Siz de gece uyuyamıyorsunuz biliyorum.
Siz de endişeden, üzüntüden gülmeyi, eğlenmeyi unuttunuz eminim.
Bu topluma bu ağır gündemleri yaşatanları gelecek nesiller affetmeyecektir, inanıyorum.
Tarih bu günleri kalın harflerle not edecektir.
Şüphe yok ki şu yaşadıklarımızın üstesinden geleceğiz.Her şey geride kaldığında hatırladığımız tek şey yaşadığımız endişe ve acı değil, bu hainler olacaktır.
Oysa o kadar belliydi ki çarşambanın gelişi daha perşembeden.
Kemal Kılıçdaroğlu başından beri hep buydu, böyleydi.
Hatırlayın, siyaset gündemimize ve CHP yönetimine neredeyse birdenbire ve tepeden inme düşmüştü. Hatırı sayılır bir CHP ve siyaset geçmişi yoktu. Daha önce kimse adını bile duymamıştı. Neden bu kadar parlatıldığına şaşırmıştık. Nedenleri kısa süre sonra anlaşılacaktı.
Hatırlayın, “1 Mart Tezkeresi” nin Meclisten geçmesi açıkça Deniz Baykal’ın direnci ile mümkün olmamıştı. Bu nedenle Baykal bir anda emperyal üst aklın imha listesinde ilk sıraya yükselmişti. Türkiye’yi yönlendirmekte sürekli bazı duvarlara çarpıyorlardı. O duvarları ortadan kaldırmak için bir listeleri vardı. Adım adım ilerliyorlardı. Gazeteciler, akademisyenler, yazarlar, STK üyeleri, hatta en çok da TSK listelerindeydi. Uzun süredir faili meçhul denilen cinayetlerle birçok vatansever isim bu görünmez el ile ortadan kaldırılmış, önlerinden çekilmişti.
Kemal Kılıçdaroğlu, sakin sessiz ve güleryüzlü, eski bir bürokrattı. Bu haliyle, siyasi bir figürden çok bir “bilge insan” izlenimi bırakıyordu. Gandi yakıştırması yapıldı.
İnsanlar o günlerde Deniz Baykal’ın direngen tutumunu her tartışmanın ve çatışmanın tek nedeni sayıyordu. Sorun yaratan Baykal gitmeliydi. Kılıçdaroğlu’nun ağırbaşlı tavrı inceden yüceltiliyordu. Böylece Kılıçdaroğlu, Baykal’ın alternatifi yapıldı.
Baykal bir kaset kumpası ile derdest edildiğinde ise kendiliğinden önü açılmış oldu. Açıkça talep etmediği halde Genel Başkanlık koltuğuna oturduğunda ise gülümseyerek aldı kabul etti.
Ve bundan sonra da hep böyle oldu. Her şeyi arka planda önce hazırladı, sonra pişirdi. Yani önce birilerinin onu parlatmasını ve aday göstermesini geri planda organize etti. Sonra da gülümseyerek aldı kabul etti.
Bize de hep tıpış tıpışgidip oy vermek ve olan biteni hazmedip, sindirmek düştü.
Oysa birçok kez “bu nasıl olur” dedirten ters köşeler yaşatmıştı. Kısa sürede Partinin Atatürkçü, ulusalcı kemik kadroları kendilerini birer birer kapının dışında buldular. Cumhuriyeti kuran parti Cumhuriyetin temel ilkelerini eleştirir olmuştu. Adeta Atatürk’e bile sahip çıkmaktan imtina ediyorlardı.
Aksi yönde böyle birçok emare vardı ama kimse konduramıyordu yine de. Gandi Kemal mutlaka CHP’yi iktidar yapacaktı.
İlk kırılma 2014 seçimlerinde yaşandı. Anketlerde Cumhurbaşkanlığı içinYılmaz Büyükerşen açık ara önde görünüyordu.Fakat Kemal Kılıçdaroğlu sürpriz şekilde onun yerine aday olması için önce Abdullah Gül ile görüştü.Ardından da son gündeadını pek çok kişinin ilk kez duyduğu Ekmeleddin İhsanoğlu’ nu CHP adayı ilan ediverdi.
Kimse bunun nedenini tam olarak anlayamadı ve bu duruma en çok da rakip taraf sevindi.
Ve seçim sonucu CHP için tam bir hezimet oldu.
O günlerde seçmen de bir kırılma yaşadı. İlk kez bu seçimde seçmen Ak Parti’nin seçim yoluyla gitmeyeceği düşüncesine kapılmıştı.
Zaten bitmek bilmeyen Ergenekon ve Balyoz süreci toplumda bir infial yaratıyordu. Ne de olsa o meşum liste adım adım yürürlükteydi.
İktidar iktidarını güçlendirmek için her şeyi yapıyor dedik. Arkasında daha büyük bir plan olduğunu göremedi seçmen.
Bir yandan da CHP’nin tek kurtuluşumuz olduğu pompalanıyordu. “Hayır, öyle değil aslında” diyen ve gerçeği gören birkaç yazar ve gazeteci linç ediliyordu. Sahnede emperyal gücün maaşlı gazetecileri ve akademisyenleri vardı. Onlar her yerdeydiler. Ekranlarda ve gazete köşelerinde vatansever insanlara ateş püskürüyor, açıkça tetikçilik ve itibar suikastı yapıyorlardı. O günlerde hedefteki birçok vatansever isim kendini hapiste buldu. Yıllarca kahredildiler ve hatta kimi de oradan canlı çıkamadı.
Seçmen ise her seçimde tıpış tıpış CHP’ye oy vermeye devam etti. Başka bir alternatife gerek de görmüyordu. Gandi Kemal vardı. Güveniyordu.
Gandi Kemal ise her yenilgi sonrası kendisini yeniden Genel Başkan seçtiriyor, kucağına bırakılan makamı gülümseyerek alıp kabul ediyordu.
O günlerde asla Cumhurbaşkanı adayı olmuyor ve hatta Genel Başkanlara bunu yakıştırmadığını beyan ediyordu.
Fakat 2019 seçimleri Kemal Kılıçdaroğlu için başka bir kırılma noktası oldu. Partide yeni isimler kendisini gölgelemeye başlamıştı. Oysa bizim bilmediğimiz bir görevi vardı. Gölgede kalamazdı.
Zaman içinde gölge eden, aday olan ve olmak isteyen tüm isimleri itibarsızlaştırıp partiden uzaklaştırdı. Sonunda 2023 seçimlerinde,yine asla bir şey talep etmeden ve fakat kurduğu altılı masa ile istediği sonucu organize ederek kendisini biraz zoraki de olsa Cumhurbaşkanı adayı ilan ettirdi.
O günlerde bu gerçeği bize anlatmaya çabalayan Meral Akşener linç edildi, siyaseti bırakmak zorunda bırakıldı. Yılmaz Özdil ise kalp krizi geçirdi. 9 değil, 99 köyden kovuldu.
Oysa haklıydılar.
Gerçekten de görünenden daha büyük bir plan vardı. Türkiye, emperyalizm tarafından dizayn ediliyordu.
“Benim bugün anlatamadığımı zaman mutlaka size anlatacaktır” diyen Yılmaz Özdil’e bu millet bugün bir özür borçlu değil mi?
Ve siyasi tarihimizdeki birkaç kadın liderden biri olan Meral Akşener’e bugün bir özür borcumuz yok mu? İadeyi itibar hakları değil midir?
Ki o günlerde Akşener, Tayyip Erdoğan’ın en çekindiği rakipti. Kadındı, eğitimliydi, iyi bir hatipti. Sağlam, uzun ve temiz bir siyasi geçmişi vardı. Kitleleri peşinden sürükleyebilecek bir güce sahipti. Ondan korkuyordu Erdoğan. Erdoğan’ın hiçbir seçim konuşmasında Akşener’den asla söz etmemesinden bunu fark etmiştim. Onu her yerde her kanalda engelletmiş, asla söz konusu edilmesini istememişti.
Ve nitekim süreç içinde, kendi yöntemleriyle çetin bir rakibini daha siyaset sahnesinden atmış, ekarte etmiş oldu.
Bugün Kemal Kılıçdaroğlu iki yıldır uzak kaldığı makamına geri dönüyor. Hatta yine sözde hiç talep etmeden, kolluk kuvvetlerinin yardımıyla Genel Merkeze baskın yaparak giriyor.
Belli ki Türkiye’de önümüzdeki günlerde yapılacaklar için Kemal Kılıçdaroğlu önemli bir figürdür. Peki ama onsuz yapılamayan şey nedir? 13 yıllık başarısız Genel Başkanlığının ardından, makamını kaybettiğinde evine dönmek yerine bir çalışma ofisi kiralamasını gerektirecek bilmediğimiz meş’um görev nedir?
Ve şimdi ne olacak?
Gandi Kemal kaldığı yerden devam edebilir mi?
Biz kaldığımız yerden tıpış tıpış CHP’ye oy vermeye devam edebilir miyiz?
Bu CHP, Cumhuriyeti kuran CHP midir?
Bu CHP hâlâ Atatürk’ün kurduğu parti midir?
Bu CHP hâlâ Devletin kurucu ilkelerine sahip çıkan CHP midir?
Görünen o ki Meclis aritmetiği, Cumhurbaşkanı’nın millete rağmen yapacakları için çok önemlidir. Belki de yapılması gereken, bu aritmetikte kendisine ve Kemal Bey’e bir ters köşe yapmaktır.
Biz de böylece görmüş olalım, Mecliste CHP sıralarında kaç vatansever milletvekili var, kaç siyasi rantçı var.
