Dilerim anlatacağım hikayeyi ilk benden duymuşsunuzdur.
Eminim seveni kadar sevmeyeni de vardır onun...
Ama çok meşhur bir sıfatı vardır: "80 yıllık işi 8 yıla sığdıran padişah"
Selim'den bahsediyorum Yavuz olan Selim'den!
Selim sert mizaçlı, dikbaşlı, disiplinli ve atak bir insandı. Bu yüzdendir ki ona "Yavuz" demişler. Sert bir kişiliği vardı elbet ama edebiyata ve şiirlere çok düşkündü.
Bu yüzdendir ki Yavuz'a düştü yolumuz. Şiir ve ben, Yavuz ve şiir, döndü İsmail'in kalemi ve Yavuz'a...
Gerçeklikleri bir kenara bıraksak da o çok sevdiğim hikayelerle mi devam etsek?
Bir tarihçi değilim, bu hikayelerin gerçeklik boyutu tartışılır. Ancak bu rivayetler herkesin ders çıkartabileceği, kulağına küpe olması gereken hikayeler.
Kulağa küpe demişken Yavuz Sultan Selim'in o meşhur küpesinden bahsedelim.
Bazı tarihçiler kulağı küpeli Yavuz portresinin Yavuz Sultan Selim'e ait olmadığını söylese de kulağındaki küpeye istinaden iki rivayet günümüze kadar gelmiştir.
Rivayet odur ki;
Tebdil-i kıyafete bürünen Selim halk arasında dolaşırken kulağı küpeli kişiler görür. Yanındakilere bu insanların kulağında neden küpe olduğunu sorar. "Çünkü onlar köledir. Köle oldukları anlaşılsın diye kulağına küpe takarlar" cevabını alır. Bunu duyan Selim "iyi o zaman ben de Allah'ın kölesiyim" der ve kulağına küpe takar.
Diğer rivayet odur ki;
Yavuz Sultan Selim'in Şah İsmaille oynadığı satranç maçında, Şah İsmail'in yenildiği halde Yavuz'a attığı tokatı unutmamak için kulağına küpe takarak "bu da benim kulağıma küpe olsun" demesindendir.
Peki Yavuz'un Şah İsmaille satranç macerası nasıl gerçekleşti dersiniz?
Yavuz şehzadeyken Şah İsmail'in satranç ustası olduğunu duymuştur. Yine tebdili kıyafete bürünür ve İran'a gider. Yavuz'un önüne geleni satrançta yendiği Şah İsmail'in kulağına kadar gelir ve "bulun gelin benimle de oynasın" der.
Yavuz'un Yavuz olduğu bilinmez. Şah İsmail'in huzuruna gelir ve oyun başlar. Yavuz, Şah İsmail'e kısa sürede yenilir. Şah İsmail bu işte başka bir iş olduğunu düşünür. Ünü kendine kadar gelen bu yabancı nasıl olur da bu kadar kolay yenilir?
Şah İsmail bir oyun daha oynamayı teklif eder. Bu sefer de Yavuz çok kısa bir zamanda Şah İsmail'i yener. Mat olan Şah İsmail sinirlenir ve:
-Bre derviş! Hiç Şahlar mat edilir mi? der.
Genç şehzade hemen cevabı yapıştırır:
-Şahların mat edilemeyeceği bilseydim, elbette benim de tavrım ona göre olurdu, der.
İyiden iyiye sinirlenen Şah İsmail, Yavuz'a bir tokat atar.
Karşısındakinin yarım akıllı bir derviş olduğunu düşünerek bir kese altın verip yollanmasını emreder.
Şah İsmail'in huzurdan ayrılırken şu şiiri okur da gider koca Selim:
Sanma şâhım / herkesi sen / sâdıkâne / yâr olur.
Herkesi sen / dost mu sandın / belki ol / ağyâr olur.
Sâdıkâne / belki ol / bu âlemde / dildâr olur.
Yâr olur. ağyâr olur. dildâr olur. serdâr olur.
Bu şiir yan yana da alt alta da aynıdır. Buna divan edebiyatında vezn-i âher denir ve çok büyük bir ustalık gerektirir. Edebiyat alanında o kadar ustalaşmıştır ki çok kısa bir sürede böyle şiirler üretebilecek bir yapıya sahiptir.
Yavuz bu şiirinde dost görünümlü düşmanlara karşı uyanık olunması gerektiğini söylemekteydi:
Şahım, sen herkesi kendine sadık dost sanma.
Herkesi dost mu sandın, belki o düşman (yabancı) olur.
Belki o sadık sandığın kişi âlemde (dünyada) gönül dostu (sevgili) olur.
Dost olur, düşman olur, sevgili olur, kumandan olur.
