İNCİ GÜÇLÜER-Mimar
Köşe Yazarı
İNCİ GÜÇLÜER-Mimar
 

Hedefteki Kadim Kültür: İRAN

  İran topraklarındaki savaşın tarihi, binlerce yıllık bir geçmişe sahiptir. Coğrafya insanı, şiddet, işgal, fetihler ve nice devrimlere âşinadır. Ancak dünyanın kalanı için İran bu kadar değildir. İran dünyanın en eski uygarlıklarından biridir. Onun için Dünyanın düşünsel açıdan en gelişmiş, ilham dolu ve karmaşık uygarlığıdır demek yanlış olmaz. Öyle ki; bu kadim uygarlık, Dünyanın dört bir yanında yaşayan insanların hayatına bir şekilde mutlaka etkide bulunmuştur. Adı konulmasa da, görmezden gelinse de ve hatta başkalarına mâl edilse de tüm insanlığın hafızasında bu insanların yarattığı medeniyetin izleri vardır.   Şimdilerde türlü bahanelerle emperyalizmin hedefinde olsa da asıl hedefin bu kadim kültürü yok etmek olduğunu düşünüyorum. Hedefin İran halkının birlik ve beraberliğini bozmak, direncini kırmak olduğunu düşünüyorum. Rejimi değiştirmenin ve o rejime maruz kalan halkı kurtarmanın, saldırgan tarafın umurunda olduğunu düşünmek safdillik olurdu herhalde. Durumun “tamamen duygusal” olduğunun göstergeleri de yok değil. Yıllar içinde yakın coğrafyada her kim petrol ticaretinde doların alternatifini kullanmaya kalktıysa ortadan kaldırıldı ve ülkesi darmadağın edildi.   Fakat İran bundan çok fazlasıdır. “Hürmüz Boğazı’nı açmazsan elektrik santrallerini bombalayacağım ”diyen saldırgan emperyalizme İran’ın cevabı, anlayana sert oldu:“Elektrik santrallerini vurursan, tuz ayrıştırma tesisleri de devre dışı kalacaktır” Umarım kendini Dünyanın efendisi zanneden Beyaz Adam, tek hareketiyle tüm Dünyayı susuzluk, kıtlık ve eşi görülmemiş bir göç hareketinin domino hareketini başlatacağını anlayabilir.   Bak Beyaz Adam; kaba kuvvetine, gücüne, kudretine güvenip saldırdığın İran aklın ülkesidir. Satrancı icat etmiş bir halkın, seni kendi gücünle köşeye sıkıştıramayacağını mı düşünmüştün? Sen ikinci eli bile öngöremeden oynarken, daha beşinci hamlesinde sana Şah çekemeyeceğini mi sanmıştın? Bak Beyaz Adam; İran halkı sandığından çok fazlasıdır. Binlerce yıldır ölümün her biçimini görmüş bir halkı sıtmayla korkutamazsın. “Ne olursan ol, yine de gel” diyen ve senin daha dün keşfettiğin Mevlânâ’yı sen çok yanlış anlamışsın.Üstüne Firdevsî’den de bir alıntı yapalım sana;   “Sanma ki benim Keykavus’a ihtiyacım vardır Şu semer benim tahtım, bu miğfer tacımdır Kaftanım zırhım, kalbimse ölüme her dâim hazırdır”   İran, pek çok kişinin düşündüğünün aksine, zengin tarım alanlarına ve geniş ormanlık arazilere sahipbüyük bir ülke. Farklı iklim geçişleri nedeniyle zengin bir bitki ve hayvan çeşitliliğine sahip olağanüstü bir bölgedir. Geçmişte kendisi gibi Arap işgaline uğramış etrafındaki diğer ülkelerin aksine,Beyaz Adam’ın tabiriyle “Ortadoğu” coğrafyasında Arapça konuşmayan ve Arap emperyalizmine, mollaların tüm baskısına rağmen hâlâ dilini ve kültürünü korumaya gayret gösteren bir ülkedir.   İranlıların MÖ 2.binyılın sonlarında, yıllara yayılan kitlesel göçlerle bugün Rusya stepleri denilen bozkırdan Avrupa’ya, Hazar Denizinin doğusundan ve batısından aşağıya, Orta Asya ve Kuzey Hindistan bölgelerine yerleşen büyük bir topluluğun kolu oldukları bilinmektedir.   Geçmişte yazılı kültür kadar sözel kültürü de içselleştirmiş bir halkın, dünyaya hediye ettiği edebi miras hatırı sayılır bir boyuttadır. Özellikle şiirin ve şiirsel söyleyişin halkın gündelik yaşamına bile girdiği rahatlıkla söylenebilir. Sıradanbir İranlı, sohbetin herhangi bir yerinde, milli şairlerinden alıntılar yapabilir ya da o uzun mısraları keyifle ezbere okuyabilir. Toplum olarak tarihleri boyunca yaşadıkları işgal, katliam, acı, hüzün ve ihanet hikâyeleri edebi eserlerinde vücut bulmuştur.   Bugün yaygın olarak her kaynakta, İslam öncesi için genelde Persiya, sonrası için ise İran ismi kullanılıyor. İran ve Persiya aynı ülke olmasına rağmen, bugün bu iki isim çoğu insan için farklı çağrışımlar yapar. Persiya demek,biraz masalsı, büyülü bir Dünyadır. Persiya demek “1001 Gece Masalları”dır. Persiya, “Işık doğudan yükselir” sözündeki o “Doğu”dur. Persiya, fıskiyeli havuzlar,mis kokulu yemyeşil bahçeler, ince işçilikle ve sabırla inşa edilmiş zarif binalar, çeşit çeşit rengârenk meyveler, çiçekler, kuşlar, bülbüller, mücevherler, renkli halılar, raks eden güzel kadınlar ve kendine özgü ritmik bir müziğin ülkesi demektir. Persiya özenin, saygının, tevazuun ülkesidir. Oysa İran, tüm Dünya için olduğu kadar, kendi halkı için de öfkeli mollaların, kara çarşaflı, isimsiz bezgin kadınların, gençliğini yaşayamayan bahtsız gençlerin ülkesidir.   İran’ın kimi önemli şehirlerinde anıtsal özellikte “Şairler Kabristanı”bulunması boşuna değildir. İran’da doğmuş ve Batılıların bazılarını yeni keşfettiği çok sayıda İranlı büyük şair vardır.   Shakespeare İngilizler için neyse, Firdevsîde Fars kültürü için odur. Şehnâme yazılmasaydı Fars kültürü muhtemel ki Sâsâniler sonrasında yok olacaktı. Ömer Hayyamsadece bir şair değil, aynı zamanda önemli bir matematikçi ve astronomdu. Öklid geometrisi, binom açılımları ve ikinci derece denklemler üzerine çalışmış, Güneşin hareketlerini gözlemleyerek hazırladığı takvimi dönemin Selçuklu Sultanı’na sunmuştu. Ki bu takvim, Avrupa’da ilk kez 16. Yüzyılda kullanılan Gregoryen Takvimin de temelidir.   Sufizmin kuramcısı Gazalî ve ardılları Hallac-ı Mansur ve Senâi Pers kültürünü Arap baskısına karşı savunan şair ve filozoflar olmuştur. Hüsrev ile Şirin ve Leyla ile Mecnun’un yazarı Nizami Gencevi,Belh kentinde doğup daha sonra Anadolu’ya göç eden Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Hafızı Şirâzî, Sâdi Şirâzîde en bilinen şair ve filozoflarıdır. Şirazlı Sadi’nin Gülistan isimli eseri İranlı çocukların okuldaki temel kaynaklarından biridir. Eser 18.Yüzyılda Avrupa dillerine de çevrilmiş ve büyük ilgi görmüştür. Batılılar her yüzyılda yeni bir Pers şair keşfeder. 18.yüzyılda Sadi Şirâzî, 19.yüzyılda Ömer Hayyam, şimdilerde ise Mevlânâ Batıda ilgi odağı oldu.   Gülistan’dan alınan aşağıdaki dizeler, New York’taki Birleşmiş Milletler binasının girişinde bulunmaktadır.   “Benîâdem azayi yekdîgerend Ki der âferinîş zi yek govherend Çu uzvî ber derd avered rüzgâr Diğer uzvha râ nemâned karâr”   Naçizâne benden bir serbest çevirisiyle,   İnsanoğlu birbirinin eli koludur Çünkü varoluşunun özü aynı sudur Zaman bir uzvuna bir dert getirirse Sanmasın ki diğer uzvu huzur bulur   Savaşmayı, işgal etmeyi, kan dökmeyi kafaya koyan günümüz insanoğlu, şu evrensel öğretiden muaf olduğunu mu sanır acaba?
Ekleme Tarihi: 24 Mart 2026 -Salı

Hedefteki Kadim Kültür: İRAN

 

İran topraklarındaki savaşın tarihi, binlerce yıllık bir geçmişe sahiptir. Coğrafya insanı, şiddet, işgal, fetihler ve nice devrimlere âşinadır. Ancak dünyanın kalanı için İran bu kadar değildir.

İran dünyanın en eski uygarlıklarından biridir. Onun için Dünyanın düşünsel açıdan en gelişmiş, ilham dolu ve karmaşık uygarlığıdır demek yanlış olmaz. Öyle ki; bu kadim uygarlık, Dünyanın dört bir yanında yaşayan insanların hayatına bir şekilde mutlaka etkide bulunmuştur. Adı konulmasa da, görmezden gelinse de ve hatta başkalarına mâl edilse de tüm insanlığın hafızasında bu insanların yarattığı medeniyetin izleri vardır.

 

Şimdilerde türlü bahanelerle emperyalizmin hedefinde olsa da asıl hedefin bu kadim kültürü yok etmek olduğunu düşünüyorum. Hedefin İran halkının birlik ve beraberliğini bozmak, direncini kırmak olduğunu düşünüyorum. Rejimi değiştirmenin ve o rejime maruz kalan halkı kurtarmanın, saldırgan tarafın umurunda olduğunu düşünmek safdillik olurdu herhalde. Durumun “tamamen duygusal” olduğunun göstergeleri de yok değil. Yıllar içinde yakın coğrafyada her kim petrol ticaretinde doların alternatifini kullanmaya kalktıysa ortadan kaldırıldı ve ülkesi darmadağın edildi.

 

Fakat İran bundan çok fazlasıdır.

“Hürmüz Boğazı’nı açmazsan elektrik santrallerini bombalayacağım ”diyen saldırgan emperyalizme İran’ın cevabı, anlayana sert oldu:“Elektrik santrallerini vurursan, tuz ayrıştırma tesisleri de devre dışı kalacaktır”

Umarım kendini Dünyanın efendisi zanneden Beyaz Adam, tek hareketiyle tüm Dünyayı susuzluk, kıtlık ve eşi görülmemiş bir göç hareketinin domino hareketini başlatacağını anlayabilir.

 

Bak Beyaz Adam; kaba kuvvetine, gücüne, kudretine güvenip saldırdığın İran aklın ülkesidir. Satrancı icat etmiş bir halkın, seni kendi gücünle köşeye sıkıştıramayacağını mı düşünmüştün? Sen ikinci eli bile öngöremeden oynarken, daha beşinci hamlesinde sana Şah çekemeyeceğini mi sanmıştın?

Bak Beyaz Adam; İran halkı sandığından çok fazlasıdır. Binlerce yıldır ölümün her biçimini görmüş bir halkı sıtmayla korkutamazsın.

“Ne olursan ol, yine de gel” diyen ve senin daha dün keşfettiğin Mevlânâ’yı sen çok yanlış anlamışsın.Üstüne Firdevsî’den de bir alıntı yapalım sana;

 

“Sanma ki benim Keykavus’a ihtiyacım vardır

Şu semer benim tahtım, bu miğfer tacımdır

Kaftanım zırhım, kalbimse ölüme her dâim hazırdır”

 

İran, pek çok kişinin düşündüğünün aksine, zengin tarım alanlarına ve geniş ormanlık arazilere sahipbüyük bir ülke. Farklı iklim geçişleri nedeniyle zengin bir bitki ve hayvan çeşitliliğine sahip olağanüstü bir bölgedir. Geçmişte kendisi gibi Arap işgaline uğramış etrafındaki diğer ülkelerin aksine,Beyaz Adam’ın tabiriyle “Ortadoğu” coğrafyasında Arapça konuşmayan ve Arap emperyalizmine, mollaların tüm baskısına rağmen hâlâ dilini ve kültürünü korumaya gayret gösteren bir ülkedir.

 

İranlıların MÖ 2.binyılın sonlarında, yıllara yayılan kitlesel göçlerle bugün Rusya stepleri denilen bozkırdan Avrupa’ya, Hazar Denizinin doğusundan ve batısından aşağıya, Orta Asya ve Kuzey Hindistan bölgelerine yerleşen büyük bir topluluğun kolu oldukları bilinmektedir.

 

Geçmişte yazılı kültür kadar sözel kültürü de içselleştirmiş bir halkın, dünyaya hediye ettiği edebi miras hatırı sayılır bir boyuttadır. Özellikle şiirin ve şiirsel söyleyişin halkın gündelik yaşamına bile girdiği rahatlıkla söylenebilir. Sıradanbir İranlı, sohbetin herhangi bir yerinde, milli şairlerinden alıntılar yapabilir ya da o uzun mısraları keyifle ezbere okuyabilir.

Toplum olarak tarihleri boyunca yaşadıkları işgal, katliam, acı, hüzün ve ihanet hikâyeleri edebi eserlerinde vücut bulmuştur.

 

Bugün yaygın olarak her kaynakta, İslam öncesi için genelde Persiya, sonrası için ise İran ismi kullanılıyor.

İran ve Persiya aynı ülke olmasına rağmen, bugün bu iki isim çoğu insan için farklı çağrışımlar yapar. Persiya demek,biraz masalsı, büyülü bir Dünyadır.

Persiya demek “1001 Gece Masalları”dır. Persiya, “Işık doğudan yükselir” sözündeki o “Doğu”dur.

Persiya, fıskiyeli havuzlar,mis kokulu yemyeşil bahçeler, ince işçilikle ve sabırla inşa edilmiş zarif binalar, çeşit çeşit rengârenk meyveler, çiçekler, kuşlar, bülbüller, mücevherler, renkli halılar, raks eden güzel kadınlar ve kendine özgü ritmik bir müziğin ülkesi demektir.

Persiya özenin, saygının, tevazuun ülkesidir.

Oysa İran, tüm Dünya için olduğu kadar, kendi halkı için de öfkeli mollaların, kara çarşaflı, isimsiz bezgin kadınların, gençliğini yaşayamayan bahtsız gençlerin ülkesidir.

 

İran’ın kimi önemli şehirlerinde anıtsal özellikte “Şairler Kabristanı”bulunması boşuna değildir. İran’da doğmuş ve Batılıların bazılarını yeni keşfettiği çok sayıda İranlı büyük şair vardır.

 

Shakespeare İngilizler için neyse, Firdevsîde Fars kültürü için odur. Şehnâme yazılmasaydı Fars kültürü muhtemel ki Sâsâniler sonrasında yok olacaktı.

Ömer Hayyamsadece bir şair değil, aynı zamanda önemli bir matematikçi ve astronomdu. Öklid geometrisi, binom açılımları ve ikinci derece denklemler üzerine çalışmış, Güneşin hareketlerini gözlemleyerek hazırladığı takvimi dönemin Selçuklu Sultanı’na sunmuştu. Ki bu takvim, Avrupa’da ilk kez 16. Yüzyılda kullanılan Gregoryen Takvimin de temelidir.

 

Sufizmin kuramcısı Gazalî ve ardılları Hallac-ı Mansur ve Senâi Pers kültürünü Arap baskısına karşı savunan şair ve filozoflar olmuştur. Hüsrev ile Şirin ve Leyla ile Mecnun’un yazarı Nizami Gencevi,Belh kentinde doğup daha sonra Anadolu’ya göç eden Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Hafızı Şirâzî, Sâdi Şirâzîde en bilinen şair ve filozoflarıdır.

Şirazlı Sadi’nin Gülistan isimli eseri İranlı çocukların okuldaki temel kaynaklarından biridir. Eser 18.Yüzyılda Avrupa dillerine de çevrilmiş ve büyük ilgi görmüştür.

Batılılar her yüzyılda yeni bir Pers şair keşfeder. 18.yüzyılda Sadi Şirâzî, 19.yüzyılda Ömer Hayyam, şimdilerde ise Mevlânâ Batıda ilgi odağı oldu.

 

Gülistan’dan alınan aşağıdaki dizeler, New York’taki Birleşmiş Milletler binasının girişinde bulunmaktadır.

 

“Benîâdem azayi yekdîgerend

Ki der âferinîş zi yek govherend

Çu uzvî ber derd avered rüzgâr

Diğer uzvha râ nemâned karâr”

 

Naçizâne benden bir serbest çevirisiyle,

 

İnsanoğlu birbirinin eli koludur

Çünkü varoluşunun özü aynı sudur

Zaman bir uzvuna bir dert getirirse

Sanmasın ki diğer uzvu huzur bulur

 

Savaşmayı, işgal etmeyi, kan dökmeyi kafaya koyan günümüz insanoğlu, şu evrensel öğretiden muaf olduğunu mu sanır acaba?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.