İsmail Kaya
Köşe Yazarı
İsmail Kaya
 

ŞANLI ZAFERLERİMİZ

Tarih 26 Ağustos 1071... Sahne Sultan Alparslan'ın... Sayıca az olan Alparslan'ın ordusu savaşı kazanamayacağını düşünmektedir. Hazırlıklar tamamdır, ancak askerin gitmeye gönlü yoktur. O sırada Alparslan meydana bir kumandan gibi değil de kefene sarılmış bir ölü gibi çıkar... Zaten onu ölümsüzleştiren de bu olay olur. Kefeniyle savaş meydanına çıkar ve der ki: "Ya muzaffer olur gâyeme ulaşırım; ya da şehîd olarak cennete giderim. Sizlerden beni tâkip etmeyi tercih edenler, tâkip etsin. Ayrılmayı tercîh edenler, gitsinler! Burada emreden sultan ve emredilen asker yoktur." Alparslan'ı bu kadar kararlı gören askerlere özgüven gelir ve aynı heyecanla atlarına atlarlar. Tarih bir kez daha Türkleri büyük harflerler yazmıştır. Artık Anadolu'nun kapısı bizlere açılmıştır... Ve Sultan Alparslan: "Size öyle bir yurt tuttum ki ebediyen sizin olacaktır." demiş ve çok kısa zamanda da vefat etmiştir. Yani bu güzel yurdu tam olarak da bizlere emanet etmiştir. Tarih  29 Mayıs 1453... Alparslan'ın aldığı Anadolu Osmanoğulları'nın zaferleriyle genişlemiş, ancak tam ortada iki kıtayı birbirine bağlayan İstanbul kalmıştır. Koca koca aşılmaz surları, defalarca kuşatılmasına rağmen düşmemesi, İstanbul'un şanına şan katmıştır... Sahne Sultan Mehmet'indir... Dedelerinin İstanbul'u almaya ne kadar çaba gösterdiğini bilir Mehmet, ancak o şanlı askerin kendisi olduğundan emindir. Emindir emin olmasına ama yaptığı bütün planlar İstanbul'u almasına yetmiyordur. Kuşatma uzun sürer hatta askerlerin yüzüne bakamayan Sultan Mehmet çadırından dışarı çıkamaz. Lalası Akşemsettin'in de ona inanmasıyla kendinde tekrar aynı gücü bulan Sultan gemilerini karadan yürütmeye karar verir ve alınması imkansız olan İstanbul artık Türklerin kucağındadır. Artık o Sultan, Sultan Mehmet değildir, Fatih Sultan Mehmet'tir. Bu zaferle beraber Osmanlı Devleti gücüne güç katmış ve birçok kıtaya hükmetmiştir. Topraklar genişledikçe merkezden uzaklaşmış,  yeni yönetim yöntemleri, yeni yöneticiler, yeni ordular derken Osmanlı Devleti'nin merkezi otoritesi zayıflamıştır ve o büyük şan ile alınan Anadolu ve İstanbul başka ülkelerin pay almaya çalıştığı bir ülke olmuştur. Ancak bilmiyorlardı ki Sultan Alparslan bu toprakları bize emanet etmişti... Sultan Alparslan gibi bir asker çıktı sahneye... Mustafa Kemal Atatürk... O Türk'ün Çanakkale'de gücünü gösteren Miralay Mustafa Kemal'di. 30 Ağustos 1922'de ise inandığı ordusunun, inandığı halkının kendini ispatlamasıyla devleşen Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk'tü. Bize Anadolu'nun tapusunu tekrar alan 30 Ağustos Zaferi... Şahsi kanaatimdir yanlış tarihte kutlarız. Kutlanması gereken bitiş tarihi değil de başlangıç tarihi olmalıydı. Atamızın tarih ve sayı takıntısı vardır. O yüzden Büyük Taarruz'a Malazgirt Zaferi'nin yıldönümü olan 26 Ağustos'ta başlar. Tabi birçok ağır savaştan çıkan Türkler'in savaşta ya askeri eksiktir ya mühimmatı ya topu ya tüfeği... İngiliz başbakanı Yunanların hazırladığı savunma hattını incelerken "Türkler bu tahkimatları ve savunma hatlarını aylarca, hatta yıllarca kuşatsalar da geçemezler, burası geçilemez bir settir." demiştir. Başkente kadar ilerleyen Yunanlılar'ın Anadolu'yu alacağına kesin gözüyle bakan yunan komutan Yeoryos Hacıanestis ise İzmir'de bir otelde alır mağlubiyet haberini almıştır. Haberi aldığında inanmaz hatta. Tabi o komutan İzmir'den Ankara yakınlarındaki savaşı yönetmeye çalışırken bizim başkomutanımız savaşta ki en öndeki askerinin bile önüne çıkmıştır. Zaten savaşı kazandıran da bu olmuştur. Ve hep dediğim gibi dünya savaş tarihinde nadir gerçekleşen bir olayla karşılaşılır. 26 Ağustos'ta başlayan savaş 9 Eylül'de Yunan askerinin denize dökülmesiyle sonuçlanır. Ankara İzmir arası 580 km'dir. Yaya olarak hele ki savaşarak 14 günde zaferle sonuçlanması bir mucizedir. Aynı 26 Ağustos'ta bir avuç askerle Anadolu'ya girdiğimiz gibi. Artık o büyük zafere 26 Ağustos mu yoksa 30 Ağustos mu ya da 9 Eylül mü dersiniz, size bırakıyorum. Zaferimiz kutlu olsun. Ne mutlu Türküm diyene!
Ekleme Tarihi: 29 Ağustos 2026 -Cumartesi

ŞANLI ZAFERLERİMİZ

Tarih 26 Ağustos 1071...

Sahne Sultan Alparslan'ın...

Sayıca az olan Alparslan'ın ordusu savaşı kazanamayacağını düşünmektedir. Hazırlıklar tamamdır, ancak askerin gitmeye gönlü yoktur.

O sırada Alparslan meydana bir kumandan gibi değil de kefene sarılmış bir ölü gibi çıkar...

Zaten onu ölümsüzleştiren de bu olay olur. Kefeniyle savaş meydanına çıkar ve der ki:

"Ya muzaffer olur gâyeme ulaşırım; ya da şehîd olarak cennete giderim. Sizlerden beni tâkip etmeyi tercih edenler, tâkip etsin. Ayrılmayı tercîh edenler, gitsinler! Burada emreden sultan ve emredilen asker yoktur."

Alparslan'ı bu kadar kararlı gören askerlere özgüven gelir ve aynı heyecanla atlarına atlarlar.

Tarih bir kez daha Türkleri büyük harflerler yazmıştır. Artık Anadolu'nun kapısı bizlere açılmıştır...

Ve Sultan Alparslan: "Size öyle bir yurt tuttum ki ebediyen sizin olacaktır." demiş ve çok kısa zamanda da vefat etmiştir.

Yani bu güzel yurdu tam olarak da bizlere emanet etmiştir.

Tarih  29 Mayıs 1453...

Alparslan'ın aldığı Anadolu Osmanoğulları'nın zaferleriyle genişlemiş, ancak tam ortada iki kıtayı birbirine bağlayan İstanbul kalmıştır.

Koca koca aşılmaz surları, defalarca kuşatılmasına rağmen düşmemesi, İstanbul'un şanına şan katmıştır...

Sahne Sultan Mehmet'indir...

Dedelerinin İstanbul'u almaya ne kadar çaba gösterdiğini bilir Mehmet, ancak o şanlı askerin kendisi olduğundan emindir.

Emindir emin olmasına ama yaptığı bütün planlar İstanbul'u almasına yetmiyordur. Kuşatma uzun sürer hatta askerlerin yüzüne bakamayan Sultan Mehmet çadırından dışarı çıkamaz.

Lalası Akşemsettin'in de ona inanmasıyla kendinde tekrar aynı gücü bulan Sultan gemilerini karadan yürütmeye karar verir ve alınması imkansız olan İstanbul artık Türklerin kucağındadır.

Artık o Sultan, Sultan Mehmet değildir, Fatih Sultan Mehmet'tir.

Bu zaferle beraber Osmanlı Devleti gücüne güç katmış ve birçok kıtaya hükmetmiştir.

Topraklar genişledikçe merkezden uzaklaşmış,  yeni yönetim yöntemleri, yeni yöneticiler, yeni ordular derken Osmanlı Devleti'nin merkezi otoritesi zayıflamıştır ve o büyük şan ile alınan Anadolu ve İstanbul başka ülkelerin pay almaya çalıştığı bir ülke olmuştur.

Ancak bilmiyorlardı ki Sultan Alparslan bu toprakları bize emanet etmişti...

Sultan Alparslan gibi bir asker çıktı sahneye...

Mustafa Kemal Atatürk...

O Türk'ün Çanakkale'de gücünü gösteren Miralay Mustafa Kemal'di.

30 Ağustos 1922'de ise inandığı ordusunun, inandığı halkının kendini ispatlamasıyla devleşen Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk'tü.

Bize Anadolu'nun tapusunu tekrar alan 30 Ağustos Zaferi...

Şahsi kanaatimdir yanlış tarihte kutlarız. Kutlanması gereken bitiş tarihi değil de başlangıç tarihi olmalıydı.

Atamızın tarih ve sayı takıntısı vardır. O yüzden Büyük Taarruz'a Malazgirt Zaferi'nin yıldönümü olan 26 Ağustos'ta başlar.

Tabi birçok ağır savaştan çıkan Türkler'in savaşta ya askeri eksiktir ya mühimmatı ya topu ya tüfeği...

İngiliz başbakanı Yunanların hazırladığı savunma hattını incelerken "Türkler bu tahkimatları ve savunma hatlarını aylarca, hatta yıllarca kuşatsalar da geçemezler, burası geçilemez bir settir." demiştir.

Başkente kadar ilerleyen Yunanlılar'ın Anadolu'yu alacağına kesin gözüyle bakan yunan komutan Yeoryos Hacıanestis ise İzmir'de bir otelde alır mağlubiyet haberini almıştır. Haberi aldığında inanmaz hatta.

Tabi o komutan İzmir'den Ankara yakınlarındaki savaşı yönetmeye çalışırken bizim başkomutanımız savaşta ki en öndeki askerinin bile önüne çıkmıştır. Zaten savaşı kazandıran da bu olmuştur.

Ve hep dediğim gibi dünya savaş tarihinde nadir gerçekleşen bir olayla karşılaşılır. 26 Ağustos'ta başlayan savaş 9 Eylül'de Yunan askerinin denize dökülmesiyle sonuçlanır.

Ankara İzmir arası 580 km'dir. Yaya olarak hele ki savaşarak 14 günde zaferle sonuçlanması bir mucizedir.

Aynı 26 Ağustos'ta bir avuç askerle Anadolu'ya girdiğimiz gibi.

Artık o büyük zafere 26 Ağustos mu yoksa 30 Ağustos mu ya da 9 Eylül mü dersiniz, size bırakıyorum.

Zaferimiz kutlu olsun. Ne mutlu Türküm diyene!

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.