Nevzat SELVİ
Köşe Yazarı
Nevzat SELVİ
 

Leviathan

Mezmur’un iki başlı devasa yılanı Leviathan, inanışta bir tane ama bugün dünya üzerinde Leviathan’lar yeryüzünün hemen hemen bütün ülkelerinde ortaya çıkmıştır. Devlet görünümlü siyasal leviathanlar, ticari leviathanlar, dini leviathanlar. Felsefede materyalizmi, etikte hazzı, siyasette monarşiyi benimseyen İngiliz filozof Thomas Hobbes’un “Leviathan” isimli kitabında ejderha, devlet olmuştur. Kolları her yana uzanan, gücü her şeye yeten bu ejderha devlet, gücünü anayasa ve yasalarla sınırlandırmamış, keyfi uygulamalara açık, sorgulanamaz devlettir. Zamanın düşünürlerini bu Leviathan’ı yaratmaya hangi saikler zorlamıştır. Bu duruma nasıl gelinmiştir. Bilindiği gibi Hobbes yukarıda adı geçen eserinde “insan insanın kurdudur” der. Mağara devrinde birbirini boğazlıyan doğa durumundaki insan yerleşik nizama geçtiğinde mülkiyet başlamış, bu da aslında, doğa durumunda iken kazanılmış hırs karakterini daha da ihtiraslı bir duruma getirmiştir. Jurgen Habermas “Kamusallığın Yapısal Dönüşümü” kitabında da belirttiği gibi, bir aşamada, mülkiyet hakkının ve ticari sermayenin yönetici ve avam arasındaki göreceli güvenlik unsuru, iyice semizlenen burjuvalar tarafından sermaye dolaşımını daha da rahatlatmak ve kendi lehlerine yararlanmak amacıyla bozulmuş ve despot krallıkları desteklemek davranışına girmişlerdir. Toplumsal dengeyi sağlayan bölgesel güçlerin tümüyle yok edilmesine yönelik olarak girişilen bu mücadele sonucunda, bu güçleri elinde toplayan burjuva yeni pazarları fethedecek olan Leviathan’I yaratır. Yani, zenginler, aristokratlar, yüksek bürokrat ve askerler gurubu. Platon’un yönetim önerisi gibi. Mutlak iktidarın temelleri, daha 16. Yüzyılda Machiavelli tarafından atılır. Machiavelli, Prens adlı ünlü eserinde, iktidarı tekleştirmekle kalmaz, aynı zamanda iktidarı monarkın şahsıyla özdeşleştirir Machiavelli’nin izlerini takiben, egemenlik kavramını siyaset bilimine kazandıran Jean Bodin, siyasal düzen konusunda yalnızca iki seçenek sunar: ya mutlak egemenlik ya anarşi. Ancak Leviathan’ın doğuşuyla bir anlamda insanın devletle olan ilişkisindeki trajedisi de başlar. İnsan önce sınırsız güçle donatılmış mutlak bir iktidar yaratacak, daha sonra da bu iktidarı sınırlamaya çalışacaktır. Bu durumda anarşiye ve karmaşaya düşerek yok olmak istemeyen devletler, ister istemez mutlak monarkın egemen otoritesi etrafında bütünleşmek zorundadır. Ancak mutlak monarşinin bir diğer sözcüsü Thomas Hobbes ile egemenlik, monarkta cisimleşen şahsilik özelliğini yitirerek, yerini sınırlandırılmamış devlet anlayışının ifadesi olarak Leviathan’a bırakır. Hobbes’a göre devletin varoluş nedeni güvenliktir. “İnsanın insan için kurt” olduğu doğa durumunda doğa yasalarının güvenliği sağlayamaması, bireylerin aralarında imzaladıkları bir sözleşmeyle doğa durumuna son verip Leviathan devleti kurmalarına neden olur. Görüldüğü gibi uzun vadede bireylerin güvenliklerini sağlamak için aralarında imzaladıkları bir sözleşmeyle kurulan Leviathan, rasyonel çıkarların bir sonucu olarak devam eder. Böylece Hobbes egemenliğin kaynağına bireylerin iradelerini yerleştirerek iktidarın Ortaçağ boyunca yaslandığı tüm kutsal dayanaklarını yok eder.   Egemenliği halka dayandırarak kuran Hobbes, sözleşmenin ardından, yok ettiği Tanrısal kutsallığın yerine, devleti geçirerek bireylerin özgürlük olanaklarını bir kez daha yok eder. Başka bir deyişle, herkesin her şeyi yapmakta serbest olduğu bir doğa durumundan, -egemen dışında- hiç kimsenin hiçbir şeyi yapma gücünün olmadığı bir toplumsal duruma geçilmiş olur. Zamanımızda Trump’ın uluslararası hukuku çiğneyerek egemen bir devletin liderini derdest ettirmesi, sadece jeopolitik bir sarsıntı yaratmadı; yaygın bir zihin kalıbını daha görünür kıldı. Leviathan devleti ABD bunu taa 19. Yüzyıl sonlarından beri “demokratik ülke” maskesi altında hep yapmaktadır. Sözkonusu yüzyılın ikinci yarısından itibaren zuhur eden “aristokratik burjuva”, (ki bu sınıfa zenginler, yüksek devlet bürokratları ve yüksek rütbeli askerler dahildi) Birleşik Devletlerin kuruluşundaki, başka ülkelere de örnek teşkil eden yönetim tarzını yok ederek demokratik görünümlü kendi yönetimini leviathanlaştırmıştır. Anayasaya göre, genel seçimler ve demokrasi vardı ama gerçek bir demokrasiden bahsetmek mümkün değildi. Ellerindeki muazzam mali kaynaklar ve iç içe girdikleri devletin gücüyle gazeteleri, medyayı, okulları, ve üniversiteleri kontrol ederek, propaganda ile zihinleri manipule ederek, halkın ne düşüneceğine, hangi düşüncelerden uzak duracağına, neleri öğrenmesi neleri öğrenmemesigerektiğine, hangi politikacıları seçeceğine, neyi arzu edeceğine ve satın alacağına kadar, nasıl yaşayacağına karar veriyordu artık bu leviathan. Bugün artık dünya üzerinde insanlık büyük bir açmaza düşmüş durumdadır. Gücün karşısında eslimiyet bayrağını çekmiştir adeta. Yaşanan kötülükleri “tarihin akışı” diyerek meşrulaştırıyorlar bile. Ahlaki itirazları sadece “sızlanma” veya “naiflik” parantezine alarak değersizleştiriyorlar.                  Siyasal zorbalığı, doğal bir afet gibi sunarak insan iradesini sıfırlıyorlar. Zorbalık düzenini, “yasa istibdadından kurtuluş” olarak sunmak, celladın kırbacını özgürlük bayrağı sanmaktan başka bir şey değil!    Oysa medeniyet, “olan” vahşeti, “olması gereken” adaletle dizginleme çabasıdır. Bu zihniyet yapısında insan artık bir “özne” değil, gücün önünde savrulan bir “nesne”. Öznelikten nesneliğe dönmüş ve pasif direnişe geçmiş insanlık artık, bütün dünyada Leviathan devletler boyunduruğunda. Krallıklar, ulus devletler, cumhuriyetler leviathanın tehdidinde. Bundan kurtulmanın tek çaresi, ise “zihinsel esaret”ten kurtulmaktır. Özellikle sömürge zihniyetine maruz kalan kadim Türk ve Fars kültürlerinin bu “zihinsel esaret”ten kurtulmaları.
Ekleme Tarihi: 13 Ocak 2026 -Salı

Leviathan

Mezmur’un iki başlı devasa yılanı Leviathan, inanışta bir tane ama bugün dünya üzerinde Leviathan’lar yeryüzünün hemen hemen bütün ülkelerinde ortaya çıkmıştır.

Devlet görünümlü siyasal leviathanlar, ticari leviathanlar, dini leviathanlar.

Felsefede materyalizmi, etikte hazzı, siyasette monarşiyi benimseyen İngiliz filozof Thomas Hobbes’un “Leviathan” isimli kitabında ejderha, devlet olmuştur. Kolları her yana uzanan, gücü her şeye yeten bu ejderha devlet, gücünü anayasa ve yasalarla sınırlandırmamış, keyfi uygulamalara açık, sorgulanamaz devlettir.

Zamanın düşünürlerini bu Leviathan’ı yaratmaya hangi saikler zorlamıştır. Bu duruma nasıl gelinmiştir.

Bilindiği gibi Hobbes yukarıda adı geçen eserinde “insan insanın kurdudur” der. Mağara devrinde birbirini boğazlıyan doğa durumundaki insan yerleşik nizama geçtiğinde mülkiyet başlamış, bu da aslında, doğa durumunda iken kazanılmış hırs karakterini daha da ihtiraslı bir duruma getirmiştir.

Jurgen Habermas “Kamusallığın Yapısal Dönüşümü” kitabında da belirttiği gibi, bir aşamada, mülkiyet hakkının ve ticari sermayenin yönetici ve avam arasındaki göreceli güvenlik unsuru, iyice semizlenen burjuvalar tarafından sermaye dolaşımını daha da rahatlatmak ve kendi lehlerine yararlanmak amacıyla bozulmuş ve despot krallıkları desteklemek davranışına girmişlerdir. Toplumsal dengeyi sağlayan bölgesel güçlerin tümüyle yok edilmesine yönelik olarak girişilen bu mücadele sonucunda, bu güçleri elinde toplayan burjuva yeni pazarları fethedecek olan Leviathan’I yaratır. Yani, zenginler, aristokratlar, yüksek bürokrat ve askerler gurubu. Platon’un yönetim önerisi gibi.

Mutlak iktidarın temelleri, daha 16. Yüzyılda Machiavelli tarafından atılır. Machiavelli, Prens adlı ünlü eserinde, iktidarı tekleştirmekle kalmaz, aynı zamanda iktidarı monarkın şahsıyla özdeşleştirir

Machiavelli’nin izlerini takiben, egemenlik kavramını siyaset bilimine kazandıran Jean Bodin, siyasal düzen konusunda yalnızca iki seçenek sunar: ya mutlak egemenlik ya anarşi.

Ancak Leviathan’ın doğuşuyla bir anlamda insanın devletle olan ilişkisindeki trajedisi de başlar. İnsan önce sınırsız güçle donatılmış mutlak bir iktidar yaratacak, daha sonra da bu iktidarı sınırlamaya çalışacaktır.

Bu durumda anarşiye ve karmaşaya düşerek yok olmak istemeyen devletler, ister istemez mutlak monarkın egemen otoritesi etrafında bütünleşmek zorundadır.

Ancak mutlak monarşinin bir diğer sözcüsü Thomas Hobbes ile egemenlik, monarkta cisimleşen şahsilik özelliğini yitirerek, yerini sınırlandırılmamış devlet anlayışının ifadesi olarak Leviathan’a bırakır.

Hobbes’a göre devletin varoluş nedeni güvenliktir. “İnsanın insan için kurt” olduğu doğa durumunda doğa yasalarının güvenliği sağlayamaması, bireylerin aralarında imzaladıkları bir sözleşmeyle doğa durumuna son verip Leviathan devleti kurmalarına neden olur.

Görüldüğü gibi uzun vadede bireylerin güvenliklerini sağlamak için aralarında imzaladıkları bir sözleşmeyle kurulan Leviathan, rasyonel çıkarların bir sonucu olarak devam eder. Böylece Hobbes egemenliğin kaynağına bireylerin iradelerini yerleştirerek iktidarın Ortaçağ boyunca yaslandığı tüm kutsal dayanaklarını yok eder.  

Egemenliği halka dayandırarak kuran Hobbes, sözleşmenin ardından, yok ettiği Tanrısal kutsallığın yerine, devleti geçirerek bireylerin özgürlük olanaklarını bir kez daha yok eder. Başka bir deyişle, herkesin her şeyi yapmakta serbest olduğu bir doğa durumundan, -egemen dışında- hiç kimsenin hiçbir şeyi yapma gücünün olmadığı bir toplumsal duruma geçilmiş olur.

Zamanımızda Trump’ın uluslararası hukuku çiğneyerek egemen bir devletin liderini derdest ettirmesi, sadece jeopolitik bir sarsıntı yaratmadı; yaygın bir zihin kalıbını daha görünür kıldı. Leviathan devleti

ABD bunu taa 19. Yüzyıl sonlarından beri “demokratik ülke” maskesi altında hep yapmaktadır. Sözkonusu yüzyılın ikinci yarısından itibaren zuhur eden “aristokratik burjuva”, (ki bu sınıfa zenginler, yüksek devlet bürokratları ve yüksek rütbeli askerler dahildi) Birleşik Devletlerin kuruluşundaki, başka ülkelere de örnek teşkil eden yönetim tarzını yok ederek demokratik görünümlü kendi yönetimini leviathanlaştırmıştır. Anayasaya göre, genel seçimler ve demokrasi vardı ama gerçek bir demokrasiden bahsetmek mümkün değildi. Ellerindeki muazzam mali kaynaklar ve iç içe girdikleri devletin gücüyle gazeteleri, medyayı, okulları, ve üniversiteleri kontrol ederek, propaganda ile zihinleri manipule ederek, halkın ne düşüneceğine, hangi düşüncelerden uzak duracağına, neleri öğrenmesi neleri öğrenmemesigerektiğine, hangi politikacıları seçeceğine, neyi arzu edeceğine ve satın alacağına kadar, nasıl yaşayacağına karar veriyordu artık bu leviathan.

Bugün artık dünya üzerinde insanlık büyük bir açmaza düşmüş durumdadır. Gücün karşısında eslimiyet bayrağını çekmiştir adeta.

Yaşanan kötülükleri “tarihin akışı” diyerek meşrulaştırıyorlar bile.

Ahlaki itirazları sadece “sızlanma” veya “naiflik” parantezine alarak değersizleştiriyorlar.                 

Siyasal zorbalığı, doğal bir afet gibi sunarak insan iradesini sıfırlıyorlar.

Zorbalık düzenini, “yasa istibdadından kurtuluş” olarak sunmak, celladın kırbacını özgürlük bayrağı sanmaktan başka bir şey değil!   

Oysa medeniyet, “olan” vahşeti, “olması gereken” adaletle dizginleme çabasıdır.

Bu zihniyet yapısında insan artık bir “özne” değil, gücün önünde savrulan bir “nesne”.

Öznelikten nesneliğe dönmüş ve pasif direnişe geçmiş insanlık artık, bütün dünyada Leviathan devletler boyunduruğunda. Krallıklar, ulus devletler, cumhuriyetler leviathanın tehdidinde.

Bundan kurtulmanın tek çaresi, ise “zihinsel esaret”ten kurtulmaktır. Özellikle sömürge zihniyetine maruz kalan kadim Türk ve Fars kültürlerinin bu “zihinsel esaret”ten kurtulmaları.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (2)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Arzu Kök
(13.01.2026 21:39 - #4511)
Leviathan kavramını yalnızca Hobbes’un teorik çerçevesinde değil, modern devlet, sermaye ve iktidar ilişkilerinin somut pratiğinde yeniden düşünmeye çağıran güçlü bir zihinsel itiraz olarak okudum yazıyı. Devletin güvenlik vaadiyle meşrulaştırdığı sınırsız gücün, zamanla bireyi özne olmaktan çıkarıp nesneleştirdiğini; hukuku, ahlakı ve kamusal aklı baskılayan bir zor aygıtına dönüştüğünü ikna edici biçimde ortaya koyuyor. En çok da bana çarpıcı gelen yanı, sorunu yalnızca siyasal yapılarda değil, bu yapılara rıza üreten “zihinsel esaret”te teşhis etmesi ve kurtuluşu da yine zihinsel, ahlaki ve kültürel bir uyanışta aramanız oldu. Bu ise aslında yaptığınız şeyin bir tarih anlatısı değil, günümüze yöneltilmiş felsefi ve vicdani bir çağrıdır. Yüreğinize sağlık.
Nevzat Teşekkürler Sevgili Arzu. Varmak istediğim zaten Doğu ülkelerinin, özellikle Batı ile olan tüm ilişkilerindeki zihinsel esaretten Türkiye ve İran'ın hâlâ kurtulamaması idi.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Hasan Şen
(15.01.2026 18:00 - #4542)
Çok güzel bir makale, Leviathan'lar Ejderhalar, çok çoğaldılar maalesef. Saygılar selâmlar.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.