Hikaye benim ya, izniniz olursa İsmailce anlatayım.
Ferhat bir saray çocuğu. Her şeyi var. Ama bir türlü aşkı becerememiş.
Bir gün babasına "baba bana yol ver de aşkımı arayım" der.
Babası nasıl hayır desin biricik oğluna. İzin verir ve oğlunu yolcu eder.
Aşkı ararken nakkaş oluverir bizim Ferhat!
Ama diğer nakkaşlar gibi değil, dillere destan olur.
Yollar yolları kovalar, Ferhat kendini Amasya'da bulur.
Amasya'nın bir sultanı vardır. Hani derler ya "Tanrı kadını yarattı" işte öyle bir güzellik...
Mehmene Banu...
Mehmene Banu'nun büyük bir derdi vardır.
Bacısı Şirin hastadır ve hiçbir tabip iyileştiremez.
Mehmene Banu, hastaları iyileştiren bir büyücünün namını duyar. Kardeşini iyileştirmesi için yanına çağırtır.
Mehmene Banu büyücüye "bacımı iyileştir, dile benden ne dilersen" der.
Büyücü şöyle bir bakar "veremezsin" der.
Mehmene Banu "sen hele bir bacımı iyileştir, gerisini bana bırak" der.
Büyücü "bacının hayatı için senin güzelliğini isterim sultanım" deyince Mehmene Banu'nun içi cız eder.
Ama Sultan kararlıdır. Kardeşinin iyileşmesi için varını yoğunu ortaya koyacaktır.
"Tamam" der. "Bacım iyileşirse onun için bir saray yaptıracağım" diye niyetlenir.
Bacısı iyileşecek diye sarayı yaptırmaya başlar ve onu süslemek için bir nakkaş arar.
Nam-ı nakkaş üzerine duyulmuş Ferhat'a haber salar.
Nakkaş Ferhat işçiliğini yaparken bütün diyara işçiliğinden ziyade güzelliğiyle konu olur.
Saray tamamlanır, Şirin iyileşir, ama gel gelelim Mehmene Banu'nun o sır güzelliği ortadan kaybolur.
Şirin saraya yerleşmiştir.
Bir gün Mehmene Banu bacısı Şirin'i saraya ziyarete gider.
Mehmene Banu ve Şirin bu güzel işçiliği çıkartan nakkaşı görmek ister.
İki bacınınFerhat'ın karşısına geçmesiyle ikisinin de kalbinin çarpması bir olur.
İki bacı aynı anda Ferhat'a vurulmuştur.
Ama gönül bu ya bizim oğlan Şirin'e vurulur.
Gel zaman git zaman aşkından divane olan Ferhat, Şirin'i istemek için Mehmene Banu'nun karşısına çıkar.
Şirin'i ister. Mehmene Banu Ferhat'a nasıl desin ki asıl ben sana vurgunum diye.
Mehmene Banu'nun uğruna güzelliğini verdiği kız kardeşi şöyle bir dursun, Ferhat'ın Şirin'i sevdiğini duyunca kıskançlık damarları kabarır ve kendince bir plan yapar.
O günlerde o diyarlarda büyük bir su sıkıntısı vardır.
Mehmene Banu bir sultan olarak "dağın öbür tarafındaki suyu bizim diyara getirirsen sana bacımı vereceğim" der.
Dağ ki öyle bir dağ.
Demir Dağ derler adına...
Ferhat gürzü ile dağı kazmaya başlar.
Zamanı hesaplamak için ise her 4 mevsimde 1 ağaç diker.
3 yıl boyunca durmaksızın kazmıştır dağı...
Yorulmuştur artık hem gönlü hem bedeni...
Ama her kolu aşağı indiğinde Şirin gelir aklına.
Gürz ile vurur da vurur.
3 yıl sonra bir haber gelir. Mehmene Banu Ferhat'ı çağırmıştır.
Mehmene Banu Şirin'i Ferhat'a verecektir.
Şirin bu müjdeyi Ferhat'a kendi vermek ister. Koşarak Ferhat'ın yanına gider.
Ama sarayın aşçısı da Şirin'e aşıktır. Aşçı okla Ferhat'ı vuracakken Şirin önüne atlar.
Şirin oracıkta Ferhat'ın kucağında gözlerini yumar. Ferhat ise bunun acısına dayanamaz canına kıyar.
İki aşık yan yana toprağa verilirler.
Her sene Ferhat'ın mezarından bir çiçek, Şirin'in mezarından bir çiçek, birbirlerine kavuşmak üzere çıkarmış. Ancak her defasında arada bir çalı belirir ve kavuşmalarına engel olurmuş.
Her sene bütün kavuşamayan aşıklar ise bu çiçeklerin kavuşmasına engel olan çalıyı keserlermiş.
