"Dünya bir bütündür,
İnsanoğlu yarım yaratılıp da gönderilmiştir.
Öteki yarısını,
Yarini arasın bulsun diye.
Ben de doğduğum günden bu yana
Öteki yarımı aradım durdum.
Buldum da diyemem,
Bulamadım da diyemem.
Adım 'neşe, dert, aşk' diye yazılır,
Amma siz her biriciğiniz 'Neşet Ertaş' diye okursunuz" demişti, o Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı...
Ve bir o kadar da güzel oynamıştı Neşet Ertaş'ı...
Ben ise izlemeye doyamadım, her bilet bulabildiğimde gittim bir daha izledim bir daha izledim...
Abdal kültürünün en önemli zirvesiydi belki de Neşet Ertaş...
O kadar güzel yetiştirmişti ki kendisini, hepimiz o videosundaki beyefendiliği ile hatırlarız.
Koskoca konser alanında binlerce kişi onu dinlemek için nefesini tutmuşken, o ceketini çıkarmak için izin istemişti hayranlarından...
Çünkü o bizden biriydi!
Bütün parçalarında bir hikayesi vardı.
Bir röportajında anlatmıştı:
"Bir kız sevdim...
Babama söyledim isteyelim diye. Babam: ' olmaz' dedi. 'Biz abdalız, bize kız vermezler' dedi.
Yine de ısrar edip, gitmiştik.
Evet vermemişlerdi."
Neşet Ertaş'ın derdi biter miydi?
Daha sonralar o kızı başkasına vermişlerdi.
Başkasına verdikleri yetmemiş gibi bir de düğüne bağlamacı olarak Neşet Ertaş ve babasını çağırmışlardı.
Muharrem Ertaş oğlunun göğsündeki o ağrıyı görse de oğlunun omzuna elini attı ve onu düğüne götürdü.
Neşet Ertaş o düğün için "oynak hava çalmadığım tek düğün o düğün olmuştu. Hep ağıt çaldım." demişti.
Bu koca hayattan bir Neşet Ertaş geçti...
Neşeyle dertle aşkla...
