Çok yoğun siyasi gündemlere maruz kaldığımız şu günlerde bir yandan da neredeyse ülkenin her tarafından“acele kamulaştırma” haberleri geliyor. Kimi bir inşaat projesine ayırıldığı için, kimi maden sahası olarak atandığı için, kimi de “bölgede petrol arayacağız” denilerek ormanlar, tarım alanları veya kişisel mülklerCumhurbaşkanlığı kararnamesiyle bir gecede el değiştiriyor.
Aslında haber yapılmadıkları için “haberleri geliyor” demek de yanlış olur. Dolayısıyla resmi TV kanallarında kendisine yer bulamayan bu önemli haberler, birkaç gazeteci ve bağımsız haber kanalı daolmasa,bize, yani vatandaşa ulaşamayacak.
Her şey bundan yıllar önce 2011’de Kanal-İstanbul projesinin duyurulmasıyla başladı. Bölgede büyük çapta bir değişiklik olacağı belliydi ki proje, halka bizzat Cumhurbaşkanı tarafından“Çılgın Projem” adıyla gururla tanıtıldı.
Proje, İstanbul Tekirdağ sınırında başlayan ve Karadeniz ile Marmara Denizini birbirine bağlayan yapay bir Boğaz yolu yaratma çabasıydı. Buna birdenbire neden ihtiyaç duyulmuştu? Fizibilite çalışmaları yapılmış mıydı? Kâr-zarar analizleri ne söylüyordu?
Belki de milyonlarca ağacı, sayısız canlı türünü ve 86 milyon vatandaşın hayatını etkileyecek bu fikir, öyle çalakalem başlanacak bir TOKİ projesi değildi.
Dahası bu projeyle Montrö Anlaşması delinebilir miydi? Öyleyse ardından başımıza neler gelecekti? Niyet neydi?
Anlaşılamayan nedenleri bir yana, böylesi büyük bir proje bütçeye nasıl bir yük getirecekti?
Hükümet yıllardır halkın her talebine ve ihtiyacına, bütçe yokluğundan, krizden dert yanıp olumsuz cevap verirken bu da nereden çıkmıştı? Bu devasa projenin kaynağı ne olacaktı?
Halkın bu haklı sorularına cevap vermek ve onay istemek yerine bir oldu-bitti ile apar topar projeye başlandı.
İnşaat başlayınca bu çılgın projenin aslında yine devasa bir inşaat planı olduğu anlaşıldı. Öyle ki, bu nedenle bölgedeki gözbebeğimiz tüm ormanlık alanlar,dereler, barajlar, su havzaları, tarım alanları ve yerleşim alanları yok olma tehdidi altında kalacaktı.
Üstelik bu çılgın tehdit öylesine büyüktü ki,sadece İstanbul’un değil, bütün ülkenin geleceğini etkileyecek boyutta sonuçları olacağı öngörülüyordu.Geri dönüşü olmayan bir çevresel ve biyolojik yıkıma neden olması bir yana siyasi ağır bedelleri de olacaktı.
Birkaç duyarlı akademisyenin ve hukukçunun konu üzerine yazdığı analizler ve makaleler yayınlandı. Kimi STK tarafından bilimsel veriler ışığında hazırlanmış raporlar açıklandı. Bu çılgın inşaat projesinden hükümeti vazgeçirmek için itirazlar ve davalar gündeme geldi.
Fakat heyhat, hiçbir şey inşaatı durduramadı.
Araya beklenmedik bir pandemi sürecigirdi.
Hemen ardından başlayan vehâlâ içinden çıkamadığımızağır bir ekonomik krize maruz kaldık.
Ve hatta 2023 depremleri nedeniyle bile proje hız kesmedi. Nedense her şeye ve herkese rağmen proje asla durdurulmuyor, iptal edilmiyordu.
Bu ülkeye ve millete, projenin vazgeçilmez faydası neydi anlaşılamadı.
Sanki birilerine bizim bilmediğimiz bir söz verilmiş gibiydi.
Topraklarımıza, ekolojik ve biyolojik varlığımıza, geleceğimize kast edeceği çok açık olan bu proje neden ısrarla yapılıyor? Milletin yararına olmaktan çok uzak olduğu bilimsel raporlarla açıkça ortaya konmuş ve ileride ağır bedeller ödeyeceğimiz belli olan bu projebir türlü durdurulamıyor.
Ve bugünlerde tüm Trakya bölgesinde taşınmazlara yönelik başlayan yeni bir “Acele Kamulaştırma” dalgası gündeme geldi. Gerekçesi Resmi Gazete’de, petrol ve doğalgaz arama faaliyetleri için TPAO’ya verilen geniş yetki kapsamındadır şeklinde açıklanıyor.
Bu kararın Kanal-İstanbul projesiyle bağlantısı nedir?
Bütün Trakya bölgesini kapsayan böyledevasa ve şaşırtıcı bir kamulaştırma girişimi kabul edilebilir mi?
Daha doğrusu yapılan “bu şey” kamulaştırma adıyla normalleştirilebilir mi?
Bölgede bir şeyler oluyor.Vatan toprağı üzerine ve vatandaştan habersiz olarak, onun adına yapılan olası gizli anlaşmaların sonuçları vahim olacaktır.
…
Bu vahim projenin sonuçları birçok yetkin isim tarafından yıllardır pek çok platformda ve defalarca anlatıldı. Ne kadar tekrar etsek azdır diyerek gündeme geldikçe yazmadan edemiyorum. İçimiz yanıyor.
Yıllardır her şeye rağmen projenin hâlen devam etmesini Türk Milleti değerlendirecektir mutlaka.
