İNCİ GÜÇLÜER-Mimar
Köşe Yazarı
İNCİ GÜÇLÜER-Mimar
 

Çarşambanın Gelişi Perşembeden Bellidir

Güzel Türkçemizde haftanın her bir gününün diğerinden farklı göndermeleri vardır. Atasözlerimizde ve deyimlerimizde yer bulmalarının özel anlamları olsa gerek. Her birinin Atalarımızdan bize miras kalmış, değerli birer öğüt olduğunu düşünürüm. Görünenden daha derin anlamları olduğundan da eminim. Doğru ve yerli yerinde kullanmaya gayret ederim. Kimilerini bugünkü güncel hayatımızdan damıtıp, yakın zamanda biz eklemişiz. Çok beğeniyorum ve kullanıyorum.  Bazıları da eskiden beri yaygın olarak kullandığımız özlü sözlerdir. Fakat son zamanlarda fark ettim ki bazıları yanlış telaffuz ediliyor. Bu konuda bir kafa karışıklığı var sanıyorum. Üzerlerine biraz düşünelim istedim. Söylenmek istenen öz, verilmek istenen öğüt nedir, irdelemek istiyorum. Misal;“Pazartesi Sendromu” tabiri son yıllarda dilimize iyice yerleşti. Neden? Pazartesi günü tatil gününün ardından gelen ilk çalışma günüdür. O gün uyanmak, işe veya okula gitmek karın ağrısına bile neden olur. Herkes hemfikirdir ki; Pazartesi mecazen bir hastalık nedenidir. “Salı olur, sallanır” denir. O gün önemli bir işe başlanmaz. Başlanan işin sorunlu biteceği, hatta bitmeyeceği varsayılır. Biraz itidalli, temkinli olunur. Hatta durulur, beklenir. Atalarımız Salıyı neden böyle yaftalamış bilmiyorum ama bugün dahi Salıdan biraz korkulur. Perşembe ise sükûnetin, dinginliğin günüdür. Sonu hayırlı olsun istenen işlerin başlatıldığı bir gündür. Biraz dini altyapısı da olsa gerek, Cuma da böyle addedilir. Fakat sanıyorum Çarşamba günü haftanın en kaotik, en karmaşık günüdür. Her şeyin üst üste üzerimize geldiği ve haftanın en öngörülemez günü addedilmiştir. Çarşamba günleri sanki yaklaşan bir sorun yumağı misalidir. Öyle ki; örneğin bir mekâna giren kişi, ortamdaki başa çıkılamaz bir dağınıklığı ve düzensizliği anlatmak için “Çarşamba Pazarı gibi” tabirini kullanır. Belki de bu nedenle Atalarımız,yaşadığımız her haftanın bir döngüsel düzeni olduğunu bize hatırlatmak istemiş olabilirler. Çarşambanın karmaşasından Perşembeye sığınan kişiyi sarsıp kendine getirmek için bu öğütün verildiğini düşünüyorum. Yani “Çarşambayı atlatıp Perşembeye erdim” diye sevinen kişiye “önünde nur topu gibi yeni bir Çarşambanın daha durduğunu” hatırlatmak istemiş olabilirler. Sanıyorum tam da bu nedenle “Çarşambanın gelişi daha geçen Perşembeden belliydi. Bu düştüğün karmaşa için o günden önlemini alacaktın. Şimdi boşuna ağlama” demek istemiş olabilirler. Yoksa elbette herkes biliyor ki; Salıdan sonraki günÇarşamba, ondan sonraki de Perşembedir. Atasözlerimiz bu kadar sığ ve bilinen bir gerçeği hatırlatıyor olamaz. Bence her Atasözü üzerinde düşünülmeyi, doğru kullanılıp sahip çıkılmayı hak ediyor. Kültürümüzün ve tarihi birikimimizin bu en değerli parçalarını çok önemsiyorum. Atasözlerimizi çokça kullanmayı ve vermek istedikleri öğütlerin anlamları üzerine kafa yormayı seviyorum ve bunu kendime bir görev addediyorum. Ayrıca “Çarşambanın gelişi daha Perşembeden belliydi” sözü ülke olarak içinde bulunduğumuz şu kaotik ortamı ve can yakan gerçeğimizi tam olarak açıklayan ve anlatan bir serzeniş değil midir? Aklın neredeydi birader? Fark etmedin mi yaklaşan yangını daha geçen Perşembeden? Şimdi hiç ahlanıp vahlanmayacaksın. Kendi düşen ağlamaz. Sen Çarşambanın dibindesin şu an. İş başa düştü artık, kalkıp mücadele etmenin vaktidir. Yok, öyle “kervan yolda düzülür”deyip kadere teslim olmak. Hiçbir değerini, varlığını yabancının, hainin ellerine teslim etmeyeceksin. Bu topraklarda doğduysan görevlisin. Senin sahip çıkılacak bir Vatanın, bir kültürün, dilin ve tarihin var. Zaten ne demiş Atalarımız: Hamama giren terler. NOT: Kervan da yolda düzülür, dizilmez efendim. Atasözümüzdeki “düzmek” fiili, bir şeyi zaman içinde ekler yaparak oluşturmak, günden güne geliştirmek anlamının karşılığıdır. Dizmek ise zaten var olan bir şeyi bir düzen dâhilinde sıralamaktır. Bu da yanlış kullanmaya başladığımız bir diğer Atasözü idi. Bu vesileyle gündeme getirmek istedim.  
Ekleme Tarihi: 09 Haziran 2026 -Salı

Çarşambanın Gelişi Perşembeden Bellidir

Güzel Türkçemizde haftanın her bir gününün diğerinden farklı göndermeleri vardır. Atasözlerimizde ve deyimlerimizde yer bulmalarının özel anlamları olsa gerek.

Her birinin Atalarımızdan bize miras kalmış, değerli birer öğüt olduğunu düşünürüm. Görünenden daha derin anlamları olduğundan da eminim. Doğru ve yerli yerinde kullanmaya gayret ederim.

Kimilerini bugünkü güncel hayatımızdan damıtıp, yakın zamanda biz eklemişiz. Çok beğeniyorum ve kullanıyorum.  Bazıları da eskiden beri yaygın olarak kullandığımız özlü sözlerdir.

Fakat son zamanlarda fark ettim ki bazıları yanlış telaffuz ediliyor. Bu konuda bir kafa karışıklığı var sanıyorum. Üzerlerine biraz düşünelim istedim. Söylenmek istenen öz, verilmek istenen öğüt nedir, irdelemek istiyorum.

Misal;“Pazartesi Sendromu” tabiri son yıllarda dilimize iyice yerleşti. Neden? Pazartesi günü tatil gününün ardından gelen ilk çalışma günüdür. O gün uyanmak, işe veya okula gitmek karın ağrısına bile neden olur. Herkes hemfikirdir ki; Pazartesi mecazen bir hastalık nedenidir.

“Salı olur, sallanır” denir. O gün önemli bir işe başlanmaz. Başlanan işin sorunlu biteceği, hatta bitmeyeceği varsayılır. Biraz itidalli, temkinli olunur. Hatta durulur, beklenir. Atalarımız Salıyı neden böyle yaftalamış bilmiyorum ama bugün dahi Salıdan biraz korkulur.

Perşembe ise sükûnetin, dinginliğin günüdür. Sonu hayırlı olsun istenen işlerin başlatıldığı bir gündür. Biraz dini altyapısı da olsa gerek, Cuma da böyle addedilir.

Fakat sanıyorum Çarşamba günü haftanın en kaotik, en karmaşık günüdür. Her şeyin üst üste üzerimize geldiği ve haftanın en öngörülemez günü addedilmiştir. Çarşamba günleri sanki yaklaşan bir sorun yumağı misalidir. Öyle ki; örneğin bir mekâna giren kişi, ortamdaki başa çıkılamaz bir dağınıklığı ve düzensizliği anlatmak için “Çarşamba Pazarı gibi” tabirini kullanır.

Belki de bu nedenle Atalarımız,yaşadığımız her haftanın bir döngüsel düzeni olduğunu bize hatırlatmak istemiş olabilirler. Çarşambanın karmaşasından Perşembeye sığınan kişiyi sarsıp kendine getirmek için bu öğütün verildiğini düşünüyorum.

Yani “Çarşambayı atlatıp Perşembeye erdim” diye sevinen kişiye “önünde nur topu gibi yeni bir Çarşambanın daha durduğunu” hatırlatmak istemiş olabilirler. Sanıyorum tam da bu nedenle “Çarşambanın gelişi daha geçen Perşembeden belliydi. Bu düştüğün karmaşa için o günden önlemini alacaktın. Şimdi boşuna ağlama” demek istemiş olabilirler.

Yoksa elbette herkes biliyor ki; Salıdan sonraki günÇarşamba, ondan sonraki de Perşembedir. Atasözlerimiz bu kadar sığ ve bilinen bir gerçeği hatırlatıyor olamaz. Bence her Atasözü üzerinde düşünülmeyi, doğru kullanılıp sahip çıkılmayı hak ediyor. Kültürümüzün ve tarihi birikimimizin bu en değerli parçalarını çok önemsiyorum. Atasözlerimizi çokça kullanmayı ve vermek istedikleri öğütlerin anlamları üzerine kafa yormayı seviyorum ve bunu kendime bir görev addediyorum.

Ayrıca “Çarşambanın gelişi daha Perşembeden belliydi” sözü ülke olarak içinde bulunduğumuz şu kaotik ortamı ve can yakan gerçeğimizi tam olarak açıklayan ve anlatan bir serzeniş değil midir?

Aklın neredeydi birader? Fark etmedin mi yaklaşan yangını daha geçen Perşembeden? Şimdi hiç ahlanıp vahlanmayacaksın. Kendi düşen ağlamaz. Sen Çarşambanın dibindesin şu an.

İş başa düştü artık, kalkıp mücadele etmenin vaktidir.

Yok, öyle “kervan yolda düzülür”deyip kadere teslim olmak. Hiçbir değerini, varlığını yabancının, hainin ellerine teslim etmeyeceksin. Bu topraklarda doğduysan görevlisin. Senin sahip çıkılacak bir Vatanın, bir kültürün, dilin ve tarihin var.

Zaten ne demiş Atalarımız: Hamama giren terler.

NOT: Kervan da yolda düzülür, dizilmez efendim. Atasözümüzdeki “düzmek” fiili, bir şeyi zaman içinde ekler yaparak oluşturmak, günden güne geliştirmek anlamının karşılığıdır. Dizmek ise zaten var olan bir şeyi bir düzen dâhilinde sıralamaktır.

Bu da yanlış kullanmaya başladığımız bir diğer Atasözü idi. Bu vesileyle gündeme getirmek istedim.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
İpek
(10.06.2026 13:01 - #5798)
Atasözlerinin toplumsal birer erken uyarı sistemi olduğunu ve ülkenin içinde bulunduğu kaotik gerçeği muazzam bağdaştırmışsınız. 'Kendi düşen ağlamaz' sözünün ağırlığı altında ezilenlere inat, mücadele vaktini hatırlatan kaleminize sağlık...
İnci Güçlüer Ne güzel yazdınız. Elinize sağlık. Bir önceki yazım için "Sözün aslı öyle değil" diyen bir okuyucuma cevaben bu yazıyı kaleme almak gereği duydum aslında. İlginize teşekkür ederim. Selâmlar,
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.