Okullar açılıyor. Hatta mini mini birler için “Uyum Haftası” adı altında yeni dönem başladı bile.
Aileleri bir telaş, ilk kez okula gidecek çocukları da tatlı bir heyecan sarmış olmalı.
Bu günlerde öğrencilerin okul kıyafetleri, çantası, defteri, kitabı, hatta okul servisi, evlerin ana gündemi oldu.
Çocuklarımızı sadece fiziki ihtiyaçlarını tamamlayarak değil, ruhen de okul hayatına hazırlamamız gerektiğini unutmayalım. Bu önemli görevi sadece okul ortamına ve öğretmenlere bırakmayalım.
Okul hayatına adım atan her çocuk aslında mecâzi anlamda bir ayakkabı edinir. Yani önce kendine ait bir kişisel alanı olduğunu keşfeder. Ardından ailesi dışında bir büyük toplumun da parçası olduğunu fark eder ve zamanla buna uyum sağlar.
Giderek bir görev bilinci edinip kişiliğini geliştirmeye, toplumun bir bireyi olarak kendisini tanımaya başlar. Böylece kendisini yaşıtları arasında var edip, yetişkinliğe adım atar.
Bu sorumluluk bilincini oluşturması, daha sonraki yetişkinlik hayatının başarısı için çok önemli olacaktır.
Ebeveynlerin bu sürece bilinçli katkı verip, farkındalık sürecini desteklemesi çocuğun bağımsız, sorumluluk sahibi ve toplumla uyumlu bir birey olarak büyümesini sağlar.
Ülkemizde ne yazık ki, hâlâ bir “Anne-Baba Okulu” bulunmadığı için bu süreci aileler el yordamıyla yönetiyorlar. Ancak kendi ailelerinden gördükleri kadarıyla çocuklarını hayata hazırlamaya çalışıyorlar.
Bu temel “Ebeveyn Eğitimi” eksikliği, aynı yaşta ve aynı sınıftaki çocukların ilerleyen yıllarda birbirlerinden çok farklı bilinç düzeyinde olmalarına neden olmaktadır. Bilinçli yönlendirilmeyen çocukların ilerleyen yıllarda amaçsız, hedefsiz ve mutsuz ergenlere dönüştüğünü görmek çok üzücü bir gerçeğimiz.
Fakat bundan belki daha vahimi, çocukların aileleri tarafından hatalı yönlendirilmesi veya tamamen kendi haline bırakılmasıdır. Çoğunlukla bu çocukların yanlış yollara savrulduğu, yanlış tavırlarının sorumluluğunu almaktan uzak, bencil ve şımarık ergenler olarak topluma kök söktürdükleri gerçeğiyle baş başa kalıyoruz. Hatta bu nedenle suç örgütlerinin eline düşüp, hayatı karartılan kimi çocukları, sonradan devletin ıslah etmesinin de zorluğu ortadadır.
Bu sorumluluğu sadece okullara, müfredata ve öğretmenlerin üzerine yıkmak büyük insafsızlık olur. Elbette ilköğretim kurumları çocuklarımız için sadece öğretim değil, aynı zamanda birer kişisel eğitim alanıdır. Fakat eğitimin en büyük sorumluluğu daima ailelerdedir. Çocuklarımızı ancak biz, doğruda ısrar edersek, hatasında uyarır, düzeltirsek doğru alışkanlıklar kazandırabiliriz.
Fakat bizim de bu konuda öyle çok “doğru bilinen yanlış” alışkanlığımız var ki… Üzerine bir an önce düşünmeliyiz derim.
Misal, toplum olarak henüz 8-10 yaşındaki çocuklara “Büyüyünce ne olacaksın” diye sormayı çok severiz. Oysa hepimiz çocuk olduk ve bu soru her çocuk için can sıkıcıdır.
O yaşlarda bir çocuk ne kendini tanıyordur ne de birkaç meslek dışında bir meslek ufku edinebilmiştir. Bu soru, çocuğu zamansız olarak köşeye sıkıştırıp, tatsız bir sınır çizmekten ve ufkunu daraltmaktan başka bir işe de yaramaz zaten.
O yıllarda “ben astronot olacağım” diyen kaç çocuk bugün astronot olmuştur ki acaba?
Oysa Japonlar hiç kimseye “ne iş yapıyorsun?” diye sormazmış. Bunun yerine “Sabahları uyanma nedenin nedir?” diye sorarlarmış. Çok sevdim.
Zaten esaslı bir sebebi olan herkes, sabahları yataktan sevinçle kalkmaz mı?
Japonlar çocuklarına da “Büyüyünce ne olacaksın” diye sormak yerine “Büyüyünce neler yapacaksın” diye sorarlarmış.
Tek bir doğru sorunun bile, bir çocuğun hayal gücü üzerinde ne büyük fark yaratabileceğini düşündüm.
Bugün bir şeyler yapmak yerine “bir şey olmak” hırsıyla yetişkin olmuş ne çok sorunlu insanla uğraşıyoruz toplum olarak. Her meslekte ve her kademede bu sorunlu insanlara rastlamıyor muyuz? Toplumu zehirleyen bu “bir şey olma” düşüncesi değil midir?
Japon toplumu Batılıların aksine “bir şey olmayı” değil “bir şeyler yapmayı” önemsiyor.
Bu sizce de çok değerli ve farklı bir bakış açısı değil mi?
Belki de bu sayede, Japonlar hâlâ ahlâk ve tevazu sahibi bir üretim toplumudur.
Toplumsal sorunlarımızı çözmek için öncelikle bireyin gelişimine odaklanmamız önemli. Bakış açımızı değiştirmedikçe de bu konuda bir fark yaratabilmemiz mümkün görünmüyor.
Yeni eğitim ve öğretim yılının hepimizde farkındalık ve fark yaratması dileğiyle,
