Günlerden bir gün Mevlana mevlevihanesinde dervişleri ile meşk ederken hizmetlisi soluk soluğa içeri girer:
"Efendim dışarıda hırkasız, taçsız, cübbesiz bir genç sizi görmek ister. Ne buyurursunuz?" der.
Mevlana "Hemen buyur edin, hemen buyur edin" der.
Gelen Yûnus Emre'dir.
Mevlana ile Yûnus'un dünyada ilk karşılaşmaları olmasına rağmen koşarak birbirlerine sarılırlar. Çünkü mana aleminde tanışıklıkları vardır.
Mevlana:
"Çok sade giyinmişsiniz. Ne başınızda taç ne sırtınızda hırka. Üşümez misiniz?" deyince
Yûnus cevap verir:
"Dervişlik dedikleri hırka ile taç değil,
Gönlünü derviş eyleyen hırkaya muhtaç değil"
Mevlana:
"Ne yapar, ne işle meşgul olursunuz? Arayıp, sorsak sizi nerede buluruz?" der.
Yûnus cevaben:
"Adımız miskindir bizim,
Düşmanımız kindir bizim,
Biz kimseye kin tutmayız,
Kamu alem birdir bize
Ben gelmedim dava için
Benim işim sevgi için
Dostun evi gönüllerdir
Gönüller yapmaya geldim" der.
Mevlana:
"Biz tevhidi öğretirken bir elma iki ayna deriz. Siz ne buyurursunuz?" der.
Yûnus:
"Tevhidimiş cümle alem,
Bunu bilmeyen değilmiş adem.
Tevhidi öğreten canlar bulmaya geldim" der.
Mevlana:
"Altı ciltlik mesneviyi yazdık. Bizle buyur edip okumak istemez misiniz?" deyince
Yûnus ilk defa şiirsiz konuşur:
"Ne kadar uzun yazmışsınız. Eminim çok emek sarfetmişsinizdir. Biz olsak olsak aynen şöyle derdik: Ete kemiğe büründüm, Yûnus diye göründüm" der ve geldiği gibi hızlıca gider.
Bugün Yûnus olasım var...
Her şeyi kısa ve öz anlatasım var...
Ömür dediğin doğum ile yaşam arasında bir an...
O da şu an...
Ne olur kıymetini bilin...
