Cemal Süreya'yı çok severim...
Hele bir de "sesinde ne var biliyor musun?" dizeleri...
Devamında "söyleyemediğim sözcükler var" diyor ya ne de güzel anlatır söyleyemediklerimizi...
Sahi söylenenler şöyle bir dursun, ne çok şey var değil mi söylemediğimiz?
Hepsi bilinmeyenler mezarlığında yatar oysa ki...
Onlar söylenseydi neler değişirdi kim bilir bu dünyada.
Susmak korkaklık desek ağır mı kaçar bilinmez belki. Ama söyleyebildiğimiz sözlerdeki cesareti keşke söylayemediklerimizde de kullanabilseydik.
İsmail laf diye konuşur!
Söyleyemediği onca kelime varken bu şiir ortaya çıkar mıydı?
"Gecenin kör karanlığına çok şiir gömmüşümdür,
Erinip yazamadığımdan.
Çok aşkı yüreğimde saklamışımdır,
Utanıp diyemediğimden."
Çok beceriksizimdir. Şiir yazmayı da aşık olmayı da beceremedim.
İyi ki de becerememişim!
O kutsal vazifeyi doğru gönül uğurunda harcadım.
Hep sorardım aşık olanlara, büyük bir merakla: "aşk nasıl bir şey?"
Bir arkadaşım çok ağır bir tokat attı şu cevabıyla: "sen bunu kek tarifi mi sandın? Herkesin aşkı başkadır."
Sunay Akın'dan da duymuştum: " aşkın tek bir tarifi olmadığından bu kadar aşk kitabı var zaten..."
