Yavuz Sultan Selim İran seferlerini bitirdikten sonra Memlük Devleti'nin bulunduğu bölge olan Mısır'a sefer düzenlemeye karar verir.
Yolculuk uzun ve geçilmesi gereken büyük bir çöl vardır.
Öncelikle Anadolu'da Türk siyasi birliğini sağlamak amaçlı son beylik olan Dulkadiroğulları'na son verir.
Dulkadiroğlu Beyliği günümüz Maraş çevresinde bulunan bir beyliktir.
Bu beyliğe son veren Yavuz Sultan Selim Hatay üzerinden aşağı inerek Mısır yoluna düşecektir.
Düşecektir düşmesine ancak çölde hem bozulmayacak hem de tok tutacak, yer kaplamayan ve taşıması kolay besinlere ihtiyacı vardır.
Maraş'ın meşhur tarhanası tam da bu zaman ortaya çıkmıştır.
Yavuz Sultan Selim'in annesi Gülbahar Hatun ve yöre halkının dövmelik buğdayı yoğurtla pişirip, baharatlarla lezzetlendirerek güneşte kurutması ile hem kaybettiği su sayesinde çabuk bozulmayan hem de besin değeri yüksek Maraş tarhanası ortaya çıkmış ve tam da askerlerin ihtiyacına yönelik bir yiyecek olmuştur.
Hazırlıklarını tamamlayarak yola çıkan Yavuz Sultan Selim, Sina Çölü'nü zorlu şartlarda geçmiş ve Mısır'a ulaşmıştır.
Mercidabık ve Ridaniye Savaşlarıyla da Memlük Devleti'ne son vermiştir.
Mısır'da Yavuz Sultan Selim'in çadırının temizliği ile ilgilenen bir cariye vardır.
Cariye her gün Yavuz çadırdan çıktıktan sonra çadırı temizler ve Yavuz dönmeden geri çıkardı.
Bir gün cariye Yavuz Sultan Selim'i gördü ve hizmetinde olduğu kişiye aşık oldu.
Her gün temizliğini bitirip giden cariye artık Yavuz'u uzaktan da olsa görmek için can atmaktaydı.
Aşkından başı dönen cariye bir gün büyük bir cesaret ile Yavuz'un yatağına not bıraktı: " Derdi olan neylesin?"
Bu üç kelimelik notu gören sert mizaçlı Yavuz Sultan Selim hafifçe tebessüm etti. Notu yazan kişinin çadırının temizliği ile ilgilenen cariyesi olduğunu tahmin etti. Notu ters çevirdi ve şöyle yazdı: "Derdi neyse söylesin"
Sabah çadıra giren cariye notu koyduğu yerde öylece görünce morali bozuldu. Ama kağıda yaklaşıp farklı bir notla karşılaşınca sevinçten havalara uçtu. Ve tekrar yazdı: "Korkuyorsa neylesin?"
Yavuz Sultan Selim: "Hiç korkmasın söylesin"
Bu cevap üzerine cesaretini toplayan cariye o akşam çadırı temizledikten sonra çıkıp gitmedi.
Yüreği ağzında Yavuz Sultan Selim'i bekledi.
Yavuz içeri o hiddetiyle girince cariye önce tir tir titredi.
Yavuz ise cariyeyi görünce yumuşadı ve ona nazikçe yaklaştı.
Yavuz: "Buyurunuz sizi dinliyorum" deyince cariye kıpkırımızı oldu ve mahçup bir ifadeyle konuşmaya başladı. Daha bir tek kelime bile edemeden bir anda kendini kaybetti.
Cariye yüreğinde taşıdığı o koca aşkıyla beraber hayata gözlerini yummuştu.
Yavuz ise bir insanın başka bir insanı ne kadar sevebileceğini kucağında can veren bu cariyenin yavaş yavaş solan bakışlarından anlamıştı.
Ve Yavuz hiçbir zaman o cariyeyi unutmamış ve gerçek aşkı o cariyeden öğrenmişti.
