Sen annem, Hava Kaya
Beni doğurdun, güzel öğütlerle büyüttün, ahlaklı bir genç, saygılı bir adam yetiştirdin...
Bir yerde okumuştum: bir anne çocuğunu 9 ay karnında, 3-5 yıl kucağında, bir ömür de yüreğinde taşırmış.
Hakkın ödenmez, ödeyemem... Ancak ve ancak her daim yaşatırım kalbimde. Sular büyütürüm sevgini.
Hangi annenin hakkı ödenir ki?
Herkes benim anam başka der...
O sebeptendir ki benim annem başkadır!
10 Ekim 1990 gece yarısı sancıları başlamış anamın. Taa ki 11 Ekim saat 14.45'e kadar. Sonra ben gelmişim kucağına. İlk göz ağrıları. Sahi neden göz ağrısı demişler ki? Çok sancı çekerek mutlu sona ulaştıkları için mi?
Anam hâlâ doğum bilekliğimi saklar. Ne bitmez tükenmez bir sevgidir...
Şaşırtıcı bir şekilde çok uslu bir çocuk olduğumu söyler annem. Ki ben dahi inanmam buna.
Büyüdükçe yaramazlığa bürünmüşüm. Çene yarmalar, kafamı kanatmalar, bisikletten uçmalar, ortalıktan kaybolmalar...
Hatta çenem yarıldığında dikiş atılırken ağlamıştım. Annem sordu: "çok mu acıyor" diye. Ben "hayır" dedim. "Peki neden ağlıyorsun" diye sordu. "Babam kızar diye korkuyorum" demiştim. Sahi neden anneden korkulmaz da babadan korkulur?
Bana dert ortağı, yaralarımın ilacı, bizi anlayan, bizi dinleyen, mantıktan önce duyguları öne geçen kadın...
Nasıl sevmeyeyim seni, nasıl öpmeyeyim cennet kokulu ellerinden, nasıl kapanmayım ayaklarına?
Sen dünyanın bütün yükü omuzlarındayken bile bize bunu hissettirmeyen yüreği güzel anam, sevgine hep layık olmaya çalışacağım.
Ve bugün seni çok özledim bunu hangi gün okursan oku.
