“İran dünyanın en eski uygarlıklarından biridir. Onun için “Dünyanın düşünsel açıdan en gelişmiş, ilham dolu ve karmaşık uygarlığıdır” demek doğru olur. Öyle ki; bu kadim uygarlık, Dünyanın dört bir yanında yaşayan her insanın hayatına bir şekilde mutlaka etkide bulunmuştur.
Adı konmasa da, görmezden gelinse de ve hatta başkalarına mâl edilse de tüm insanlığın hafızasında bu insanların yarattığı medeniyetin izleri vardır.” Demiştim konuyla ilgili bir önceki yazımda. Buradan devam etmek istiyorum izninizle.
Çünkü ABD/İsrail koalisyonunun dizginlenemez sahip olma ve yok etme hırsı, sadece bölgede şu an yaşamakta olan insanları öldürmekle kalmıyor, o insanların atalarının tüm dünyaya hediye ettiği bir büyük uygarlığı da tehdit ediyor. Hatta tehdit etmekle kalmayıp bombalıyor, yıkıp imha ediyor. Tarihin izlerini para ve güç hırsı için siliyor.
Çünkü uzun zamandır emperyalizmin hedefinde olan bu kadim kültür, şüphesiz hepimizin, tüm Dünyalıların geçmişidir, hafızasıdır. İran kültürü ve bölgedeki tarihi eserlerin çoğu “Dünya Kültür Mirası” kapsamındadır.
İran Dünyanın en gösterişli taş ve tuğladan yapılmış mimari eserlerine sahip olmanın yanı sıra demir, ahşap ve halı işçiliği ile de öne çıkar. Yıllara yayılan bir süreçte sabır, tevazu ve ince işçilik ile üretilmiş bu eserlerin her biri, bu işçilik örneklerinin hemen tümünü barındıran kadim kültürün birer özeti gibidir.
Çünkü İran özenin, saygının, tevazuun ve aklın ülkesidir. Bu kültürün her ürününde önceden çokça düşünülmüş, hesaplanmış ince detaylar ile geçmişe ve geleceğe duyulan derin saygının izlerine rastlarsınız.
İran, Darius’un görkemli başkenti Persepolis’ in, tarihi kent dokusuyla neredeyse başlı başına bir açık hava müzesi olan İsfahan’ın, mistik güzellik Gülistan Sarayı’nın bulunduğu topraklardır bugün. İran, Şiraz’ın Pembe Camisi Nasır el Mülk’ ün, Sâsâni kültürünün taşlara nakşettiği kral mezarlarından Nakşı Rüstem’in, İsfahan’ın Ali Kapı Köşkü, Cehel Sütün Sarayı, Mescidi Cuma Camisi ve daha sayısız nitelikli eserin bulunduğu topraklardır bugün.
Müzeler, tarihi kütüphaneler, anıt mezarlar, şair kabristanları, bahçeler, çeşmeler, havuzlar ile masallara ve kutsal kitaplara bile konu olmuş o yemyeşil İrem Bağları’ nın da ülkesidir İran.
“Bir bahçe kurayım ki, görsünler cennetimi
Türlü renk, türlü çiçek, hayal gücü ötesi!
Çeşit çeşit kuşların, bülbülün yanık sesi...
Benzetirdi her gören, Cennete Bağ-ı İrem’i
Fâniyi beka sanıp, aldatırdı kendini
Fakat nerede şimdi o güzelim, tüm dünyanın bahçesi,
Esti haşin bir rüzgâr, soldurdu çehresini”
Ve şimdi bunların hepsi, bir anda yok olma tehdidi altındadır.
İran’da şu ana dek 60’a yakın müze ve tarihi yapı tahrip edildi. Bombalama sonucunda Gülistan Sarayı geri dönüşü zor bir kayba uğradı. Hürremâbad Vadisi bombalandı. Yakınlarındaki Eflak Kalesi, müzeler, tarihi bina ve köprüler ile turistik merkezler hasar aldı.
Oysa 1954 UNESCO/ LAHEY Protokolleri kültür varlıklarının savaş sırasında asla hedef alınmaması gerektiğini imza altına almıştır. Dünyanın her yerinden birçok tarihi eser, üzerine mavi tabelalar konularak kayıt ve koruma altına alınmışlardır.
Bu korumanın tarihi 17.yüzyıla dek uzanır. Fakat ilk kez geçen yüzyılın başında 1899-1907 Lahey Konvansiyonu’nda “kültür varlıklarının düşman hedefi sayılamayacağı ve bunun bir insanlık suçu olacağı” karara bağlanır. Bu kararların altında ABD’nin de imzası bulunduğunu not düşelim.
Üzerindeki “mavi koruma tabelası” na rağmen son bir ay içinde İran’da birçok kültür varlığı bombalandı.
Bu açıdan değerlendirildiğinde de İran’a yapılanlar kesin olarak bir insanlık suçudur denilebilir. Tazmin edilmesi mümkün olmayan kayıplara uğramış olan İran, savaş tazminatı talep etmek hakkına sahiptir.
İran’ın UNESCO Dünya Kültür Miras’ına kayıtlı çok sayıda eserinden birkaçını hatırlayalım isterim.
UNESCO tescilli Persepolis Antik Kenti. Sanata ve mimariye gönül vermiş büyük Kral Darius’un oğulları ile birlikte büyük özenle ve yıllarca inşa ettiği anıtsal başkentidir. Günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce kurulan Antik Başkent Persepolis, zaman içinde olağanüstü zarif bir taş işçiliğiyle yapılan binaları, geniş yolları, tören alanları, heykelleri, rölyefleri, kabartmaları ve âdeta olayları hikayeleştiren resimleri ile birlikte anılır. İranlıların şehre verdiği isimle Taht el Cemşit, İmparatorluğun adeta simgesi olmuş törensel ve devasa bir zaman sahnesi gibidir. Antik kenti dolaşırken taşlara işlenen o figürler ve sahnelenen olaylar aracılığıyla eşsiz bir zaman yolculuğu yapmak mümkün olabilir.
Onlar sadece iyi savaşçılar değil, aynı zamanda bölgede üstün bir medeniyet inşa eden mimarlardı.
Bir başka UNESCO tescilli Dünya Mirası Gülistan Sarayı’dır. 16.yüzyılda Kaçar Hanedanı döneminde Tahran yakınında inşa edilen Gülistan Sarayı bölgedeki en eski binalardan biridir. Yapısındaki ince taş işçiliği ve içindeki-dışındaki zarif süslemelerle “Doğunun Versay Sarayı” olarak adlandırılan Saray eşsizdir.
Bu yapı son bir ay içinde ABD/İsrail koalisyonu tarafından yapılan bomba saldırısında ağır hasar gördü. Aynı malzemeler bulunsa bile bugün tıpatıp tamiri mümkün olabilir mi sizce?
Yine İsfahan Nakşı Cihan Meydanı, Tarihi Tebriz Kapalı Çarşısı, Şiraz’daki İrem Bağları, Yezd kentindeki Apadana Sarayı ve Rey kentindeki Tuğrul Bey anıt mezarı da Dünya kültür ve tarih mirasıdır.
Bakın bunca güzelliği bir anda yok etmek mümkün fakat onlarca yıl da verilse aynısını tekrar yapmak mümkün olmayacaktır.
İnsanlık onuru, yok etmekle değil var etmekle, insanlığın var olan değerlerine sahip çıkmakla ve korumakla yücelir.
