İNCİ GÜÇLÜER-Mimar
Köşe Yazarı
İNCİ GÜÇLÜER-Mimar
 

Bir Varmış Bir Yokmuş…

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, Develer tellâl iken, pireler berber iken, Uzak mı uzak ülkenin birinde, Zalim ve bencil bir hükümdar varmış. Sarayında safahat ve zenginlik içinde yaşar, Halkının ne hâlde olduğunu umursamazmış. Halkın fakirliği, çaresizliği apaçık ortada olsa da Duyduklarına kulaklarını tıkar, gördüklerine itibar etmezmiş. Halkın ödediği vergiler ağır, Kaynaklar kıt, yiyecek iyiden iyiye azalmış.   Ne salgınlar ve seller, ne yangınlar ve tufanlar Hatta ne de yokluk ve açlık Sultanın Sarayına hiç uğramazmış. Zaten o da bunlarla pek ilgilenmez Sarayında eğlenceyi, çalgıyı çengiyi eksik etmezmiş. Yediği önünde yemediği arkasındaymış. Sofrasından kuş sütü, sarayından kahkaha eksik olmaz, Asla itibarından zerre tasarruf etmezmiş.   Para bitmeye yüz tutunca da tahsildarını çağırır Halktan vergi toplamaya gönderirmiş. Vergi memuru da ne yapsın, Köy köy dolaşır, halkın elindekini avucundaki toplar Saraya dönermiş.   Gel zaman git zaman, Halk artık yokluktan tahsildara yalvarıp yakarmaya başlamış Vergi memuru da buna üzülürmüş ama Emir büyük yerden ne de olsa Ne yapar eder halkı iknâ eder, inandırır Hafta sekiz ay otuz, Vatandaşın hasadını, yükünü toplar yine Saraya getirirmiş.   Günler günleri kovalamış, Artık iyiden iyiye acından ölmek üzere olan halk, Söylenmeye, sorgulamaya başlamış. Memur bu kez zorla ve şerle de olsa Yine de parsayı toplayıp kaçar gibi Saraya koşmuş. Soluk soluğa Sultana olanı biteni anlatmış. Demiş ki; Hünkârım, halk söylenir oldu. Ürünün hasadın çoğunu elinden alalı beri, Derler ki; biz acımızdan ölelim mi? Neyimiz var neyimiz yok Sultana verelim de Taş, toprak yiyelim, bitelim mi?   Sultan gülümsemiş. Uzandığı yerden doğrulmadan, Tabaktaki salkımdan bir üzüm atmış ağzına. Demiş ki vergi memuruna,   Bir dahaki sefer Bunun iki katını al gel, Bunlar böyledir ben bilirim, Üç beş gün söyler, söylenir unuturlar.   Memur bir dahaki sefer Sultanın dediği gibi Ürünün iki katını alır halktan, Sonraki sefer daha da iki katını Fakat gitgide zorlanmaya başlar bu işten Artık ne dil dökmek, ne korkutmak işe yaramaz olur. Halkın söylenip bağırmasından, İtip kakmasından bunalan memur Artık vergi toplamaya gitmeye çekinir olmuştur.   Günlerden bir gün tahsildar yara bere içinde Saraya koşturur. İyiden iyiye dayak yemiş, Halkın gazabından gözü korkmuştur. “Sultanım, insafa gelin ne olur, Bu gidişat iyi değildir. Bakın ben ne hâldeyim. Tekrar vergi diye halka nasıl gideyim?” der.   Sultan bir kahkaha atar. “Bir şeycik olmaz, endişe etme sen” der. “Bunlar böyledir ben bilirim, Üç beş gün söyler, söylenir unuturlar” diye de ekler yine.   Memur çaresiz sonraki ay yine gider. Çekine korka köye girer. Bir de ne görsün, halk sokaklara çıkmış, Başına huniyi geçiren eğlenir güler, Davulu, zurnayı kapan çalar söyler, Eline zil takan oynar dönermiş. Bunu gören tahsildar hem şaşırmış hem rahatlamış. Dayak yemediğinden de memnun Güle oynaya Saraya dönmüş.   Demiş ki; Sultanım, böyleyken böyle, Halk sokaklarda şenlik yapmaktadır. Herkes öyle neşeli, öyle keyiflidir ki Görmesem inanmazdım. Meğer siz ne kadar da haklıymışsınız. Bence devam edelim vergileri artırmaya, Hatta çifter çifter alalım bir dahaki aya.   Fakat Hünkârın birden yüzü düşer Yattığı yerden fırlar. Büyük bir ciddiyetle ve endişeyle der ki, Orada dur bakalım, İşte orada dur artık! Bundan sonrası tufandır, Anlaşılan sıkıp sıkıştırıp alacağımız, Doldurup toplayıp yiyeceğimiz bu kadardır. ... Masal bu ya, Gökten üç elma düşmüş, Biri anlatanın, biri uykuya dalanın, Diğeri de uykudan uyananın başına olsun. ... Geçtiğimiz gün ülkede sıradan gibi görünen ama hiç de sıradan olmayan bir haber geçti ajanslar. Haber kısaydı: “Bir savcı, Adliyede, bir hâkimi kurşunladı. O anda olay mahallinde bulunan ve çay servisi yapan bir hükümlü/Adliye çalışanı ise olaya müdahale edip saldırganı etkisiz hale getirdi.”   Olayda bir savcı var, bir hâkim var, bir hükümlü var ve olay Adliyede geçiyor. Fıkra bu kadar.   Duyduğumda bir an güleyim mi ağlayayım mı bilemedim. Tuz çürüdü bugün bu ülkede.Şahrem şahrem kokuyor artık.   Bugünü unutmayın. Bugün bu ülkede bir milattır. Babam böyle durumlarda “Yazıklar olsun bize, ancak güleriz ağlanacak halimize” derdi.   Sonra bu fıkrayı anımsadım nedense. Anlatayım da burada dursun dedim. Bundan sonra her “başımıza gelenlere güleceğimiz geldiğinde” döner döner okuruz. ... Söylenip duranlara benden selâm olsun.  
Ekleme Tarihi: 16 Ocak 2026 -Cuma

Bir Varmış Bir Yokmuş…

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde,

Develer tellâl iken, pireler berber iken,

Uzak mı uzak ülkenin birinde,

Zalim ve bencil bir hükümdar varmış.

Sarayında safahat ve zenginlik içinde yaşar,

Halkının ne hâlde olduğunu umursamazmış.

Halkın fakirliği, çaresizliği apaçık ortada olsa da

Duyduklarına kulaklarını tıkar, gördüklerine itibar etmezmiş.

Halkın ödediği vergiler ağır,

Kaynaklar kıt, yiyecek iyiden iyiye azalmış.

 

Ne salgınlar ve seller, ne yangınlar ve tufanlar

Hatta ne de yokluk ve açlık

Sultanın Sarayına hiç uğramazmış.

Zaten o da bunlarla pek ilgilenmez

Sarayında eğlenceyi, çalgıyı çengiyi eksik etmezmiş.

Yediği önünde yemediği arkasındaymış.

Sofrasından kuş sütü, sarayından kahkaha eksik olmaz,

Asla itibarından zerre tasarruf etmezmiş.

 

Para bitmeye yüz tutunca da tahsildarını çağırır

Halktan vergi toplamaya gönderirmiş.

Vergi memuru da ne yapsın,

Köy köy dolaşır, halkın elindekini avucundaki toplar Saraya dönermiş.

 

Gel zaman git zaman,

Halk artık yokluktan tahsildara yalvarıp yakarmaya başlamış

Vergi memuru da buna üzülürmüş ama

Emir büyük yerden ne de olsa

Ne yapar eder halkı iknâ eder, inandırır

Hafta sekiz ay otuz,

Vatandaşın hasadını, yükünü toplar yine Saraya getirirmiş.

 

Günler günleri kovalamış,

Artık iyiden iyiye acından ölmek üzere olan halk,

Söylenmeye, sorgulamaya başlamış.

Memur bu kez zorla ve şerle de olsa

Yine de parsayı toplayıp kaçar gibi Saraya koşmuş.

Soluk soluğa Sultana olanı biteni anlatmış.

Demiş ki;

Hünkârım, halk söylenir oldu.

Ürünün hasadın çoğunu elinden alalı beri,

Derler ki; biz acımızdan ölelim mi?

Neyimiz var neyimiz yok Sultana verelim de

Taş, toprak yiyelim, bitelim mi?

 

Sultan gülümsemiş.

Uzandığı yerden doğrulmadan,

Tabaktaki salkımdan bir üzüm atmış ağzına.

Demiş ki vergi memuruna,

 

Bir dahaki sefer

Bunun iki katını al gel,

Bunlar böyledir ben bilirim,

Üç beş gün söyler, söylenir unuturlar.

 

Memur bir dahaki sefer Sultanın dediği gibi

Ürünün iki katını alır halktan,

Sonraki sefer daha da iki katını

Fakat gitgide zorlanmaya başlar bu işten

Artık ne dil dökmek, ne korkutmak işe yaramaz olur.

Halkın söylenip bağırmasından,

İtip kakmasından bunalan memur

Artık vergi toplamaya gitmeye çekinir olmuştur.

 

Günlerden bir gün tahsildar yara bere içinde Saraya koşturur.

İyiden iyiye dayak yemiş,

Halkın gazabından gözü korkmuştur.

“Sultanım, insafa gelin ne olur,

Bu gidişat iyi değildir.

Bakın ben ne hâldeyim.

Tekrar vergi diye halka nasıl gideyim?” der.

 

Sultan bir kahkaha atar.

“Bir şeycik olmaz, endişe etme sen” der.

“Bunlar böyledir ben bilirim,

Üç beş gün söyler, söylenir unuturlar” diye de ekler yine.

 

Memur çaresiz sonraki ay yine gider.

Çekine korka köye girer.

Bir de ne görsün, halk sokaklara çıkmış,

Başına huniyi geçiren eğlenir güler,

Davulu, zurnayı kapan çalar söyler,

Eline zil takan oynar dönermiş.

Bunu gören tahsildar hem şaşırmış hem rahatlamış.

Dayak yemediğinden de memnun

Güle oynaya Saraya dönmüş.

 

Demiş ki;

Sultanım, böyleyken böyle,

Halk sokaklarda şenlik yapmaktadır.

Herkes öyle neşeli, öyle keyiflidir ki

Görmesem inanmazdım.

Meğer siz ne kadar da haklıymışsınız.

Bence devam edelim vergileri artırmaya,

Hatta çifter çifter alalım bir dahaki aya.

 

Fakat Hünkârın birden yüzü düşer

Yattığı yerden fırlar.

Büyük bir ciddiyetle ve endişeyle der ki,

Orada dur bakalım,

İşte orada dur artık!

Bundan sonrası tufandır,

Anlaşılan sıkıp sıkıştırıp alacağımız,

Doldurup toplayıp yiyeceğimiz bu kadardır.

...

Masal bu ya,

Gökten üç elma düşmüş,

Biri anlatanın, biri uykuya dalanın,

Diğeri de uykudan uyananın başına olsun.

...

Geçtiğimiz gün ülkede sıradan gibi görünen ama hiç de sıradan olmayan bir haber geçti ajanslar.

Haber kısaydı:

“Bir savcı, Adliyede, bir hâkimi kurşunladı.

O anda olay mahallinde bulunan ve çay servisi yapan bir hükümlü/Adliye çalışanı ise olaya müdahale edip saldırganı etkisiz hale getirdi.”

 

Olayda bir savcı var, bir hâkim var, bir hükümlü var ve olay Adliyede geçiyor.

Fıkra bu kadar.

 

Duyduğumda bir an güleyim mi ağlayayım mı bilemedim.

Tuz çürüdü bugün bu ülkede.Şahrem şahrem kokuyor artık.

 

Bugünü unutmayın. Bugün bu ülkede bir milattır.

Babam böyle durumlarda “Yazıklar olsun bize, ancak güleriz ağlanacak halimize” derdi.

 

Sonra bu fıkrayı anımsadım nedense.

Anlatayım da burada dursun dedim.

Bundan sonra her “başımıza gelenlere güleceğimiz geldiğinde” döner döner okuruz.

...

Söylenip duranlara benden selâm olsun.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.