Bu günlerde herkesin hesabı, yapıştığı koltuğu, makamı bırakmamak için her ne gerekiyorsa yapmak üzerine kurgulanıyor.
Hatırlayacaksınız Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçim sırasında seçmenleri ikna etmek için elini masaya vurarak söylediği başlıktaki bu sözler, biraz da rakibine gözdağı vermek için söylenmişti. Fakat bugün kendi partisindeki rakiplerine de söyleyeceği kimin aklına gelirdi.
Sadece o değil, Cumhurbaşkanı Erdoğan da, 24 yıldır oturduğu makamı bırakmamak için Meclis aritmetiğini değiştirme hedefli transferlerden tutun, yargı yoluyla Belediye Başkanlıklarına el koyarak seçmenin kararlarını hiçe saymaktan ve yasal seçim takviminin arkasından dolanmaya kadar her yolu deniyor.
Keşke bununla kalsa ama bununla da bitmiyor. Ülkemize “mülteciyim, savaştan kaçtım” bahanesiyle buyur edilen milyonlarca yabancı uyruklu kaçak ve göçmen de, sanki masaya elini vurmuş gibi vatanlarına geri dönmemekte kararlılar.
Öyle görünüyor ki on yıllardır adım adım zemini hazırlanan bir rejim değişimi ile ülkemiz sınırları da değiştirilecek. Ve bugün artık son düzlükteyiz.
Daha 2010 yılında birdenbire Suriye sınırımızdaki mayınların temizlenmesi kararı alındığında herkes nedenini anlamaya çalışmıştı. 1954 yılında sınır güvenliğimizi sağlamak gibi çok haklı gerekçelerle 900 km’lik sınır boyunca döşenen mayınların kaldırılması için, Avrupa neden bu kadar ısrarcıydı? Aslında bunun için daha 2003 yılında Ottawa Anlaşması ile düğmeye basılmıştı. Hükümet bu vahim kararın altına sessiz sedasız imza atmıştı.
Mayın temizliği biter bitmez ne gariptir ki Suriye’de bir iç savaş başladı. Mayın temizliği planının perde arkası o günlerde anlaşıldı çünkü hemen ardından da sınırımızdan kontrolsüzce Suriyeliler akın etti. Gördük ki insani bir sözleşmenin gereği imiş gibi sunulan korkunç plan, aslında Türk Milletine kurulan bir tuzaktı.
O günden sonra Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Demografik yapımız hızla değişti. Yıllarca süren bir ekonomik kriz girdabına girdik ve hâlâ da çıkamadık.
Ülkenin asli unsurları olan Türkler, sayıları her geçen gün artan sığınmacılar yüzünden,bugün hâlâher gün sırtına yüklenen yeni vergiler ve enflasyonla mücadele ediyor.
Hangi hükümet kendi vatandaşlarını açlığa ve sefalete maruz bırakmak ve barınma sorunlarıyla çıkmaza sürüklemek pahasına başka ülkelerin vatandaşlarına sınırlarını ve kaynaklarını açar?
“Mülteci ve geçici sığınmacı” dediğiniz insanların başka bir ülkeye kitlesel bir göç hareketi yaratması kabul edilemez. Bu insanlar milyonlarla değil, ancak yüzlerle, en fazla binlerle ifade edilebilir.
Dünyada bunun bir örneği daha yok. Bugün hiçbir Avrupa ülkesinde sayıları milyona ulaşan Suriyeli mülteci ve sığınmacı yok. Buna rağmen İtalya, İngiltere, Fransa ve hatta Almanya gibi büyük ve refah ülkelerinde bile halk ses yükseltiyor. Sokaklarda mülteci karşıtı pek çok protesto gösterileri yapılıyor. Bu nedenle hükümetler değişiyor.
Biz mi? Biz sadece bekledik. Çünkü Ak Parti Hükümeti Türk Milletine bir söz verdi: Savaş bitince vatanlarına geri dönecekler.
Üstelik Avrupa ülkeleri bu kontrolsüz kaçak ve sığınmacıların Avrupa’ya geçişlerini önlemek için Ak Parti Hükümeti ile geri kabul anlaşmaları yaptılar. Ki bu “Batının Jandarmalığı” görevinin bizim için daha da vahim sonuçları oldu.
Artık sadece Suriye’den değil, Dünyanın her yanından sayısı ve kimliği belirsiz kaçak ülkemize akmaya başladı. Kısa sürede suç örgütlerinin Dünyadaki ana merkezi haline geldik. Sadece güney illerimiz değil artık tüm şehirlerimiz güvenli olmaktan çıktı. Her geçen gün, hemen her yerden Ortadoğulu, Uzak Doğulu ve hatta Afrikalı yabancıların karıştığı soygun, tecavüz ve cinayet haberleri geldi. İnsanlarımız sokağa çıkmaya korkar hale geldi.
O günlerde hükümet, ortamı yatıştırmak için sürekli savaş bitince geri dönecekleri sözünü tekrarlıyordu. Oysa bugün savaş biteli neredeyse iki yıl olmasına karşın çoğu geri dönmedi.
Geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin Şam Büyükelçisi’nin açıklamaları ile Türk halkına yaklaşık 15 yıldır yalan söylendiği anlaşıldı.
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, sosyal medyasından Şam Büyükelçimiz Nuh Yılmaz’ın bir röportajını paylaştı. Büyükelçi Yılmaz,“Ak Parti hükümetinin artık Suriyelilerin geri dönüşü gibi bir gündemi kalmadığını” açıkça beyan etti. “Suriyeliler artık ülkemize uyumlanmışlardır ve çoğu bireriş insanı olarak ekonomim izi canlandırmışlardır” diyerek milyonlarca yabancıya vatandaşlık verileceği sinyalini verdi.
Ümit Özdağ ayrıca hatırlattı ki; zaten eski İç İşleri Bakanımız Süleyman Soylu’nun“Ben 2,5-3 milyon Suriyeliye vatandaşlık verilmesini sağlayarak, Sn.Cumhurbaşkanımıza seçim kazandırmış bir İç İşleri Bakanıyım.” itirafı da önümüzde beliren korkunç yeni niyeti işaret ediyor.
Savaş bittiği halde bugüne dek sadece 700 bin Suriyeli ülkesine geri dönüş yapmış.
Yıllarca bu konuyu gündeme getirip olası sonuçlarını anlatan fakat sürekli Arap düşmanlığı ile ırkçılıkla suçlanan Ümit Özdağ, bugün çok haklı olarak hepimiz adına sormuş: “Hani savaş bitince döneceklerdi? Yıllarca Türk Milletini dönecekler diye oyalayanlar şimdi kalacaklar diyor. Türk milleti böyle uyumaya devam ederse tarihinin en karanlık kâbusunu yaşayacaktır”
Öyle görünüyor ki koltuğunu korumak isteyen hiç kimse Türk devletinin ve Türk Milletinin âkıbetini önemsemiyor. Hiç kimse ne işgal ettiği makamı, ne de sığınmacı adı altında işgal ettiği ülkeyi bırakıp gitmeye niyetli değil.
Dikkat edin son günlerde bir “Osmanlı millet sistemi” sıklıkla dillendirilmeye, parlatılmaya başladı. Toplum buna hazırlanmak isteniyor. Oysa orada bir millet değil ümmet olduğu için o sistem yürümemiş ve imparatorluk zaten bu nedenle yıkılmıştı. Türk Milleti o günlerde Batının imha planından uzun bir varoluş mücadelesi ile ve Atatürk sayesinde kurtulabilmişti.
Emperyal Batılıların dayatmasıyla aynı hataya tekrar düşmek bir gaflet değilse nedir?
Bundan iki yıl önce yeni ve anlamsız bir açılım sürecini başlatırken “Çok şey değişecek, umarım Türkiye değişmez” diyen Devlet Bahçeli, kendisine verilen görevin bu vahim sonuçlarını gerçekten göremediği için mi böyle söylemişti?
Sonunda değişen sadece ülkenin yönetim biçimi ve sınırları olmayacak gibi görünüyor. İstenen odur ki; her şey bittiğinde bu topraklarda Türk’üm diyen bir kişi kalmayacaktır.
Yeni Dünya Düzeni güzergâhında, Orta Doğu’da 1919’dan beri ulus devletlerin engeline takıldıklarını söyleyen ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, açıkça bu düzende, bu topraklarda en ihtiyaç duyulmayan şeyin bir Türk Devleti olduğunu itiraf etmemiş midir?
Bu derin uykumuzdan, günün birinde elimizde Türkiye Cumhuriyeti kimliğimiz ve fakat Vatansız ve Devletsiz olarak ortada kalakaldığımızda uyanmış olmayız umarım.
