Tarihimiz, kendimizden sandığımız fakat bizi arkamızdan vuranların ibretlik öyküleriyle doludur.
En yakınımızda duran, hatta en yakınımız olanlar bizi gafil avlar hep.
Bugün de devletimize ve vatanımıza kast edenlerin hepsinin isimleri Türkçe değil mi?
Emperyal Batının verdiği ve asla tutmadığı vaatlere yıllardır inanıp, canımıza kast edenlerle yüzlerce yıldır birlikte yaşamıyor muyuz? Akraba değil miyiz bu insanlarla?
Bunun yanı sıra bir de görünmeyen bir gizli el tarafından bilinçli olarak yaratılan suni kargaşa ortamlarıyla, birbirimize düşman edilip savaştırıldığımız gerçeği var.
Birbirine düşman edilen bir ülkenin insanları ve yaratılan kargaşa ortamı en çok kime, neye hizmet eder? Sayısız örneğini yaşamadık mı? O günlerde kimler uzaktan bizi izleyip ellerini ovuşturmuştu?
“Türk’ü Türk’e kırdırmak” deyimi Batılıların defalarca başvurduğu bir yöntemin de adı değil midir?
Bu savaşların kazananı biz olmadık hiç. Zafer kazandığını zanneden taraf, emperyal bir tuzağa düştüğünü bazen yıllar sonra anlayabiliyor. Fakat bazen de hiç anlayamayıp aynı tuzaklara tekrar tekrar düşürülüyor. Her seferinde de ülkenin en aydınlık, en ileri insanlarını yiyen emperyalizm asla doymuyor.
Bu oyunda genelde önce, nihai amaca uygun bir inanç sistemi ya da ideoloji hedef yapılır. Yerel işbirlikçiler seçilip görevlendirilir. Ardından başlatılan yoğun bir propaganda ile kitlelerin beyni istenen yönde yıkanır. Böylece doğal bir kitlesel tetikçi haline getirilir. Geçmişimizde çok örneği var.
Misal, yıllar önce emperyal üst akıl, komünizmi şeytan ilan edip düğmeye basmıştı. Böylece Türkiye asla ABD yörüngesinden çıkıp, Rusya ile veya Asya’daki diğer Türk devletleriyle yakınlaşamasın, işbirliği yapamasın istemişti.
Hazırlanan propagandaya göre komünizm çok korkunç bir şeydi. Ondan koşarak kaçmak lazımdı. Fakat kapitalizm harikaydı. Ne varsa Amerika’da vardı. Hatta biz de bir “Küçük Amerika” olmalıydık.
O yıllarda, tekerine çomak sokar, yaptığı dalavereyi, soygunculuğu deşifre eder diye korktuğu için hedef gösterdiği bir gazeteciyi ya da yazarı kahreden nice vatan haini komprador da olmuştu. Oysa bu fırsatçıların çoğu, komünizm kelimesini bile doğru açıklayabilecek bir bilgiye sahip değildi.
Aynı üst akıl bazen de kuruluş ilkelerimizi, hatta kurucu-kurtarıcı Atamızı hedefe koyarak yine güncel bir amacına ulaşmaya çalıştı. Amaç hep hedefteki toplumu öncelikle savunmasız bırakmaktı.
Yine yerli işbirlikçiler seçildi, görevlendirildi. Onlar artık ekranlarda, basında, her an her yerdeydiler.Tartışma programlarında ağızlarından tükürükler saçarak milli değerlerimize, kuruluş ilkelerimize saldırdılar. Vatansever insanlarımızı karalayıp hedef gösterdiler.
Her seferindeTürk toplumundaki en korktukları, en çekindikleri insanlar olan aydınlarımızı, yine ülkenin insanlarına hedef gösterip ortadan kaldırttılar. Hapislerde çürüttüler, ailece kahrettiler.
Böylece bu ülkeye yapacaklarının karşısında durabilecek ve halkı uyarabilecek hiç kimse kalmamış oluyor. Bu yolla yıllardır ve yıllardır sayısız gazeteci, yazar ve akademisyenimizi faili meçhul bırakılan cinayetlere kurban vermedik mi?
Bazen bize gösterilene sorgusuz sualsiz inanmadan önce durup düşünmek, görünenin arkasını araştırmak gerekir. Coğrafyamızda öteden beri kimi güç ve nüfuz sahibi çevrelerin, kendi çıkarları doğrultusunda gerçeği evirip çevirdiklerini, kitleleri istedikleri gibi yönlendirdiklerini çok kez deneyimlemedik mi?
Biz artık aynı tuzaklara düşmemek için yeterince deneyimli değil miyiz? Gerçeği görmek için gözümüze sokulması mı gerekiyor?
Bütün bunlar Cumhuriyetle başlamamıştı elbette. Birdenbire ortaya çıkmadı, ne emperyalizm ne de içimizdeki yerli işbirlikçileri. Bir sonraki yazıma buradan devam edeceğim.
Fırsatçı ve hain hep vardır. Ancak sen zaaf gösterirsen seni vurabilir.
