İNCİ GÜÇLÜER-Mimar
Köşe Yazarı
İNCİ GÜÇLÜER-Mimar
 

Daha Küçük, Daha Basit, Daha Az...

Teknoloji gündelik yaşamımızı giderek daha da karmaşıklaştırırken bizi de doğadan kopardı. Kişisel hayatında bu kopuşun yarattığı boşluğu artık yoğun bir şekilde hisseden bireyler çoğaldı. Bu durumun kaçınılmaz toplumsal risklerini fark eden ileri toplumlar, yaşamlarını basitleştirme yolunda çoktan kafa yormaya başladılar bile. Bugün artık gökyüzünü delen kuleler, devasa rezidanslar, bloklar halinde yüksek beton siteler, insan ölçeğini aşan binalar inşa eden toplumlar sadece, doğaya hâlâ hükmetme hırsında olan “gelişmekte olan ülkeler” gibi görünüyor. Giderek daha fazla insan, doğaya olan özlemini dile getirir oldu. Bunun sonucunda da şehirlerden uzakta daha minimal bir yaşam tarzı talep edilmeye başlandı. Bu dönüşüm bizi nereye götürür acaba? İnsanoğlu gelecekte başladığı noktaya mı dönecek, merak konusu. Einstein‘ın Dünya’mızın geleceği üzerine söylediği  “3.dünya savaşını bilmem ama 4.dünya savaşı taşla sopayla olacak” sözü beni çok düşündürmüştür. Hızla, sahip olduğumuz bütün doğal kaynaklar ve giderek Dünya’mız elimizden kayıp gidiyor. İnsanoğlu kendi eliyle kendi habitat alanını mı yok ediyor? Savaşlar yetmezmiş gibi bir de har vurup harman savurduğumuz doğal kaynaklara olan ihanetimiz bizi nereye götürüyor? İnsanoğlunun geleceğine dair çoğu bilimkurgu sinemacının ve bilim adamının öngörüleri günümüzden yüzyıllar sonrasına atıf yapsa da, iklim krizi bizi çoktan etkisi altına aldı bile. Bu felaket senaryolarının öngörülen süreden çok önce ve bu kadar kısa sürede gerçekleşmekte olduğunu görmek epey ürkütücü doğrusu. Peki, ama bu sonuçla insanoğlu nasıl başa çıkacak? Gelecekte nerede ve nasıl yaşamını sürdürecek? Bugünkü yaşam şeklimiz ve tüketim alışkanlıklarımız sürdürülebilir mi? İşte Fransa’nın Besançon ve Kanada’nın Quebec bölgesinde inşa edilen çevre dostu ve doğayla bütünleşmiş evler “Geleceğin İnsanı” nın yaşam mekânı tercihlerini haber veriyor gibi. İnsanlar kendi kendilerine inşa edebileceği mütevazı evler talep etmeye başlamış görünüyor. Bunlar doğa içinde, insan yığınlarından, gürültüden, karmaşadan ve hatta teknolojiden uzak düşünülüyor. Demontabl, taşınabilir, sürdürülebilir ve bağımsız bir konut sistemi öneriyor. Slogan da şu; daha küçük, daha basit, daha az. Bu küçük evler genelde orman içinde yapılıyorlar ve ana yapım malzemeleri de tahmin ettiğiniz gibi ahşap. Aslında ne malzeme yeni, hatta ne de kavram. Geldiğimiz noktada ihtiyaç sonucu ortaya çıkan bu şaşırtıcı ‘’modern yaşam evleri’’ biz Türkler için eskinin modern bir yorumu aslında. Kullanıcının bizzat kendisinin ya da bir kaç ailenin bir araya gelerek “imece usulü” inşa ettiği bu evlerde her şey geri dönüşüm esasına göre kurgulanmış. Asırlardır kullanılan doğal malzemeler farklı bir form ve teknikle birleştirilmiş. Batılılar Dünyaya yeni bir inşa yöntemi ve yaşam mekânı sunduğunu düşünse de bu aslında biz Türklerin hiç de yabancısı olmadığı bir yapım tekniği. Eski Türklerin “YURT “ adını verdiği bir tür çadır tekniğinin modernize edilmiş hali gibi görünüyor. Tekrar tekrar kullanılabilir olması, çabuk kurulumu ve sökümü, hafif ve nefes alan duvarları ve sağlığa zararlı herhangi bir malzeme içermemesi öne çıkan özellikleri. Yapım sürecinin de epey eğlenceli olduğunu tahmin ediyorum. İnsan ölçeğinde olan ve asla bir villa kıvamında devasa boyutlarda tasarlanmayan bu küçük evler, bu özellikleriyle adeta günümüz insanının gereksiz tüketim hırsını ve egosunu da tedavi edecek nitelikte gibi görünüyor. Doğadaki kimi kabuklu hayvanları örnek alan yuvarlak kabuğun yüzeye yerleşimi ve pratik yapım yöntemi (geçme sistem) deprem riskini ve öngörülemeyen doğa etkilerini de en aza indiriyor. Ayrıca köşeli formların aksine bu yumuşak formun insan psikolojisi üzerinde de olumlu etkileri olabilir. İnsanda çevresiyle ve doğayla bütünleşme, değişebilirlik, esneklik duyguları uyandırarak sakinleştirici ve uzlaştırıcı bir etki yaratıyor. Bu evlerin çoğu güneş enerjisinden en üst düzeyde yararlanıyor. Hatta bazıları elektrik, telefon, bilgisayar gibi günümüz insanının bağımlısı olduğu son teknolojiyi bile reddederek planlanmış. En fazla 50-60 bin avroya (2017 verileri) ve sadece bir kaç haftada yapımını bitirebileceğiniz ve “ekolojik ev” adı verilen bu doğa dostu evlerin “mağara tipi” denilebilecek bir formda yarı yeraltında inşa edilen modelleri de var. Artık hangisi size ve “gelecek hayalinize” uygunsa…   Not: Yazım daha önce başka bir platformda 2017 yılında yayımlanmıştır.
Ekleme Tarihi: 04 Mart 2026 -Çarşamba

Daha Küçük, Daha Basit, Daha Az...

Teknoloji gündelik yaşamımızı giderek daha da karmaşıklaştırırken bizi de doğadan kopardı. Kişisel hayatında bu kopuşun yarattığı boşluğu artık yoğun bir şekilde hisseden bireyler çoğaldı. Bu durumun kaçınılmaz toplumsal risklerini fark eden ileri toplumlar, yaşamlarını basitleştirme yolunda çoktan kafa yormaya başladılar bile.

Bugün artık gökyüzünü delen kuleler, devasa rezidanslar, bloklar halinde yüksek beton siteler, insan ölçeğini aşan binalar inşa eden toplumlar sadece, doğaya hâlâ hükmetme hırsında olan “gelişmekte olan ülkeler” gibi görünüyor.

Giderek daha fazla insan, doğaya olan özlemini dile getirir oldu. Bunun sonucunda da şehirlerden uzakta daha minimal bir yaşam tarzı talep edilmeye başlandı. Bu dönüşüm bizi nereye götürür acaba? İnsanoğlu gelecekte başladığı noktaya mı dönecek, merak konusu.

Einstein‘ın Dünya’mızın geleceği üzerine söylediği  “3.dünya savaşını bilmem ama 4.dünya savaşı taşla sopayla olacak” sözü beni çok düşündürmüştür. Hızla, sahip olduğumuz bütün doğal kaynaklar ve giderek Dünya’mız elimizden kayıp gidiyor.

İnsanoğlu kendi eliyle kendi habitat alanını mı yok ediyor? Savaşlar yetmezmiş gibi bir de har vurup harman savurduğumuz doğal kaynaklara olan ihanetimiz bizi nereye götürüyor?

İnsanoğlunun geleceğine dair çoğu bilimkurgu sinemacının ve bilim adamının öngörüleri günümüzden yüzyıllar sonrasına atıf yapsa da, iklim krizi bizi çoktan etkisi altına aldı bile. Bu felaket senaryolarının öngörülen süreden çok önce ve bu kadar kısa sürede gerçekleşmekte olduğunu görmek epey ürkütücü doğrusu.

Peki, ama bu sonuçla insanoğlu nasıl başa çıkacak? Gelecekte nerede ve nasıl yaşamını sürdürecek? Bugünkü yaşam şeklimiz ve tüketim alışkanlıklarımız sürdürülebilir mi?

İşte Fransa’nın Besançon ve Kanada’nın Quebec bölgesinde inşa edilen çevre dostu ve doğayla bütünleşmiş evler “Geleceğin İnsanı” nın yaşam mekânı tercihlerini haber veriyor gibi.

İnsanlar kendi kendilerine inşa edebileceği mütevazı evler talep etmeye başlamış görünüyor. Bunlar doğa içinde, insan yığınlarından, gürültüden, karmaşadan ve hatta teknolojiden uzak düşünülüyor. Demontabl, taşınabilir, sürdürülebilir ve bağımsız bir konut sistemi öneriyor.

Slogan da şu; daha küçük, daha basit, daha az.

Bu küçük evler genelde orman içinde yapılıyorlar ve ana yapım malzemeleri de tahmin ettiğiniz gibi ahşap. Aslında ne malzeme yeni, hatta ne de kavram. Geldiğimiz noktada ihtiyaç sonucu ortaya çıkan bu şaşırtıcı ‘’modern yaşam evleri’’ biz Türkler için eskinin modern bir yorumu aslında.

Kullanıcının bizzat kendisinin ya da bir kaç ailenin bir araya gelerek “imece usulü” inşa ettiği bu evlerde her şey geri dönüşüm esasına göre kurgulanmış.

Asırlardır kullanılan doğal malzemeler farklı bir form ve teknikle birleştirilmiş. Batılılar Dünyaya yeni bir inşa yöntemi ve yaşam mekânı sunduğunu düşünse de bu aslında biz Türklerin hiç de yabancısı olmadığı bir yapım tekniği. Eski Türklerin “YURT “ adını verdiği bir tür çadır tekniğinin modernize edilmiş hali gibi görünüyor.

Tekrar tekrar kullanılabilir olması, çabuk kurulumu ve sökümü, hafif ve nefes alan duvarları ve sağlığa zararlı herhangi bir malzeme içermemesi öne çıkan özellikleri. Yapım sürecinin de epey eğlenceli olduğunu tahmin ediyorum.

İnsan ölçeğinde olan ve asla bir villa kıvamında devasa boyutlarda tasarlanmayan bu küçük evler, bu özellikleriyle adeta günümüz insanının gereksiz tüketim hırsını ve egosunu da tedavi edecek nitelikte gibi görünüyor.

Doğadaki kimi kabuklu hayvanları örnek alan yuvarlak kabuğun yüzeye yerleşimi ve pratik yapım yöntemi (geçme sistem) deprem riskini ve öngörülemeyen doğa etkilerini de en aza indiriyor. Ayrıca köşeli formların aksine bu yumuşak formun insan psikolojisi üzerinde de olumlu etkileri olabilir. İnsanda çevresiyle ve doğayla bütünleşme, değişebilirlik, esneklik duyguları uyandırarak sakinleştirici ve uzlaştırıcı bir etki yaratıyor.

Bu evlerin çoğu güneş enerjisinden en üst düzeyde yararlanıyor. Hatta bazıları elektrik, telefon, bilgisayar gibi günümüz insanının bağımlısı olduğu son teknolojiyi bile reddederek planlanmış.

En fazla 50-60 bin avroya (2017 verileri) ve sadece bir kaç haftada yapımını bitirebileceğiniz ve “ekolojik ev” adı verilen bu doğa dostu evlerin “mağara tipi” denilebilecek bir formda yarı yeraltında inşa edilen modelleri de var. Artık hangisi size ve “gelecek hayalinize” uygunsa…

 

Not: Yazım daha önce başka bir platformda 2017 yılında yayımlanmıştır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.