Bir ihtiyardan duyduğum sözle başlamak istiyorum:
"Bizim zamanımızda bozulan tamir edilirdi, sizin gibi direk çöpe atmazdık"
Tamir etmek zorundaydılar çünkü...
Yoktu!
Hiçbir şeyleri yoktu...
Öyle bir yokluk ki kuru bir ekmeğe muhtaç kalıp yine de kimseden bir şey isteyememek...
İbn-i Sina'ya sormuşlar:
"Her derdin bir devası var dersin, dünyada devası olmayan dert yok mudur?"
O da şu cevabı vermiş:
"Derdin devasızı; iyinin kötüye muhtaç olmasıdır"
Allah kimseyi kötüye muhtaç etmesin...
Hani hep üzülüyoruz ya eskilerde her şey azmış diye tam aksine herşey kıymetliymiş. Her şey az, mutluluk çokmuş.
Öyle bir yokluktan bu günlere gelmek büyük bir mucize!
Peki bu günlere gelene kadar neler gördük?
Ateş bulamadık, komşunun külüne muhtaç olduk,
Buğday bulamadık, kayısı çekirdeğinden un yapmaya kalktık,
Çarık bulamadık, Sarıkamış soğuğunda şehit olduk,
İp bulamadık, koyun yünü eğirdik,
Kıyafet bulamadık, yama yapıp giydik,
Halı bulamadık, eski elbiseleri dikip çaput kilim yaptık,
Ayakkabı bulamadık, eskiyen araba lastiklerinden lastik ayakkabı yaptık...
Peki şimdi bunları yapsak çevremizden ne kadar utanırız değil mi?
Yokluk insana neler yaptırıyor?
Günümüz adıyla geri dönüşüm, sıfır atık, tamirat, tadilat, yenileme, atık toplama, ayrıştırma, evden üretim, iş gücü, yaratıcılık...
Günümüz ismiyle ne kadar havalı, ne kadar gösterişli şeyler değil mi?
İnsanlar bunları yokluktan yapıyordu, YOKLUKTAN!
Fakirdik ama aç insanımız yoktu.
Şu an ise zenginiz ama kimse doymuyor, aç gözlüyüz.
Bu dünyada zenginin fakire borcu var,
Olanın olmayana,
Yiyenin yemeyene,
Giyinenin giyinmeyene,
Barınanın barınmayana...
Geçmişteki yokluğa dönmeyelim, ama elimizde yokmuş gibi kıymet bilelim.
Paylaşmak güzeldir...
