmak zorunda olmadığı, sadece yaşadığı bir düzenin kapısını aralarsın…

Çocukların adlarının haber bültenlerinde değil, oyun listelerinde geçtiği günler getirirsin…

İtiraz edenin suçlu, susmanın erdem sayılmadığı bir ülke hayalini diri tutarsın…

Biliyorum, senden çok şey istiyorum.

Ama inan, bunlar lüks değil; insanca yaşamanın en temel talepleri.

Ben elimden geleni yaptım diyemem.

Ama senden şunu istiyorum:

Hiç değilse bu karanlığı normalleştirme.

Benden bu kadar.

Takvimden silinecek bir yıl olsam da insanların hafızasında bir ders olarak kalmayı isterim.

Sana devrediyorum şimdi zamanı.

Barışın konuşulduğu, ölümlerin istisna olduğu, umut kelimesinin tekrar cümle içinde kullanılabildiği bir yıl dileğiyle…

Hadi bana eyvallah.

Yolun açık olsun 2026...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (3)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
özcan öztürk
(31.12.2025 14:16 - #4422)
Nevzat Bey kaleminize yüreğinize sağlık... ''Barışın konuşulduğu, ölümlerin istisna olduğu, umut kelimesinin tekrar cümle içinde kullanılabildiği bir yıl dileğiyle… '' Bu güzel ve anlamlı dileğe tüm yüreğimle katılıyorum...
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Merve K. Filizcan
(01.01.2026 22:23 - #4438)
Bu yazı bir yılın değil, bir ülkenin vicdan muhasebesi. Okuyup geçilmez, durup düşünülür. Kaleminize sağlık.
Ali Yılmaz 2025 ın fotoğrafı, 2026 nın belgeseli. Ali yılmaz
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Ali Yılmaz
(03.01.2026 08:55 - #4448)
Belgesel izler gibi yazınızı okudum. Teşekkürler Nevzat bey.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.