İnsanoğlu teknolojik gelişmelerden önce daha ağır, daha emek isteyen işleyişlerle büyük işler başarmış...
Geçmişten günümüze gelen mimari yapılara hayranlıkla bakarken hepimizin içinden aynı sözler geçer: nasıl yapmışlar, nasıl başarmışlar, nasıl taşımışlar, nasıl yerleştirmişler?
Biz ise dönemin en konforlusuna denk geldik.
Sözde en rahat, en emeksiz, en zahmetsiz...
Günün büyük bölümünü kendimize ayırıp, dinlenme imkanımızın olması gerekiyor sanki!
Halbuki yoğun bir çaba ve koşturmanın içindeyiz.
Neden anlamıyorum...
Her daim koşturuyoruz bir yerlere bir şeylere yetişmeye çalışıyoruz; yine de yetişemiyoruz, yine yarım kalıyor, yine sonuçsuz.
Zamanın en bereketsiz dönemine denk gelmişiz...
Allah'tan enerji dolu bir insanım. Bazı şeyler çevremdeki insanlar kadar etkilemiyor beni.
Etrafım yorgun, bezgin, hayattan zevk almayan, yaşamı sorgulayan insanlarla dolu.
Herkes çok haklı!
Birbirimize yük olmayıp, yükünü almamız gereken bir dönemdeyiz.
Huzurunuzda bilmeden kendisine yük olduğum, yorduğum her kim varsa hepsinden özür diliyorum.
Ve beni yoran, kişisel sınırlarımı ihlal eden, "hayır" kelimesini kullanamadığım için benden kapasitemin üzerinde çok şey bekleyen insanlardan da anlayış bekliyorum.
Siz beni yorduğunuz zaman ben de başkalarını yoruyorum ve o insan da bir başkasını... Bu böyle zincirleme devam ediyor.
Kimsenin kalbini kırmak istemem, kimseye haddimi aşan sözler söylemek istemem. Ben naif, sakin, saygılı ve neşeli bir insanım.
Çevremdeki herkesin de bana saygı duymasını beklerim.
Her ne kadar hayatın akışı beni yormuyor desem de demek ki biraz da olsa etkilemiş. Şu an sizlerle hislerimi paylaşırken fark ettim.
O zaman güzel bir şiirimle son vereyim sözlerime:
" Yoruldum,
Belki de dünyaki en çaresiz kişi benim.
Bir aklımdan çıkmaz o günkü bakışın
Bir de nazın var ya senin.
Cilvesine alıştım,
Hep almadan vermelerine kaderin.
Dünyayı değiştirmek istedim
Değiştiremem
Sırf seninle geçen günlerim için"
